İBRAHİM HAKAN GÜN


Fındık Tarımın da Toprak Asitliği ( ph ) Büyük Risk.


Asit yagmurlari, fosil yakit atiklarinin dogal su döngüsüne karismasiyla olusur. Özellikle sanayilesmenin yogun oldugu ve fosil yakitlarin enerji tüketimi olarak kullanildigi bölgelerde kömür ve petrol gibi fosil yakitlarin yakilmasi sonucu atmosferde kükürt ve azot içeren gazlar birikir. Bu gazlar havadaki su buhariyla birlesince bir kimyasal tepkime meydana gelir. Bu tepkime sonucunda sülfürik asit ve nitrik asit damlalari olusur. Günes isigi bu tepkimelerin hizini artirir. Yeryüzündeki sular Günes’in etkisiyle isininca, bunlarin bir kismi buharlasarak yükselir ve atmosfere karisir. Böylece yükselen nemli havadaki su buhari yogunlasarak yeniden sivi durumuna geçer. Bunlar da bulutlari olusturur. Sonuçta olusan, çok miktarda kükürt ve azot içeren bu tip yagmurlara “asit yagmurlari” denir.

 Ülkemiz de, 2002 yilinda çevresel etki degerlendirme yönetmeligi degistirildi.25 hektar ve altinda isletmeler için çed raporu istenmemesi hükme baglandi. Bu ölçüyü geçenlerde de rakamlarda yapilan oynamalar ile kolayca ruhsat alinabiliyor. Ülkemiz de, 2004 yilinda maden yasasida degistirildi, enerji ve maden yatirimlari için saglanan öncelikler ile orman alanlarinin sirketlere tahsisileri kolaylastirildi. Bu degisiklerden sonra maden ve tas ocaklari sayisin da muazzam bir artis oldu.2013 yilinda bir soruda enerji ve tabi kaynaklar bakani bir rakam açikliyor,2002 ve 2013 yillari arasinda maden, mermer ve tas ocaklari için verilen arama ve isletme ruhsat sayisi 387.741 olarak açiklanmistir. Bunu neredeyse bütün çaylara ve derelere HES kurulmak üzere verilen izinlerde eklenince , özellikle orman alanlarinda büyük bir tahribat gerçeklesmistir.

 

Bütün madencilik faaliyetleri sirasinda kaziyla açiga çikan gaz kükürt açisindan zengin kaynaklarin su ve havayla temasi sonucunda sülfürik asit olusuyor. Bu asit bakir, kursun ve civa gibi agir metallerinde çözünmesine yol açiyor. Çevre için toksik olan bu metaller yeralti ve yerüstü sulara, buharlari havaya karisiyor. Agir makinalar ve diger araçlarin hareketleri, patlamalar ve rüzgarin etkisi ile olusan toz çevreye yayilarak topragi kontamine ediyor, zehirliyor. Agir metaller dogal biyolojik süreçlerle zararsiz elementlere indirgenemedikleri için etkileri on yillar, hatta yüzyillarca sürebiliyor.

Altin madenciligi çevreye en fazla zarar veren madencilik faaliyeti olarak kabul ediliyor. Bir ton kömür elde etmek için bir ton kömür cevheri kazmak yeterli olabilir. Bir ton bakir elde etmek için 100-150 ton cevher kazmak yeterli olabiliyor, altin madenciliginde cevhere ulasmak için yapilan örtü kazisi hariç bir ton altin elde etmek için cevherin tenör degerine göre yüz elli, ila, ikiyüz bin ton dan fazla cevher kazisi yapmak gerekiyor. Altinin çok degerli olmasi nedeni ile bir ton altin için üç yüz bin ton kazi yapmak ekonomik nedenlerle makul kabul edilebiliyor. Ayrica ayristirmada kullanilan siyanür ve atiklarin derelere ve su kaynaklarina ulasarak buralardan buharlasmasi yagan yagmurlarin niteligini ciddi oranda degistirmistir.

Termik santrallerde, isitmada ve endüstri kurumlarinda kullanilan kömür atmosfere kül (kadmiyum, kursun), CO2 ve SO2 kükürt dioksit yaymaktadir.  3. Sinif kömürler. Tarimda bilinçsiz ve yanlis ilaçlama, çesitli ürünlerde kullanilan kloroflorokarbonlar çevre kirliligine dolayisiyla bu kirlenmeler asit yagmurlarina neden olmaktadir. Havada insanlar tarafindan olusturulan zararli emisyon miktarinin diger dogal kaynaklarca olusturulan emisyonlardan fazla oldugu ortaya çikarilmistir.

Altin madenciligi çevreye en fazla zarar veren madencilik sekli. Ayristirilmis birim element kazilmasi gereken cevher ve isletmelerden sonra ortaya çikan atik ve posa açisindan altin birinciligi aliyor. Bir ton altin için üç yüz bin ton kazi yapilmasi gerekiyor. Ortaya salinan kirletici gazlar atmosferde yagislarin niteligini degistirerek daha çok Ph yani asitlik seviyesini 4 ve altina düsürmektedir, dolayisi ile asidik yagmurlarin yagmasi kaçinilmaz olmaktadir.  Tarim topraklarina yagan bu yagmurlar ile topragin ph sida 4-5 seviyelerinde dir. Bu bitkilerin makro ve mikro besin elementlerinin alimini engellemektedir.

Asit Yagmurlarinin Etkileri Nelerdir?

Asit Yagmurlarinin Çevreye Etkileri

Asit yagmurlari, tüm çevreye zarar vermektedir ancak bundan en çok etkilenen ormanlar ve tarim alanlaridir. Asit yagmuru topragin kimyasal yapisini ve biyolojik kosullarini etkilemektedir. Topragin yapisinda bulunan kalsiyum, magnezyum gibi elementleri yikayarak taban suyuna tasimakta, topragin zayiflamasina ve zirai verimin düsmesine neden olmaktadir. Topraktaki alüminyumun çözülmesine neden olmakta ve agaç köklerinin besinlerden faydalanmasini engellemektedir, bunun sonucunda agaçlar kuruyabilir. Mermer, kumtasi veya kireçten yapilan ve içerisinde kalsiyum karbonat bulunduran tarihi eserlere zarar vermektedir. Ayrica açik metal yüzeyler, boya kaplamalar ve bazi plastikler, sülfür dioksit ve yagisin sulandirdigi bu asitten dolayi bozulma gösterir. Göllere ve akarsulara düsen asit yagmurlari, sudaki asit dengesini bozmaktadir. Asitlesmenin çevre üzerinde dolayli olmakla birlikte yine çok önemli etkilerinden biri de, endüstriyel faaliyetler sonucu olusan asit nemidir. Topraga ya da göl yataklarina inmis civa, kadmiyum ya da alüminyum gibi zehirli maddelerle tepkimeye girebilmekte ve normal kosullar altinda çözünmez sayilan bu maddeler, asidik nemle tepkimenin sonucunda, besin zinciri ya da içme suyu yoluyla bitki, hayvan ve insana ulasip toksik etkiler yaratmaktadir.

Asit Yagmurlarinin Insan Sagligi Üzerine Etkileri

Temmuz 1984’ de Berlin’ de Dünya Saglik Örgütü’ nün (WHO) Avrupa Bölgesel Toplantisinda çesitli gruplar tarafindan sunulan arastirmalar asit yagmurlarinin insan sagligi üzerindeki etkileri konusunda ilginç sonuçlar açiga çikarmistir. Bu arastirmalarin sonucu olarak asit depolanmasinin insan sagligi üzerinde dolayli ve dolaysiz olmak üzere 2 tür etkisi belirlenmistir. Bugüne kadar yapilan arastirmalar henüz asit depolanmasinin insanlar üzerinde dolaysiz bir etkisini belirleyememistir. Bununla beraber deri, göz ve solunum sistemindeki direkt etkileri dikkat çekicidir. pH 4.6’ ya kadar asitlenmis göl sularinda insan ve tavsan denekleri üzerinde yapilan arastirmalarda belirli bir takim etkiler belirlenmis, pH’ in 4 ten düsük oldugu degerlerde gözde tahris ve kizariklik olusmustur.

Asidik zerrecikler genellikle sülfür dioksit ve nitrik oksitlerin atmosferdeki dispersiyonu ile olusur. Sonuçta olusan nitrik ve sülfürik asit diger partiküller (toz, is, kurum, duman vs) üzerine yapisir. Bu partiküllerin direkt olarak solunmasi bu asidik yapilarin dogrudan akcigerlere kadar gitmesine neden olmaktadir. Bu asidik yapidaki tozlar ve gazlar nemli ve sicak akciger alveollerinde kimyasal olarak kana geçebilirler. Bronsit, astim, kanser gibi çesitli hastaliklara neden olabilirler. Asit yagmurlarinin insanlar üzerindeki dolayli etkileri, yüzey ve içme sulari, yer alti sulari, toprak, agir metaller, bitkiler ve baliklar üzerindeki etkilerine bagli olarak, bu unsurlarin kullanilmasi sonucunda uzun vadede insan bünyesinde asidik depolanmaya neden olmasidir. Göllere ve akarsulara düsen asit yagmurlari, sudaki asit dengesini bozar ve baliklari etkiler. Baliklarin bu durumdan etkilenmesi besin zinciri yoluyla bizleri de etkilemektedir. Findik bitkisi için toprak asitligi beslenmesi için çok önemlidir. Toprak tahlillerinde bölgemiz olan Ünye de  bölgesel olarak degisse de genellikle 4,5-5,5 PH seviyesinde olmasi besin elementlerinin alimini azaltmakda ve verimsizlige sebep olmaktadir.

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593