Meslegim icabi hayatimin önemli bir kismi Ünye Sanayi sitesinde geçti. Belki size tuhaf gelecek ama bazen insan ile otomobili kiyasladigim zamanlar olmustur.
Bu kiyaslamalarda çogu zaman su gerçegi saptadigim: Insanlarin birçogu, otomobilinin bakimina ve saglam olusuna kendi bakimindan daha çok önem vermektedir.
Hele hele otomobilinin fren bakimi her seyden önce gelir sürücüler için.
Ekonomik durumuna göre ABS fren sistemi olan, yani frene bastiginda kontrollü duran otomobil de öncelikle tercih edilir hani!
Sehir disina gidilecekse otomobilin yag ve su kontrolü mutlak yapilir, ama frenler illaki kontrol edilmelidir.
Insan için de zaman zaman kizma ‘’kendini frenle’’ diye tavsiye ettigimiz de olur.
Bu zaviyeden baktigimizda… Otomobilin frenlerine dikkat ettigimiz kadar, kendi frenlerimize, öfke kontrolümüze dikkat etmedigimiz asikâr.
Anlayacaginiz, otomobilimizin frenlerine verdigimiz dikkati kendi frenlerimize göstermemekteyiz.
Bizim frenlerimizin, yani hadiseler karsisinda kendimizi frenlememizin önemi otomobilimizden neden daha az olmaktadir? Çünkü burada gönül ve düsünce cevherimizin bakiminin yapilmayip ham birakildigi ve bu sebepten sorunlu kaldigi, bu yüzden de bir yanilma ve algi zafiyeti oldugu açiktir!
Biz kendi frenlerimizi ne yapacagiz, hangi ustaya ayarlatacagiz?
Ünye Sanayi sitesinde ayarlatamayacagimiz kesin… Çünkü orada madde ilklimi var, demem o ki orada ancak madeni aksamlar ayarlanabilir.
Bizim kendi frenlerimizi ayarlatacagimiz usta, tamirhane nerede?
Öncelikle bizim fren takimlarimizin aksamlari ne kadar saglam ve kaç aksamdan olusuyor, bunu düsünüyor muyuz?
Yaradan Kün, yani ol deyince… Ruh, gönül, düsünen akil ve kalp gibi organlarimiz ile fren aksamlarimizi tamamlarken, kendimizi frenleyemiyor olmamiz ne büyük nankörlük ve inkârdir!
Frenlerimizi ayarlatacagimiz usta yine fren refleksimizi içimize koyan degil midir?
Öyleyse tamir yeri de bellidir: Ruh, gönül, kalp ve akil nimetlerini Allahin referansi olan kuran pinarindan beslemek ve esrefi mahlûk olmanin nimeti olan akil ile halleri düsünerek tanzim etmek, binaenaleyh, nerede duracagimizi, yani kendimizi hangi durum ve ahvalde frenleyecegimizi tayin etmek zorundayiz degil mi? Yoksa bize niye insan deniyor?
Burada bizi diger canlilardan, açikçasi hayvanlardan ayiran çizgiye dikkat çekmek isterim.
Kaldi ki onlarin bile fren aryalarinin olduguna çok sahit olmusuzdur!
Mesela aslan yiyecek ihtiyacindan fazlasina saldirmaz, birçok hayvan duracagi siniri bilir… Velhasil, dünya’yi kirleten, mahfeden, savaslari çikartan, sinirsiz istek içersinde nefsini frenleyemeyen insandir.
Tabirimi mahzur görün… Insan hem yaratilanlarin hem en sereflisi, hem de en vahsisidir.
Yine insan, ne kadar medeni olursa olsun, büyük bir okul olan su dünyada hayvanlardan ders ve ibret almaya muhtaç olan bir varliktir.
Hayvanlar stok etmek için degil, ihtiyaç için ugras veriyorlar.
Oysa insan öylemi? Insanoglu ihtiyacindan fazlasi için dünyayi acimasizca kana boyamakta, kardesine bile kiyabilmektedir. Bu da insani medeniyette ve fende bunca ilerlemesine ragmen dünyadaki en vahsi yaratik yapmaktadir.
Öyleyse insanin nefsine hâkim olabilmesi, asiri ve lüzumsuz ihtiras ve kiskançliklarini frenleyebilmesi için Allahin referanslarina meyletmesi, manevi ilklimi yakalayabilmesi, ruhunu, gönlünü, zihnini terbiye etmesi, kendisine esrefi mahlûk payesi verilmesinin en önemli bir geregidir.




