TURGAY GÜVEN


BÖYLE OLMAMALIYDI !


Döviz    islemlerinin aksamdan  sabaha  git gide  yukari firladigi, yakin günlerden birinin  sabahi. Eczanedeyim,    tek tük gelip  giden var. Vatandas  ilacini  almaya  gelmis, kalfa  bir yandan  ilaçlari raftan  indirip  indirip,   bankoya dizmekte, bir yandan da  “Ahmet amca,  falan ilaç piyasada  yok, muadilini-esdegerini  veriyorum.”  Ahmet amca soruyor.   “Neden yok?”  “Ahmet  amca,  zam gelecek, gelemedi,  firma  zam bekliyor,  zamsiz piyasaya çikaramiyor.”   Bana dönüp  soruyor.   “Neden böyle?”  “Ne yapalim, ham maddesi  disardan,  dolara bagli,  dolar  da  birden  yükselince,  firmanin da düzeni bozuldu. Hem   muadili de ayni, etken madde  ayni.  Ben de  çogu  ilaçta muadili  kullaniyorum.” Diyorum.  Vatandas  ikna oluyor. Kalfa  ilaç posetini  uzatiyor.  “ .. su kadar  fark  ödemeniz  var!”  diyor. Vatandas farki  ödüyor, Çikiyor..   

“Böyle  olmamaliydi ! ”  diyor,  bir  baskasi. “Bende bir yigin fark verdim.” “Her sey  dolara  bagli. Mecburen böyle  oluyor!” diyorum. “Ama  olmaz ki,  bu kadarda  yükselmemeliydi!” diyor.  “Haklisin, bizim elimizden bir çare  gelmez.  Bizde  sikintidayiz.  Bizim isimiz de  ilaç  fiyatlari ile. Neyse ki  zamli yada  muadil   vs.  ilaç bulunabiliyor.   Dua edelimde, hepten  kesilmesin. Eger  bir  yokluk  baslarsa, gör  o zaman  milletin halini.” Diyorum.   Adam, “ Haklisin,  yine de  halimize  sükür.”                                  

Biraz sonra, ilacini  almaya  gelen birisi, ilaç-reçetesini, daha  dogrusu  reçetenin  sifresini  bankodaki elemana  teslim  ettikten sonra yanima oturuyor. Sir  verir gibi  sessizce  fisildiyor.  “ Doktorum,  dolardan tam  .. bin  lira  zararim  var.” “ Nasil  oldu?”   “Findigi  zamaninda  satsaydim,  dolara  çevirseydim, .. su  kadar  kar’ im  olacakti.” “Kar’ dan  zarar ettin, desene.” “Hiç sorma doktorum, düsünemedik  iste? Bir arkadasim var , bos bir  dairesi  vardi,  isime  yaramiyor  diye  satti, altina  çevirdi, simdi  çok  rahat. Çok pismanim, çok..” “Haklisin,  diyorum, beklenmedik  bir sey oldu. Ne yaparsin? Elden bir sey gelmiyor.  Bizde  ilaçlarda  sikintidayiz.” “Ne bilelim  böyle olacagini,  dolar da  hiç bu kadar çikar miydi? Geçen  markete  gittim , bir hafta   önce  ..su kadar  olan 5 kiloluk sivi  yagin fiyati.. su  ..kadar olmus.  Ne  olacak,  bunun sonu?”

Vakti  zaman. Yil  2001. O zamanlar,  yaklasik  yirmi  yildir  artan PKK  Savasi  nedeniyle, daha  önceki  dönemlerden ve  hükümetlerden kalan ve git gide  artan dis borçlari  ödeyebilmek için, o zamanki  Basbakan  Bülent  Ecevit,   bankalardaki  döviz  mevduatlarini  kullanmak istemis, anayasa mevzuatinin  engeli  nedeniyle  kullanamamis ve  çaresiz, alel acele   iç ve  dis  döviz  kaynaklarini kullanarak  iç piyasadan  döviz  toparlamaya çalisinca da, dolar  ve  banka faizleri inanilmaz  sekilde  yüklenmis, dis borçlar  bir miktar  ödenebildiyse de,   iç piyasayi alt üst ederek tüm ülkeyi sarsan döviz  krizi hükümeti de  sarsmisti.

 Bir  animi  anlatayim. O sabah  saglik  ocagindayim, hasta  muayene  ediyorum. Bir ara  boslukta,  hemsire yanima geldi. “ Doktor hanim odasinda  agliyor.” dedi. Hemen  yanina  gittim. Babasi,  insaatlarda  küçük  tasaron  isler yapiyordu. Elinde  telefon,  sanirim  ailesiyle  konusuyordu. Telefonu  kapadi, yüzüme  bakti ve “ Babam mahvoldu”  dedi, aglamaya  devam  etti.                                                                                                                   

Zorda  kalan hükümet  tarafindan,   acele,  ABD’den yardim istenmis, bu tür  durumlar  için elde  hazir  tutulan  Finans-teknik ekipten Türk  asilli Dünya  Bankasi  Baskan Yardimcisi Kemal  Dervis devreye  sokulmus, Hükümetin, Dünya  Bankasi’nin Türkiye’ye getirdigi  bazi  ekonomik  dayatmalari kabul  ederek,  durumu  kurtarmaya  çalismasina  ragmen,  Türkiye,  yeni bir olusuma  girmis, Adalet  ve Kalkinma  Partisi  kurulmus,  tamda  islerin  düzelmeye  basladigi  bir zamanda, hükümet  ortaklarinin ortakliktan ayrilmalariyla  hükümet  düsmüs, alel  acele  yapilan  ilk genel  seçimde de   % 35  oy olarak,  iktidar  partisi  olmustu.                                               

Adalet  ve  Kalkinma  Partisi ve iktidari,  yillardir, Türkiye’ye  borç verip  alacaklarini  toparlayamayan ve  artik bu isi  daha  saglam bir  temele  oturtmayi  planlayan,  dis ekonomi-finans  sektörlerinin,   destegiyle  ve onayiyla  olusturulmustu. Kisa süre sonra,  AKP  baskanligina  seçilecek, basbakan olacak  ve bu gün  Cumhurbaskani  olan Recep  Tayyip  Erdogan’in,  Istanbul Belediye  Baskanligi  sirasindaki,  ‘borç  alip  ödemedeki  düzgünlügü’ nün   bilinmesinin de,   bunda  katkisi oldugunu  tahmin ediyorum.  AKP  iktidari,   rahatlikla  ele  geçirdigi bu firsati  iyi degerlendirmis,  gerek, takviye  gelen dis kredileri  degerlendirerek  ve gerekse, eski hizli  sanayilesme  dönemlerinden kalma ve  bir türlü dogru dürüst  kar etmeyen eski model  sanayi tesislerini  elden  çikartarak bütçeye  olan yüklerinden kurtulmus,  kendisine gösterilen ekonomik yolda  ilerleyerek,   ülkenin  önceligi olan sanayilesme  atilimini  dis sermaye girisine ve  yönetimine  birakarak, agirligi,  getirisi  fazla  olmayan ve üstelik te kendisini çok  uzun  vadede finanse  edebilen,  aslinda dünya  ticaret  sektörünün  ihtiyaçlarina  yönelik  olan, yol, köprü  vb. gibi pahali  ulasim alt  yapi  yatirimlarina  ve   bolca  oy  getirecek   sosyal  politik çalismalara vermis,  dünya  kapitalist  düzeninin  isleyisine  uygun  hamle  ve  reformlarla  dis  dünyayi da  yanina  almis,  uzun yillar  için  gelecegini  garantilemisti.                                               

Iktidarinin  10.cu  yilinda AKP,  bir çok  konuda  göz dolduruyordu. Dis  ödemeler dengesi  fazlalik  vermeye, ekonomik  büyüme  dünya  zirvelerine  çikmaya  baslamisti. Ancak,  2008 yilindan itibaren,  ABD ve Avrupa  basta olmak üzere, kapitalist  sistemin   Afrika yatirimlarinda  baslayan  durgunluk  rüzgarlari,  çok  geçmeden  tüm batiyi  ve bizide  etkilemeye  baslayacak,   gelismekte  olan ülkelere  yapilan yatirim kredileri kesilerek , sistem  kendini  kurtarmaya  çabaliyacakti. Kapitalist sistem, her firsatta , gelismekte  olan  ülkelere,  eski  bollugun artik  olamayacagini belirtiyor, tasarrufa  gidilmesini  öneriyordu.                                                                                      

 Dis borçlar  sürekli  olarak  artiyor,   hükümet, iç ve dis  çevrelerden gelen  tüm iyi niyetli karsi  görüslere ve  artik kesilmeye  baslayan   kredi  kaynaklarina  ragmen,   yeni  ulasim  yatirimlariyla   dünya  ticaret  sisteminin   isteklerini  yerine getirmeye   çabaliyordu. Bir zamanlar,   hükümetin   önemli ekonomi  otoriteleri olan Ali  Babacan  ve  Ahmet Davutoglu  ile yollarin ayrilmaya baslamasi da  o günlere rasliyordu. Batidan ve  dogudan  dis finans  çevreleriyle irtibat kesiliyor,  kredi  bulamiyorduk. Üstelik,  ülkemizin bu bölgelerdeki  hakimiyet  alanlarindaki  güvenlik  ve  ekonomik çikarlari,   batinin ve  dogunun ayni  bölgedeki çikarlariyla  çatistikça, ülkemizin  içinde bulundugu  Karadeniz’den Akdeniz’e,  Balkanlar’dan  Kafkaslar’a  dis politika  karismis, Türkiye’yi  dize  getirmek için  mevcut  hükümeti devirmek ve  yeni bir  yönetimle  dis politikalarda  taviz  verdirebilmek  için, ordu içinde  komplo tezgahlayan NATO’cu-tarikatçi  subaylarin  baslattigi darbenin  bastirilmasiyla  baslatilan  dis  hamleler  genis alanlara  yayilmistir.                                                                      

Türkiye, NATO’dan   ayrilmadan  dogu bati  arasinda  bir denge  ve bölgede  bir  otorite  kurmaya  çalismaktadir. Bunun  içinde,  güçlü bir  silahli  kuvvetlere  ihtiyaç vardir. Artik, ABD ve  NATO’ dan bir takviye  olmayacagina  göre,  Türkiye  kendi   silah  sanayini,  tamamen  kendine ait olan  teknolojilerle ve  kendi  mali kaynaklari   ile kurmaya  çalismakta, bu konuda da, tahminimce,   haylice  yüklü  masraflara girmekte,  borç yükümüzde  sürekli  artmaktadir.                                                                                 

 “Durmak  yok, yola  devam!” dedikçe de  dolarin, euronun, sterlinin   patlamalari  normaldir. Bir   seyi açikliga  kavusturalim.  Bir  ülke de  her tür  iktidar  olabilir, kendi  tarafinizda  veya  baska  kulvarda  olabilir,  sag veya  sol, muhafazakar  veya  ilerici  hükümetler olabilir. Iyi  veya  kötü günler  olabilir.  Benim bu konudaki fikrim soruldugunda, hep, “ Ne  olursa  olsun, tekerin  dönmesi, arabanin  yürümesi, ekonominin kilitlenmemesi   lazim!”  derim .  Diger seyler bir sekillerde  halledilebilir.  Allah milletimizin  yardimcisi  olsun.                                                                                                                

Son birkaç söz. Muhalefetin  siddetli  baskin  tavirlarina  ragmen, Hükümet,  zorlamalarla da olsa,  zaman kazanmaya çalismakta  ve 2023 seçimlerine kadar,   piyasayi   düzeltebilmeyi  umut etmektedir. Hayirlisi . Saygilarimla.

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593