MUSA Ö. KIROĞLU


‘Çürük aylar’ başladı, Ünye’den kaçma zamanı


Ünye’de yasamayi seviyorum…

Iyi ki de Ünye’de yasiyorum, diyor…  Bu anlamda kendimi sansli sayiyorum.

Tabi bu sevginin temelinde Ünye’de dogmak, büyümek ve yasiyor olmaktan kaynaklanan ‘aidiyet duygusu’ yatiyor.

Bir sey daha var; güzelliklerimiz…

Kaniksadigimiz için yeteri kadar farkinda olamadigimiz güzellikleri var sehrimizin.

Ünye’ye disardan gelenlerin övgüleriyle daha iyi fark ediyoruz güzelliklerimizi.

Bu övgüler, ayrica bizde hosluk yaratiyor. Ünye’de yasamayi daha da sevdiriyor.

1999 yili yazinda Sivas Üniversitesi’nden bir ögretim üyesi misafirim olmustu.

Sabah henüz tan agarirken kalktik sabah yürüyüsüne çiktik birlikte.

Çamlik tarafina dogru yürürken Fener’in dibine geldigimizde günes denizden dogmaya baslamis…

Denizin yüzeyi günesin yaydigi kizil isiklarla alev alev yaniyordu adeta.

Misafirim bir anda kala kaldi oldugu yerde… Denizdeki manzarayi seyre koyuldu.

Sonra döndü bana dedi ki;

“Bu nasil bir sey… Muhtesem bir görüntü.”

Oldugu yerde oturdu, tekrar döndü denizi seyre devam etti.

Ta ki günes denizden bir iki metre yükselene kadar…

Ben de seyrettim onunla…

Aslinda hep seyrederek büyüdüm o görüntüyü…

Saraçli’daki evimizin pencerelerinden yaz mevsiminde her sabah bu görüntüyle uyanirdik güne.

Dolayisiyla benim için kaniksanmis bir görüntüydü.

Güzel mi? Ne kadar güzel?

Misafirimin dedigi gibi ne kadar ‘muhtesem’?

Bunlari hesap etmeyi bilemez olmusum bu kaniksama sonucu.

Ta ki misafirimin bende yarattigi etkiye kadar.

Bu etki sonucudur ki zaman zaman günesin denizden dogusunu özellikle izlerim.

Dedim ya Ünye’de yasamayi çok seviyorum…

Ama iki ay var ki kaçmak istiyorum...

Temmuz, Agustos ayi…

Bu iki ay boyunca kaçmak istiyorum çok sevdigim sehrimden.

Büyüklerimiz bu aylar için “çürük aylari” derdi.

Havadaki nemin doruk noktaya çiktigi…

Insani oturdugu yerde üstten asagi tere bogan…

Canli, cansiz çürümenin arttigi aylar…

Ünye’den uzaklasmak…

Daglara, tepelere, yaylalara çikmak istiyorum bu iki ayda.

Ve bugün Temmuz ayina girdik…

Sikinti basladi.

Hiç hareket etmesek bile nemleniyor, terliyoruz.

Agustos sonuna kadar bu böyle sürecek.

Kaçmaya gelince…

Bu iki ayda hep kaçmak istedim ama hiç kaçamadim Ünye’den…

Bilmem; kaçmaya firsat mi bulamadim?

Yoksa ayrilmak mi istemedim?

Eminim ayrilmak istememisimdir, ‘gülünü seven dikenine katlanir’ misali.

Koronali günler bitiyor mu?

Geçtigimiz yilin Subat ayinda kabus oldu çöktü üstümüze korona illeti.

Biraz geriler gibi oldu, tekrar yükseldi…

Böyle alçalip yükselen dalgalarla 17 ayi geride biraktik.

Ben de 17 aydir evdeyim.

Gazete çalismalarima evden devam ettim.

17 ay boyunca disarda bir sey yemedim. Bir bardak su dahi içmedim.

Bu yilin Subat, Mart ayinda asilarim bitti. Ama ben tedbiri hiç elden birakmadim.

Ta ki ülkemizde asilama orani artana, vaka sayisi düsene kadar.

Nitekim geçtigimiz hafta ilk kez bir seyler yedim disarda.

Katar’dan gelen doktor yegenimle siftah yaptim.

Artik çay, kahve içmeye basladim es dostla…

Ama tedbiri birakmamak kaydiyla...

Maske takmaya özen gösteriyor… Sosyal mesafeye dikkat ediyorum.

Bu arada 3. asimi da olacagim.

Bu kadar duyarlilik gösteriyor, dikkat ediyorum; niye?

Kendi sagligim ve toplum sagligi bunu gerektiriyor da ondan.

Süphesiz benim gibi herkesin kendine ve topluma karsi sorumlulugu var.

Ve herkes bu sorumluluklarinin ne kadar bilincinde olur… Ne kadar uyar, uygularsa toplum o kadar saglikli olur.

Demem o ki her sey elimizde…

Kalin saglicakla…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593