2. KISSA - Dünyayı Düzeltmek İçin Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra, pazar sabahı kalktığında keyifle eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını hayal ediyordu. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve parka ne zaman gideceklerini sordu. Baba, oğluna söz vermişti; bu hafta sonu parka götürecekti onu ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna uzattı: - Babacığım, haritayı düzelttim. Artık parka gidebiliriz! dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içindeydi ve oğluna bunu nasıl yaptığını sordu.Çocuk şu ibretlik açıklamayı yaptı: İnsanı düzettiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti! Dünyayı iyi yapanda kötü yapanda düşünceler değil midir? Oysa yaradılışı gereği dünya saf ve temizdir.
Şimdi çocuk eğitiminde duyu organları ile beynin korelasyonunu (ilişkisini) bilimsel bir boyutta inceleyelim. Buyrun: |
ALGILAMA, ÖĞRENME VE BEYİN
Aşağıda ki sıralı ve akademik bilgiler işin daha çok teknik kısmı ile ilgilenen için ve merak edenler için sunuyorum. Aslında her an işin içine neden- sonuç ilişkilerini koyarak eğitim yaşantıları oluşturmaya çalışıyorum.
Görme, işitme, dokunma, tat alma, koklama yoluyla alınan uyaranlarla birlikte çocuğun duygusal uyaranları da zihin gelişimi üzerinde etkilidir. Duygusal uyaranlar sadece zihni etkilemekle kalmaz. Çocuğun bağışıklık sistemini ve hormonal durumunu da etkiler. Yetersiz duygusal uyaran alan çocukta seratonin hormonu salgılaması azalacaktır. Bu durum çocukta isteksizliğe, mutsuzluğa neden olacaktır. Duygusal yaşamı çöküntü içinde olan çocuk daha az öğrenme deneyimleri yaşayacaktır.
Öğrenme ve algılamalar ölümüne kadar ivmesi azalsa da (yaşlanmaya paralel) devam etmektedir. Doğumda nöron bağlantıları azken ve nöronlar az sayıda dallara sahipken altı yaşında oldukça fazla bağlantılar (dallar) oluşmuştur. Bu ise 5-6 yaşında ki çocuğun, algılama vasıtasıyla, sinir sisteminin daha çok uyarılması anlamına gelmektedir. Bu, öğrenmenin arttığını, bilgi alışverişinin hızlandığını gösterir. Anne babalar okul öncesi zamana daha çok dikkat etmelidir. Bu ise çocuğun bilişsel ve el becerilerini geliştirebilecek oyun ve oyuncaklar ile mümkün olabilecektir. Çünkü el becerileri gelişen çocukların el –göz- kas –beyin koordinasyonun, dolayısıyla, yetenek ve becerilerinin gelişeceği gözlenecektir.
Beyinde meydana gelen öğrenme ve algılamalar beyindeki sinir köklerini daha da geliştirmektedir. Bu da öğrenme hızı ve kalitesini, algılama hızı ve kalitesini daha da olumlu geliştirmektedir. Beyinde gelişen bu sinir ağlarındaki yapılanmalar beynin sağ ve sol loplarının eş güdümlü çalışmalarına neden olur. Bu ise daha dinamik bir beyin ve iki lobun sinerji içinde çalışmasının sağlanması ise bir çocuk için geleceğe dair yapılacak en büyük yatırım olsa gerek.
Burada beynin fizyolojisiyle daha da ilgilenenler için onlara şu bilgileri hatırlatmak isterim:
Bilim adamları, birçok kişinin beyin potansiyelinin yalnızca % 4–8 arasındaki bir kısmının kullanıldığını öne sürmektedir. Beyin gerçekleri, başarılı bir eğitimin insanın öncelikle kendini tanıması ve keşfetmesine bağlı olduğunu gösteriyor.
İnsan beyni yaratılış itibarıyla bir öğrenme programıyla yüklü olarak gelmektedir. Ancak bu programın yanında “kullanıcı el kitabı” mevcut değildir. Zaman geçtikçe öğrenilen bilgi ve becerilerin modası geçmekte ve kullanılmaz hale gelmektedir.
Modası geçmeyen ve hayat boyunca ihtiyaç duyduğumuz ise “öğrenmenin öğretilmesidir”. Günümüzün başarılı insanı, beyninin her iki yarısını da etkili bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine kolaylıkla geçebilen insan olarak değerlendiriliyor artık..
Beyin hücreleri arasındaki bağlantıları gelişmemiş insanlar, beyinlerine ne kadar bilgi yığmış olurlarsa olsunlar düşünce–muhakeme–akıl yürütme becerileri gelişmemekte, bu yüzden de eğitilmiş sayılmamaktadır. Beyin nasıl öğreniyor?


