YAHYA CUMHUR TAPÇI


AŞKA DAİR


Hep bahari bekler insan… Ömründe, gönlünde, iliskilerinde hep bahara âsiktir…  Çünkü baharla canlanir dünya; varligini,  güzelligini göstermek ister… Ask, varlik nisanesi. Askla var varlik… Varlik, aska muhtaç…

Ask baglar insana insani… Bütün canlilarin kaderine yazilmistir ask. Ask, karsiliksiz sevginin kavusmakla yok olmayacaginin bir nisanesidir. Askla kavusur birbirine bütün canlilar ve bu ask besler sonsuzlugunu, varligini, gelecegini… Askin sonu/siniri yoktur…

Ask…

Günümüzde anlamini yitirmis ask… Kuru bir kara sevda halinde somutlasmis arzular biblolari gibi duruyor karsimizda. Birer birer bozulan, kirilan, insan eliyle yapilmis, sahte güzelliklere boyanmis biblolar… Dokunsan kiriliyor… Sevip oksamaya, üzülüp aglamaya, gözyasi dökmeye degmeyen biblolar… Evinizin bir kösesinde, elinizde, cebinizde, otomobilinizin baskösesinde tasidiginiz biblolar…

Ask, sonsuz soyutlugun sinirli somutluguna; boya, bosa, endama, cilveye, sahte ve riyakâr tonlamalarla siralanmis tatli cümlelere hapsolmus… Ugrunda ölünebilen sevdalar, yerini ugrunda öldürmeyi göze alan sahte kabadayiliklara birakmis.

Hesapsiz ve kitapsiz insanlarin hesapsizliklari ve kitapsizliklari yüzünden olsa gerek ne kural taninmis ne düzen… Yuvarlanip giden gözü kör, kulagi sagir suursuz neslin günü birlik, nefsani istek ve arzularina takilip kalmis. “ Senin için ölürüm.” teraneleri, “askim!” feryatlari, “Bir tanem…!” yalanlari sarmis etrafini askin; ask, ask olmakligindan utanmis…

Leyla ile Mecnun, kerem ile Asli, Ferhat ile Sirin’in asklarindan habersiz âsiklar, askin alnina koca bir kara leke sürdüklerinden habersiz yuvarlanip gidiyorlar.

Askin cevheri sevgidir. Sevginin siniri yoktur ama özü vardir. Sevginin özü de yeryüzündeki bütün mahlûkatin yaratilis hikmetine vakif olmak ve yaratilani Yaratandan ötürü sevmektir. Seven insan tabi ki sevilen insandir ayni zamanda. Insan sevilmeyi de sever. Sevilmeyi seven kisinin sevgi konusunda samimi ve fedakâr olmasi gerekmez mi?

Nice âsiklar geldi bu dünyaya, nice âsiklar göçtü… Kuru bir sevda ugruna gelip göçenlerden bir iz, nisane bulamazken geçmise dair, gerçek âsiklarin hikâyeleri dolanir yüzyillardir dilden dile, nesilden nesile… Bu yüzdendir gerçek âsiklarin ölümsüzlügü…

Kisi aski bilmeden âsik oldugunu da bilemez. Âsik oldugunu zanneder. Bu zanla hayatini çürütür… Aski bilmek lazim…

Aski bilen kisi, Hakki bilir… Hakikati anlar… Hikmeti görür… Yüzyillar bile geçse ardindan, söz ettirir, ölümsüzlesir Yunus gibi Mevlana gibi… Gelecek nesillerin gönlünde taht kurar, en mutena kösesinde yasar dünya durdukça…

Bu suura sahip âsik, daglara vurur kendini, hasbihal eder, ovalara seslenir, çiçeklerle böceklerle sohbet eder. Hikmete ram olur…

Gerçek âsik, askini kendinden bile kiskanir. Bakmaya kiyamaz yüzüne, utanir… Eli elin degse ihanet ettigini sanir, üzülür, kahrindan ince hastaliklara bulasir, alir basi gider bir yerlere, kendinle savasir…

Neden bahsediyorum degil mi ben! Ne demek istiyorum? Kim ne anladi ki simdi bu sözlerden?

Anlayan anlamistir muhakkak. Ancak çogunun hiçbir sey anlamadigindan eminim. Anlamayanlar zaten gerçekten anlamak derdine düsenlerden degildir. Eger anlamak derdine düserse, erinde sonunda anlayacaktir insan… Ama ne yazik ki bu dünyada herkes sonunda her seyi anlar da anlatamaz…

Son tahlilde gerçek aski taniyaniniz, tanisaniniz, gönlünü kaptiraniniz var mi günümüzde?  

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593