Bir kar tanesinin yolculuğu
Ben bir çocuğun hikayesini şu şekilde zihnimde tasvir ediyorum.
Bir dağ düşünün. Dağın zirvesinde bir kar tanesi saf ve tertemiz.
Şimdi hikayemiz başlıyor:
“Ay ne oluyor! Beni kim uyandırdı? Aaaaa. Bu güneş amca. Güneş öyle içimi ısıtıyor ki. Birden kendimde bir yumuşama hissettim.Diğer arkadaşlarla birlikte kayıp gittik dağın içine doğru. Bu ne güzel yolculuk. Artık su damlası olmuştum. Diğer damlalarla el ele vermiş akıp gidiyorduk karanlıkta. Hepimiz o kadar soğuktuk ki.”
Şimdi buraya kadar tertemiz bir su hayal ediyorsunuz değil mi? Keşke bu buz gibi suyu içebilseydik. İşte çocuğun doğum anı da böyle saf ve temiz değil midir?
Şimdi hikayemize devam edelim.
“Bu dağın içindeki yolculuğumuz çok uzun sürmedi. Ansızın tekrar Güneş çıktı karşımıza. Artık ne mi olmuştuk? Evet düşünün, dağın yamacından çıkan bir pınar olmuştuk.”
Artık bu saf, tertemiz su bulunduğu yerde durmak istemeyecek. Kendini doğanın cazibesine bırakacaktı. Ne demişler “Su akar yolunu bulur.” İşte suyun izlediği yol, bir bebeğin izlediği yol değil midir? Su yavaş yavaş veya hızlı bir şekilde bilmediği yerlerden geçmeye başlar. Her geçtiği yerden bünyesine, yapısına bir şeyler katar. Hatta ya kendisi bir su grubuna dahil olur yada kendisine su veya su grupları dahil olur. Bir de bakmış içinde balıklar oyun oynuyor. Onlara ev sahipliği yapacaktır. Doğadaki hayvanlar gelip ondan içecekler, bir kuş gelip onda banyo yapacaktır. Âmâ burada önemli olan bütün bu su grupları, karışımları hala insan görmemiştir ve hala bozulmamıştır. Bu ne demektir? Hala su doğallığını korumaktadır. Evet su doğaldır ama aynı su değildir. Artık biraz daha güçlenmiş ve kendini başka bir ortamda bulmuştur. Artık bizim su saf bir dere olmuştur. Süreç doğal olarak ilerlemektedir. Akarsu, ırmak olacağı zaman uzak değildir. İnsanlarla tanışacaktır. İşte o zaman doğallığı yavaş yavaş yok olacaktır. Eski günlerini arayacaktır. Bünyesi zamanla yavaş yavaş kirlenecektir. Yapısı bozulacaktır.


