FATMA CANBULAT ERDEM


Çocukluğumun Ramazanları


Hayirli Ramazanlar.....

 

Içimde her Ramazan oldugu gibi bir heyecan ve nese var. Ilk orucumu tuttugumda  9 yasindaydim. Nasil yalvarirdim anneme "beni de sahura kaldirin" diye O ise "sen küçüksün dayanamazsin" der ama bana kiyamaz kaldirirdi. O da inanamazdi nasil uyandigima çünkü benim uykum agirdi çocukken, sanirim biraz naz da yapardim. Annem bazen benim sabah erken kalmamama kizip,  "top patlasa uyanmaz bu kiz" derdi. O sahur sofrasina oturmak ve oruç tutmak için içimde bir heyecan ve cosku olurdu. Uykulu da olsam annemin özenle hazirladigi o güzel, bereketli sofrada olmak ayricalikti.  Evin içi mis gibi börek kokardi, yumurta mutlaka olurdu o sofrada, kahvaltiliklar sirayla arz-i endam ederdi. "tekne orucu tutarsin ögleye kadar " derdi annem, onu kendime hiç yediremezdim. Yaz sicagina denk gelmisti Ramazan, sadece çok susuyordum karnim acikmiyordu aslinda. Zaten gün öyle çabuk geçiyordu ki. Hele de balkonda iftari beklemek, topun atilmasi, ezanin okunmasi ve iftarin hep birlikte o sofrada huzurla açilmasi her seye degerdi. Bereketli iftar soframizda her zaman babamin  davet ettigi bir Allah misafiri olurdu. 

 

Ramazanin ilk sabahi uyandigimda, annem salonu temizliyor, her koltuga bir kirlent koyuyor ve salonun bir kösesine beyaz bir perde asiyordu. Merak etmistim o perdenin arkasindaki koltuga kim oturacakti ki. Saat öglenden sonra birde evde Mukabele okunacagini ve komsularin gelecegini söyledi annem. 30 Ramazan ayni saatte Kuran-i Kerim'den bir cüz okunacak, gelenler de kendi kuranlarindan takip edeceklerdi. Hoca erkek oldugu için perdenin arkasi uygun görülmüstü ona. Kadinlari göremeyecekti bu sekilde. Çocuk aklimla bana çok degisik ve komik gelmisti. O beyaz perdenin arkasina saklanip Kuran okuyacak hocayi, merakla beklemedim kapida. Mehmet Hafiz dedikleri orta yasli bir amcaydi gelen, basi önünde gösterilen yere oturmak üzere perdeye ilerledi. Kadinlar baslari örtülü, kucaklarina koyduklari kirlentlerin üzerindeki Kuranlari ile hazir bekliyorlardi. Komsu teyzelerinin muhabbeti hocanin gelmesi ile durmus odaya bir sessizlik hakim olmustu. Perdenin arkasindan "hazir misiniz hanimlar?" sesi gelince hazir olduklarini söyledi annem. Mukabele okunmaya basladi. Annem benim de elime Türkçe Meali de yazili olan bir Kuran vermisti. Daha yeni kuran harflerini ögreniyordum ama annemin yaninda onun sürdügü gibi parmagimla taklit ederek dinlemeye basladim, anlamiyordum okunan Kuran dilini, merak ediyordum acaba ne anlatiyordu bize. Elimdeki Kuran'in Arapça harflerinin yaninda yer alan açiklamasini okumaya basladim. Peygamberler ve o zamanki kavimlerle ilgili hikâyeler anlatiliyordu, bazen de uyarilar vardi bize hitaben, Allah’imiz konusuyordu. 

 

Kuran'in daha sonra A-Rabca yani Allah’ça oldugunu ögrenecektim. Ayet'in Isaret oldugunu, hayatimizi nasil yasamamiz gerektigini, KurAN'in tek gerçek hazine, hakiki kurtulus metodu ve hatta kilavuzu oldugunu o zamanlar bilmiyordum. Yani AN'imizi, simdimizi ve ebediyetimizi dogru KUR'mak için var. Hem gelmis geçmis ve gelecek milyarlarca insan ve hem de bireysel olarak tek tek bizimle konustugunu ögrendim sonra. Kuran, Allah ve Peygamberi anlamak için yola çikmis herkese mucizelerini  gösteriyordu. Kuran'da "kissa" adi altinda verilen hikâyelerin her biri aslinda bizle konusuyor ve bize her durumda ne yapmamiz gerektigini anlatiyordu.  Kuran ilmiyle amel etmeyen, bilgisini hal etmeyen bazi alimleri, "üzeri kitap yüklü esege" benzetiliyordu ya, hatta dualarimizda "faydasiz ilimden sana siginiriz" diyorduk. Ilmin ancak onu yasayinca anlam ifade ettigini, anlamadan kendi hayatina uyarlamadan, hal etmeden çok eksik kaldigimizi fark ettim.  “Allah senin beynine Rabcayi yerlestirmistir” diyor yazar Deniz Erten, Isaret Serisi kitaplarinda. Rabca "program" olarak aplikasyonlarda "uyuyor" halde, aktive edilmek üzere beklemektedir. (Kaynak: Deniz Erten, UYANIS)

 

Çocukken ögrenmistim ben Ramazan'in çok özel bir ay oldugunu, oruç tutmanin huzuru ve güzelligini. Daha sonra Allah’im nasip etti her Ramazan oruç tutmaya gayret ettim. Çocuklarim olunca onlara da küçük yasta bu sevginin ve disiplinin verilmesi gerektigini düsündüm. "Sakin tutturma daha küçük onlar, zayiflar da baksana, kiyamam" diyenlere kulagimi tikamayi basardim çok sükür Allah’imin izniyle. Hiç zorlamadan, sevdirerek, küçük hediyeler vererek oruçlarini taçlandirarak yaptik bu isi. Sahurun ve Iftarin, mukabelenin, teravihin manevi hazinesini hissettirip yasadik. 

 

Simdi geçmise baktigimda "IYIKI" diyorum iç huzurumla. Açliktan kim ölmüs? Çocuklariniza kiyin ey çok merhametli oldugunu düsünen ebeveynler. Çocukken alismayan,  büyüyünce pat diye oruç nasil tutsun? Sonra da "kazik kadar adam oruç yiyor" deyip, tüm suçu çocuga atmak da neyin nesi? Tamam sen ögretmissindir çocukken o ergenlige gelmis, yetiskin olmus uygulamiyor senin ögrettigini. O zaman yapacagin bir sey yok, gerisi onun manevi ve vicdani sorumlulugu. 

 

Allah herkesin ibadetini makbul ibadetlerden eylesin....(amin)

 

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593