Şöyle bir durup düşünelim: Sahiden neden okula gidiyoruz? Eskiden eğitim denince akla bir insanın kendini bulma yolculuğu, iyiyi kötüden ayırma çabası gelirdi. Eğitim bir bilgi istifleme yarışı değil, insanın "Ben bu dünyada neciyim?" sorusuna yanıt aradığı bir pusulaydı.
Ancak bugün o pusulanın ibresi ciddi şekilde sapmış durumda. Modern dünya, eğitimi bir olgunlaşma süreci olmaktan çıkarıp, bizi belirli kalıplara döken bir fabrikaya dönüştürdü.
Artık bilginin kıymeti, ruhumuzu ne kadar beslediğiyle değil, piyasada kaç paraya alıcı bulduğuyla ölçülüyor.
Bu değişim sadece sistemde değil, dilimizde de gerçekleşti. Eskilerin o güzelim "hikmet", "erdem" ve "irfan" kelimeleri tozlu raflara kaldırıldı. Yerlerine ise ruhu soğuk, mekanik kavramlar geldi: Performans, çıktı, verimlilik ve rekabet...
Okullar artık karakter inşa edilen yuvalar değil, ekonomik çarkın ihtiyaç duyduğu "yedek parçaları" üreten merkezler haline geldi.
Üstelik bu mekanikleşme, dijitalleşen dünyayla birlikte daha da tehlikeli bir boyuta ulaştı. Artık algoritmaların ve yapay zekânın her şeyi optimize ettiği bir çağda, insanı sadece "işlem yapan bir veri seti" gibi görmeye başladık.
Bilgiye ulaşmak bir tık uzağımızda olsa da, o bilgiyi içselleştirecek derinlikten mahrum kalıyoruz. Ekranlar başında hızla tüketilen bilgiler, bizi daha donanımlı kılmıyor; aksine, durup düşünme yetimizi elimizden alarak bizi anlam krizine daha da yaklaştırıyor.
En acısı da şu: Gençlerimiz artık "Ben kimim?" diye sormuyor. Bunun yerine "Hangi alanda daha çok işe yararım?" sorusunun peşine düşüyorlar. Kendimizi bir amaç olarak değil, sistemin içinde bir araç olarak görmeye başladık.
Bir alanda çok şey bilen ama hayatın bütününe, ahlaka veya estetiğe gelince söyleyecek sözü olmayan "uzmanlar" türedi. Teknik olarak donanımlıyız, evet; ama neyi, neden yaptığımızı açıklamakta zorlanıyoruz.
Mesele, geçmişin tozlu sayfalarına romantik bir özlem duymak değil. Mesele, eğitimin merkezine yeniden "insanı" koyabilmek. Çünkü eğitim bir üretim bandı değil, bir ruhun inşa sürecidir.
Unutmamalıyız ki günün sonunda inşa edilen şey o karton diploma değil, insanın ta kendisidir. Bu gerçeği hatırlar ve eğitimi "işlev üretmekten" kurtarıp "insan yetiştirmeye" odaklayabilirsek, işte o zaman hem kendimizi hem de dünyayı yeniden anlamlandırabiliriz.


