Günümüz insanı öz benliğine yabancı hale geldi. Nefsimizin sonsuz isteklerinin rüzgârında savrulmak, telafisi zor travmaları da beraberinde getiriyor.
Gereksiz fazla yük yüklüyoruz zihnimize, bu durumun yorgun düşürdüğü ruh çaresizliğin girdabında kıvranıyor özgürlüğe ulaşıp hür olayım diye.
Nedir bu yük? Derseniz… Kinlerimiz, öfkelerimiz, nefretimiz, sevgi eksikliğimiz, başkalarının ne yaptığını merak edip ettiğimiz dedikodularımız.
Bu saydıklarım ve bu manada çoğaltabileceğimiz gereksiz yükler, kalbi, zihni, ruhu ve dahi bedeni yorar. Belki elli altmış kilo yük kaldırabiliriz… Ancak 150 kilo kaldırabilir miyiz? Maalesef kaldıramayız.
Çünkü bu kadar yükü kaldırmaya takatimiz yetmez.!
İşte lüzumsuz düşünceleri zihnimizde biriktirmek ve yük haline getirmekte, bedenimize eziyet ve o nispette taşınması zor yüktür.
Bir derviş bir gün yolda yürürken bir berduş dervişe hakarete varan sözler söylüyormuş, fakat derviş bu duruma hiç aldırış etmeden yürümüş gitmiş. Bu durumu gören o bölgenin zengin bir adamı dervişe yetişmiş, bu hakaretlere neden cevap vermedin? Diye sormuş.
Derviş adamı yakında olan evine götürmüş. Ona eski paslı, kirli bir elbise vermiş. Al bunu giy, demiş.
Zengin adam, bu eski kirli elbiseyi kabul edip bedenime asla giymem, demiş. Bunun üzerine derviş zengin adama şu sözleri söylemiş: Siz kirli elbiseleri kabul etmiyor, üzerinize almıyorsunuz… Ben şahsın söylediği kirli sözleri niye üzerime alayım?
Söylenen edep dışı sözleri, karşılaştığımız çirkin hareketleri düzeltemiyorsak… Alıp akılda yük etmek vücuda yüktür. Bu yük tahliye edilmezse sonraları vay onu nasıl dedi, bunu niye böyle etti yorumlarıyla öfkeye dönüşüp negatif duyguları açığa çıkarıyor.
Olumsuzlukları atıp, içimizde lezzeti, sevgiyi barındıran duyguları pişirmeliyiz. Sizinle Elif Hanımdan alıntı yaptığım tarifi paylaşmak istiyorum… Bakalım sevgi menüsünde ne var:
Bir ölçü günaydın, İki ölçek iyi günler, Birazcık ilgi, Bir tutam anlayış, Normal ölçüde nezaket, Bir tatlı kaşığı tolerans, Aldığı kadar sevgi, Beş ölçü ümit, Alabildiğinden fazla kahkaha.
Malzemeyi iç dünyanızdan alın. Yıkamaya gerek yok temizdir. Gönül teknenizde yavaşça karıştırın.
Kokusu her yanınıza sinince içine duygu şerbeti ekleyip karıştırın.
Karışımdan hayat tabağının üzerine yavaşça boşaltın. Üstünü sevgi marmeladıyla süsleyin. Gün boyunca afiyetle yiyin. Sadece kendiniz yemeyin, herkesle paylaşın.
Sevgi paylaştıkça çoğalıyor ya umarım hepinizin içindeki bu insanlık menüsü de hep herkese pişer ve herkese düşer.
Yapılan araştırmalara göre ortalama bir insan günde yaklaşık elli bin düşünce üretiyor.
Bu sayı oldukça yüksek değil mi sizce? Ve düşüncelerden bazıları olumsuz olup öfke, korku, kötümserlik ve endişe barındırırmış. Bu yükün hamallığını yapmak yanlış değil mi sizce? Beyin taş değirmene benzer dostlar… İçerisine iyi şeyler koymazsanız kendini öğütür.
Bu yükten kurtulmak hafiflemek lazım… Daha huzurlu insan olabilmenin yolu olumsuz düşünceleri yok etmektir. Nasıl olacak, nedir bunun formülü diyorsanız. İşte yukarıda saydığım menüdeki malzemeleri içinizde bol bol pişirmek ve pişirdiğinizi paylaşmaktır.
İnsanlarda kusur aramayı alışkanlık haline getirmekte yüktür insana.
Ne güzel demiş Mevlana: Yüzde ısrar etme doksanda olur, İnsan dediğin noksanda olur, Bir ben varım deme yoksan da olur, Hatasız dost arayan dosttan da olur.


