Son zamanlarda sokakta yürürken, bir kafede otururken ya da sosyal medyada gezinirken hissettiğiniz o tuhaf ağırlığı fark ettiniz mi?
Toplumun ruh halinde, tarif etmesi güç ama sezilmesi çok kolay bir değişim var. Kimse kimseye kolay kolay kapısını açmıyor, bir soru sorarken bile karşıdakinin niyetini sorgulamadan edemiyoruz.
Sanki hepimiz görünmez bir zırh kuşanmışız gibi. Güven dediğimiz o köklü çınar, bir gece fırtınada devrilmedi; aksine, tutulmayan sözlerle, küçük yalanlarla ve bitmek bilmeyen belirsizliklerle azar azar kurudu.
Aslında tablo oldukça net. Yapılan araştırmalar da bize ayna tutuyor: Artık ne kurumlara ne de birbirimize o eski "gözü kapalı" güvenimiz kalmadı. Yetişkinler yarını planlarken hayaller kurmak yerine, "ya bir aksilik çıkarsa" diyerek sürekli bir B planı cebinde geziyor.
Gençlerin o heyecanlı cümlelerinin yerini ise derin iç çekişler almış durumda. Kuralların sık sık değiştiği, "söz ağızdan bir kere çıkar" düsturunun rafa kalktığı bir yerde, insanların birbirine mesafeli durmasından daha doğal ne olabilir ki?
Bu durum sadece ekonomiyle ya da siyasetle de ilgili değil. Bu güvensizlik virüsü, sabah selam verdiğimiz komşumuzla aramıza, iş yerindeki masamıza, hatta en yakın dostluklarımıza kadar sızdı. "Yanlış anlaşılır mıyım?" endişesiyle söyleyeceklerimizi yutuyoruz.
İlişkilerimiz derinleşmek yerine suyun yüzeyinde kalıyor; çünkü dalarsak boğulmaktan korkuyoruz. Bu sürekli tetikte olma hali, bizi sadece yalnızlaştırmıyor, aynı zamanda daha kaygılı ve öfkeli insanlar haline getiriyor. Kendini güvende hissetmeyen insan, içgüdüsel olarak savunmaya geçer; bu da paylaşma duygusunu öldürür.
En çok da gençlerimiz için üzülüyor insan. Gelecek dediğimiz o bina, ancak güven temeli üzerine yükselir. Emeğinin karşılığını alacağına, adil bir dünyada yürüyeceğine inanmayan bir genç, hayata nasıl sımsıkı sarılabilir?
Şunu kabul edelim: Güven bir saniyede yıkılır ama onarılması yıllar sürer. Bu iş sadece lafla olmaz; şeffaflık, tutarlılık ve en önemlisi samimiyet ister. Eğer huzur içinde yaşamak, sağlam bir gelecek kurmak istiyorsak, önce aramızdaki o görünmez duvarları yıkıp yerine köprüler kurmaya başlamalıyız.
Çünkü güvenin bittiği yerde, hayat sadece bir hayatta kalma mücadelesine dönüşür.


