Küçük Havhav’in küçücük bir basi varmis.
Küçük Havhav’in iki tane küçücük gözleri varmis.
Küçük Havhav’in iki tanede küçücük kulaklari varmis.
Küçük Hav hav’in bir tane küçücük burnusu varmis.
Küçük Hav hav’in iki tane küçücük elleri varmis.
Küçük Havhav’in iki tanede küçücük ayaklari varmis.
Küçük Havhav’in bir tanede küçücük kuyrugu varmis
Küçük Havhav bir sabah erkenden uyanmis.
Neseyle yatagindan firlamis.
Annesi, “ Haydi Küçük Havhav, kahvalti hazir,
elini yüzünü yika, kahvaltiya gel” demis.
Küçük Havhav banyoya gitmis,
Çesmeden akan bol suyla, elini yüzünü güzelce yikamis.
Mutfakta, annesinin onun için hazirladigi kahvalti masasina oturmus.
Bir dilim beyaz peynirle tereyagli balli ekmegini yemis.
Kocaman bir bardak dolusu sütünü sonuna kadar içmis…”.
Bir zamanlar, gençlik günlerimiz, Tekkiraz Saglik Ocagi’nda çalisiyorum. Yeni evliyiz. Kizimiz oldu. Annemiz ev hanimi. Evde fotograf makinemiz var. Hanim zaten Sipsak Foto, çocuk güldü foto, konustu foto, sütünü içti foto, mamasini yedi foto, uyudu foto, uyandi foto...
Kizimiz iki üç yaslarina geldi. Artik yürüyor, çat pat konusuyor, anne, hep çocukla beraber, ama çocukta büyüdü, daha çok ilgi istiyor, disari, bahçe istiyor.
Saglik ocaginin genisçe bir arazisi var. Çayirlik, çimenlik. Ocagin çevresi açik, kapi duvar filan yok. Bizimki henüz, bahçede kosup oynayacak kadar degil, ama, iyi havalarda bahçede gezdiriyoruz .
Genellikle, hafta günlerinde, bahçe, kalabalik oluyor, köy minübüsleri vizir vizir, hastasi, pansumani, çocuk asisi filan girla gidiyor.
Öyle zamanlarda, anne kiz, lojmanin balkon-merdiven sahanliginda oturup, geleni gideni seyrediyorlar.
Dedik ya, bahçe duvarsiz, kedi köpekten, tavuktan inege, çesit çesit mahlükatta orada. Bahçenin otuna, çayirina, evlerin yemek kokularina, artiklarina geliyorlar . Bir bakiyorsun, iki inek bahçede otluyor, bazi bazi pesinde yavrularini da takmis, kedi köpeklerde oluyor. Zaman zaman tavuk bulundurdugumuzda oluyordu, çocuk için taze yumurta filan.
Bu pisi, bu havhav, inek, tavuk derken, bu böcek, çiçek, serçe, karga derken çocugun bitki, hayvan kültür hazinesi haylice zenginlesti.
Diger lojmanlarda oturan yasitlari da var, geliyorlar, orta boy bir mukavva koli dolusu oyuncaklari var, beraber oynuyorlar. Amma, egitimciler hep derler ya, okul öncesi evde yada kreste, ayrica, bir ilgi ve egitim sart.
Ünye’ ye indigimizde, yasina uygun resimli boyama kitabi aldik, bir kutu da kuru boya kalemi, ufak bir masa, sandalye. Oturtuyoruz, çocugu, sandalye ye, masayi da önüne çekiyoruz. “Hadi kizim, pisiyi boya, kusu boya, hav havi boya..” Iyi kötü oyaliyoruz.
Birkaç ta masal kitabimiz var. Resimli, kedili, köpekli çesitli hayvan masallari. Aksamlari eve gelince, çocugu kucagima oturtup, onlari okuyorum. Hiç aklimdan çikmaz. Bir HirçinTay vardi. Onu çok severdi. Okuduklarimi merakla dinliyor. Tekrar tekrar okudukça da, sayfayi gördükçe ezberlemeye basladi. Benden önce sayfayi çevirip, kendi de kafadan okuyor.
Arada bir de soruyor. “Bu pisi, o pisimi?” “Evet kizim, o bahçede gördügümüz pisi!.” Bir günde, bahçeye yavrulu bir köpek geldi. Tabii ki yavru, bizimkinin çok hosuna gitti. Masalda yavru köpek dendimi, hemen aklina o geliyor.
Benimde aklima bir sey geldi. Dönüyüruz, dönüyoruz çocuga ayni masallari okuyoruz . Taa çocukluk gençlik yillarimdan beri, kabiliyetim vardir ve bu güne kadarda, okuyucularimiz farketmislerdir ki, hikaye uyduruculugum, yani edebi yaraticiligim gayet iyidir.
‘Küçük Havhav’in Maceralari’ diye, yazinin basinda sizin de gördügünüz gibi, bir sey uydurdum. Çocugun da çok hosuna gitti. Elbette ki, oldukça pedagojik ve psikolojik bir yarati yapmistim. Çocuk, kendisini, masaldaki yavruyla özdeslestirmisti. Hikaye kendisini anlatiyor, masal kahramaninda kendisini yasiyor, bir yandan oyalaniyor, bir yandan da ögreniyor, egitiliyordu.
Masalin ucu açikti. Küçük Kavhav’in annesi, babasi vs. konuya kimi , neyi istersen kat, Küçük Havhav bahçede oynuyor, Küçük Havhav gezmeye gidiyor vs. ne istersen anlat, gitsin.
Sonra, Ünye’ye indik, oglan dogdu, Ona da sil bastan. “ Bir Küçük Hav hav varmis…” Ama, bu kez bir de yardimcim var. Ben anlatmaya basliyorum, kiz hemen atilip, araya giriyor. “Küçücük kulaklari varmis…”
Güzel günlerdi.
Devam ediyoruz.
“Küçük Havhavlarin oturdugu evin önünde kocaman, yemyesil bir bahçe varmis.
Bahçenin içinde, Küçük havhavin oynamasi için çok güzel bir oyun bahçesi varmis…”
Öylece sürüp gidiyordu.
Güzel masallardi.
Bizim küçük Havhavlar, simdi bir yerlerde hayat gaileleri ile mesguller.
Bunlar da o günlerin güzel hatiralari.
Saygilarimla. Turgay Güven.


