Insanoglunun yaratilis fitrati hep garanticidir. Bir seyi alirken satarken, verirken vaziyete göre hal gösterir. Aldanmamayi, mutlaka kar edebilmeyi önceler. Yani bir seyi elde etmek için çaba gösterir. Onun kendisinin olmasi için her türlü yolu dener. Elde edemeyecegini bildigi bir isi, bir menfaati çogu zaman takip etmekten vazgeçer. Onu yapmak, onu elde etmek mümkün degil der ve pesini birakiverir.
Normal hayatta da ister tüccar olsun, ister bir kamu görevlisi, ister bir isyerinin çalisani olun, muhatap oldugunuz kisiden, müsterinizden, garanti almadan, pesinat almadan veya kefil olmadan asla o islemi yapmazsiniz. Aksi takdirde isletmeniz, isyeriniz, ticaret haneniz zarara ugrayacaktir.
Bu gün kapitalizm düzenin insanlara dayattigi, harcama, borçlanma, daha çok kazanip tüketme dürtüsünün altinda karsi taraf degil, kazanacak tarafin garantisi öncelenmektedir.
Zaman zaman farkli isletme, kurum vesair yerlerden telefonlar gelir. Sizin için önemli bir kampanya yaptik. Söyle söyle tarifelerimiz vardir. Lütfen bizi dinlermisiniz. Siz israrla kaçinsaniz da sizleri tekrar tekrar arar ve sonun da dinlemek ve hatta kabul etmek zorunda kalirsiniz. Hiç hesapta, kitapta yokken bir sürü borçlanirsiniz. Ödeyemediginiz takdirde bir sürü haciz gelir vesaire. Ama o kendisini garantiye almistir. Hep kar etmek, kazanmak üzere sistemini kurmustur.
Bir mü’min de hep kazanmayi, kar etmeyi ahretini garanti etmesi öncelemesi, önemsemesi daha akilci daha önemli degil mi? Rabbimiz mü’minler kurtulusa ermistir. (Mü’minün 1) ifadesiyle bu yolu bize göstermektedir.
Elbette, basarili olmak, istediklerini elde etmek, yaptigin iste uzun ömürlü olmak ve sonunda hep kazanan taraf olmak bu dünyada belkide isteyecegimiz en büyük taleptir. Bunun yolu istikrarli olmaktan geçer. Dürüst ve dogru olmaktan geçer. Zarar veren, kandiran, atlatan taraf olmamaktan geçer. Sadik tüccarin kiyamet günü peygamberlerle olmasinin altinda ki bu müjde, bu isin zorlugunda saklidir.
Aslinda dogru sözlü oldugunuzda, dürüst insan oldugunuzda, sözünüzü tuttugugunuzda bir anlamda daha dünyada iken kalbinizi, ruhunuzu, evinizi bu güzel melekelerle cennete cevirmis oluyorsunuz. Yani cenneti elde etmis oluyorsunuz.
Iste Allah ve Resulüde kulundan, ümmetinden bunu istiyor. Hayatinizi cennete çevirmek. Cenneti dünyada kazanmak. Hatta garantisini bu âlemde almaktan söz ediyor.. Nitekim sevgili Peygamberimiz söyle buyurur. “Siz bana kendinizden alti seyi garanti edin, bende size cenneti garanti edeyim. Konustugunuzda dogru söyleyin. Söz verdiginiz zaman onu yerine getirin. Size bir sey emanet edildiginde onu sahibine verin. Namusunuzu koruyun. Harama bakmaktan sakinin. Elinizi kötü islerden çekin.(Ibn Hambel,V 323)
Dünyaya dair kurdugumuz hayatin devami olan uhrevi hayatin garantisi de mü’minin kendi elindedir.
Çogu zaman insanlar kendi istikametinde, kendi penceresinde/perspektifinde, dogrunun, dogru sözün kendinde oldugunu düsünebiliyor. Yanlis islerin pesinde oldugu halde bunda ne var ki deyip yanlis yapmadigini savunabilir.
Hâlbuki dogruda, doru sözde, hakta bir tanedir. Onun ölçüssüde Kur’an ve Sünnettir.
Bu kime göre dogru, kime göre yanlis oldugunu, bu isin garantisinin ne oldugunu, bu islemin nasil test edilecegini aslinda herkes bilir ama bir kez daha sizlerle paylasmak isterim.
Toplum her hangi bir insani bir degerlendirmeye tabi tuttugunda o kisinin ve hatta sülalesi hakkinda ki kanaatini bile hemen ortaya koyuverir. Ya çok iyi insandir bunlar deyiverir, yâda tam aksini söyler. Iste ölçü budur.
Onun için bizim hüsnü sahadetimiz cennet garantimizdir. Nebevi mesajin hayatimizda ki yansimasi cennet garantimizdir. Sirati müstakim üzere olan hayat serüvenimiz, islerimiz, ticaretimiz, amirligimiz memurlugumuz cennet garantimizdir. Dogrunun ve dogrulugun ölçüsü bunlardir.
Nasil dünyada iken aldanmamak için gayret ediyor isek, ayni gayreti ahiret için, Allah’in rizasi içinde gösterelim.
Mü’mine yakisan sekliyle havf ve reca asasinda Rabbimizin rahmetine siginarak garantimizi elde etmeye çalisalim.
Bir baska yazimizda bulusmak üzere Allah’a emanet olunuz.




