MUSA Ö. KIROĞLU


Dedem demişti ki; “Cumhuriyet, korkusuzca soluk alıp verdiğimiz idaredir”


Cumhuriyetimizin 40. Yılının kutlandığı 1963 yılı… İlkokul 3. sınıftayım.

Eskiden milli bayramlarda okulumuzu, sınıfımızı süslerdik. Bir de yarış olurdu sınıflar arasında… Kim daha iyi süsleyecek, kimin sınıfı daha güzel olacak yarışı… Şimdi yok bu süsleme işi. Keşke devam ettirilebilseydi… Çünkü o iş sadece süsleme işi değildi… Daha çocuk yaşlarda milli benliği, milli duyguyu ruhlarda bezeme, güçlendirme işiydi.

O yılın 29 Ekim Bayramı öncesinde de heyecanla, neşeyle okulumuzu süslüyoruz… Sınıfımızı süslüyoruz. Çalıştık, gayret ettik sınıfımızı süsleme işimizi bitirdik. Öğretmenimiz çok beğendi. Dedi ki bize;

“Size Cumhuriyetimiz için ödev veriyorum. Dedelerinize, büyüklerinize Cumhuriyet’in ne olduğunu soracak, defterinize yazacaksınız. Yazdığını herkes sınıfta okuyacak. En güzel ödevi seçecek, süsleyip sınıfın duvarına asacağız.”

Öğretmenimiz Trakyalı, son derece kibar, askerliğini öğretmen olarak yapan, Latif Bilge’ydi

Çok severdim öğretmenimi. Çok sevdiğim için de dersimi iyi çalışır, verdiği ödevleri iyi yapar. “Güzel, teşekkür ederim” demesinden ise ayrıca çok hoşlanırdım.

Okuldan eve döndüğümde, dedeme sordum öğretmenimizin sorusunu. 

Dedem 1873 doğumlu, Cumhuriyet ilan edildiğinde 50 yaşında olan… Osmanlı’nın acılarla dolu son dönemini baştan sona yaşamış birisiydi. Bize anlatırdı, savaşları, seferleri, seferberliği… Kurtuluş Savaşı’nı, “Gazi Paşa” dediği Atatürk’ü...

Böylesine dopdolu olan dedem, “Cumhuriyet nedir?” sorusuna da en iyi cevap veren kişi olacaktı eminim.

Ancak, bana verdiği cevaba çok şaşırdım. Çünkü çok kısa, tek cümlelik bir cevaptı. Bugün de çok net hatırladığım o cümlesi şöyleydi; 

“Cumhuriyet,  korkusuzca soluk alıp verdiğimiz idaredir.”

Dedeme, “Bu çok kısa oldu. Başka bir şey söylemeyecek misin?” dedim.

“Bu kadarı yeter. Hepsi bu sözümün içinde… Öğretmenin ne dediğimi anlar.” dedi.

Dedem, 1963 yılında artık 90 yaşında bir piri faniydi. Hastaydı; kanserdi hastalığı. Aslında konuşmayı severdi. Ama yaşlılığı ve hastalığı konuşmasını zorluyordu. Ben buna bağladım o bir cümlelik Cumhuriyet” açıklamasını.

Sabah kalktım okula gittim. Öğretmenimiz girdi sınıfa, defterlerimiz açık, ödevlerimizi okumayı bekliyoruz.

Bende, ödevimi eksik yapmış mahcubiyeti var tabi ki; içten içe sıkılıyorum. 

Sırayla okuyoruz ödevlerimizi.  Bana geldi sıra; okudum tek cümlelik ödevimi.

Öğretmenimiz, sıradaki öğrenciye söz vermeden, bir süre kaldı. Bana baktı; niye bu kadar kısa ödev yazdığımı sordu. 

Dedemin bu kadar konuştuğunu, “Ne demek istediğimi öğretmeniniz anlar” dediğini söyledim.

Bir şey demedi. Diğer ödevleri okuttu.

Teneffüste beni ve defterimi aldı, birlikte Öğretmenler Odasına geçtik.

Tabi ben, “Ne oldu?” korkusuyla titriyorum.

Orada konuyu diğer öğretmenlere anlattı, cümleyi okudu.

Öğretmenler kendi aralarında bir süre konuştular; “Çok manalı bir söz. Bunu sınıfımızdaki süslerin arasına asalım” dediler. Dedemin sözü süslü kağıtlara yazıldı. Sınıfların duvarına asıldı.

Tabi, başlangıçta korkudan titreyen ben, bu sefer sevinçten titriyordum.

Öğretmenimiz o gün 2. dersimizde, bize sözün ne anlama geldiğini anlattı.

Osmanlı’nın son 20-30 yılında bitmeyen savaşlar nedeniyle sürekli askerlik yüzünden evlerde erkek kalmadığını… Bunu fırsat bilen Rum, Ermeni çetelerin, asker kaçaklarının, dağı-ormanı mesken tutmuş eşkıyanın sık sık evleri bastığını… Ölüm kustuklarını… Ne var ne yok alıp gittiklerini… Bu yüzden insanların gizlenmeye çalıştıklarını, görünmemek için nefes alıp verirken bile korktuklarını söyledi.

Ülkemizden düşmanı kovup, Cumhuriyetin ilan edilmesiyle birlikte artık herkesin devletin koruması altına girdiğini… Kimsenin çetelerden, kaçaklardan, eşkıyalardan korkmasına gerek kalmadığını… Günlük işlerini rahat, rahat yapar hale geldiklerini… Evlerinde artık huzur içinde yaşadıklarını… Korkusuzca nefes alıp vermeye başladıklarını dile getirdi.

Öğretmenimden bunları dinledikten sonra dedemin “Cumhuriyet, korkusuzca soluk alıp verdiğimiz idaredir” sözünü ve “Bu sözün ne anlama geldiğini öğretmeniniz anlar” cümlesini niye söylediğini anladım.

Eve döndüğümde anlattım dedeme olup bitenleri.

Gözleri sulandı, yaşlar aktı yüzünden…  Hiç konuşmadı, bir şey söylemedi.

Ama ben o gün anlamasam da sonra anladım dedem niye bir şey söylemedi, sadece gözyaşı döktü...

Bakın niye…

Aradan 40 yıl geçmiş, unutulmamış yaşananlar. “Bilir” dediği öğretmen, öğrencilerine anlatmış bildiklerini. Demek ki yanılmamış, biliniyormuş. 

Ve hepsinden önemlisi; Cumhuriyetimizin ne anlama geldiği, ne kadar değerli olduğu hep bilinecek.  Dedem buna sevinmiş… Sevinç gözyaşıymış döktüğü o gözyaşları.

Ben de, Cumhuriyetin ilk yüzyılı içinde dünyaya gelen ve 68 yılını bizzat yaşayan bir Cumhuriyet nesli olarak 2. Yüzyılın başında onurla, gururla, ruhumun derinliklerinden yükselen bir sesle; “İLELEBET CUMHURİYET” diye haykırıyor, kutluyorum 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı.

Bu duygularla Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, geçmişten günümüze canlarını vatan için feda eden Aziz şehitlerimizi, vatan toprağını kanıyla sulayan Kahraman gazilerimizi rahmet, minnet, dualarla yad ediyorum. Allah hepsinden razı olsun. 

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593