Fındık üreticisi bir ailenin çocuğuyum. Yaşım yetmişi aştı. Bittim-büyüdüm fındık, hayatımın bir parçası olmuştur.
Rahmetli babam her yıl hesap tutardı. Fındığa yaptığı masrafları alt alta yazar, toplar 1 kilo fındığın maliyetini hesap ederdi. 1960’lı yıllardı… Hiç unutmam, bakkal dükkanımızdan komşumuz pamuk ticareti yapan Cemal Amca, (Rahmetli Cemal Öz) babama; “Bu hesap eksik. Burada senin bahçede çalıştığın günler yazılmamış ki…” deyince…
Rahmetli babam; “Cemal abi o da bizden olsun, yeter ki şu harcadıklarımızın karşılığını alalım.” cevabını vermişti.
2025 yılında Ünye Ziraat Odası Başkanı Osman Sarıkahraman yaptığı basın açıklamasında fındıkta maliyet hesabı yaptıklarını, 1 kilo fındık maliyetinin 200 TL olduğunu belirtti.
Rahmetli Cemal Amca’nın babama dediği geldi aklıma Osman Sarıkahraman’a sordum; “Sizin bu hesaba üreticinin bahçesinde çalıştığı günler de dahil mi?”
Osman Başkan, dahil olduğunu söyledi. Öyle ya koskoca Ziraat Odası hesabı… Babamın tuttuğu hesap gibi olmamalı, eksiksiz, gerçekçi, olmalıydı… Nitekim öyle oldu, piyasa bu maliyet hesabına itiraz etmedi.
Sarıkahraman o açıklamasında, bu 200 TL’lik maliyete refah payı da eklenerek taban fiyatının 250-300 TL aralığında olmasını istediklerini ifade etmişti. Ancak 2025 yılındaki don afetinin fındık rekoltesinde yüzde 50 kayba yol açtığı ortaya çıkınca Osman Başkan el yükseltti, fındık fiyatının 300 TL’nin üstüne çıkacağına dikkat çekti, taban fiyatının da buna göre açıklanmasına işaret etti. Ancak, TMO fındık taban fiyatını 200 TL olarak açıkladı. Buna rağmen, serbest piyasada fiyat Eylül ayında yükselmeye başladı, Ekim ayında ise 300 TL’yi geçti.
Hiç unutmam Ekim ayıydı, şehir merkezinde bir çay ocağında oturmuş sohbet ederken fındığını satmış birisi geldi yanımıza… Keyfi yerinde, dokunsan “oynayacak” haldeydi.
Kaça sattığını sorduk. 350’ye sattığını, 1.5 ton fındık karşılığında 450 bin TL yazılı 15 günlük çek aldığını söyledi.
Ben de bunun üzerine; “Daha iki gün önce 300 TL deniyordu, ne kadar hızlı yükseliyor. Ne dersiniz yakında 500 TL’yi bulur mu? deyince… Yanımızda oturan 3 ton fındığının olduğunu söyleyen bir arkadaşımız; “Fiyat çok kalmaz 500 TL olur. Dün bana telefon edildi, 1 ay çekle fındığıma 400 TL verildi.” dedi.
Ekim ayı içinde her şey normal seyrinde devam ediyor, piyasa “az ürün-çok fiyat” gerçeği üzerinden şekilleniyordu. Ancak çok geçmedi, durum birden değişti. Fiyat gerilemeye başladı.
Bunun kısa süreceği, fiyatların yükselmesini sürdüreceği söylense de öyle olmadı. Fiyatlar o gün bugündür gerilemesini sürdürdü. Hatta zaman zaman 200 TL’ye kadar indi.
Ne demiştik; fındık rekoltesi yüzde elli, hatta onunda altında gerçekleşti. Ürün az… Talebe yetmiyor. Bu da fiyata yansıyor, yükseliyor.
Şimdi soru şu; durum böyle devam ederken fiyat neden düşer?
Bunun tek cevabı vardır; mevcut fındığın dışında piyasaya başka kanallardan ürün girmiştir. Girmişse de bunun miktarı öyle az-buz değil, kayıp rekolte miktarı olan 400 bin tona yakın olmalıdır. Olmalıdır ki fiyat düşsün, gerilesin.
Girdi mi peki?
Girmedi… Kaldı ki böyle bir şey mümkün değil… Çünkü dünyanın hiç bir yerinde bu miktarlarda fındık yok…
O halde niye düştü fiyat, ne oldu?
Maalesef bu sorunun cevabı yok… Daha doğrusu soruya cevap vermesi gerekenler sus pus…
Üreticiler, üretici birlikleri feryat ediyor… Yaşanan “oyuna” dikkat çekiyor. Dahası devletin gözü önünde “manipülasyon” yaşanıyor, suç işleniyor. Yetmedi, gelecek yıl içinde oyunlar başladı. İhracatçı birlikleri karın altındaki dallarda sözüm ona karanfil sayımı yapmışlar, 2026 yılı tahmini rekoltesini 829 bin ton olarak belirlemişler. Pervasızlığın bu kadarına da pes doğrusu…
Bu oyunlarla kaybeden sadece üretici değil… Rakamlar açıklandı, fındık ihracatı yarı yarıya gerilemiş. Bu işten devlet de zarar ediyor.
Sonuç;
Dedim ya yaşım yetmişi aştı… Fındıkta hiç bitmeyen piyasa oyunlarının yıllardır canlı şahidiyim. Ancak “oyun” çok daha azgınlaştı, altından kalkılamaz hale geldi.
Çare;
Ne demiş atalarımız: “Ya devlet başa ya kuzgun leşe…”




