Hira dağında Peygamberimize vahiy yoluyla gelen ilk ayetin oku! İle başlaması neyi ifade ediyor, bunun üzerinde çok düşünmek gerek.
Oku! Bundan sadece kuranı açıp okumayı anlamak değildir Cenabı Allah’ın kullarına mesajı kuşkusuz. Buradaki oku mesajı tüm varlıkları okumaktır. Nasıl tüm varlıkları? Yeryüzünde yaşayan insan ve hayvanlar, bitkiler, yani görülen bütün varlıkları okumak… Ayı, yıldızları, hatta galaksileri okumak… Yani varlık âlemini tüm derinliğiyle okumak, anlamak ve bilimin ışığında yol almaktır oku emrinin insanlığa mesajı. Bu yetmez… Okuyarak rabbini tanımak, onun tüm varlık âlemini kuşatıcılığı ve kudretini, onun sevgisini, merhametini, gazabını da bilmek ve ona göre yaşamak mecburiyeti insanlık için mutluluğa erişmenin yegâne yoludur.
Bugün dünyada insanlığın karşılaştığı huzursuzluğa baktığınızda oku mesajının iyi anlaşılamadığı görülmektedir.
İnsanlığın çağımızda bilimin oldukça üst seviyesine çıktığı görülmektedir. Ancak medeni olmaktan uzak haliyle, eşrefi mahlûk olan, yani Allah’ın yaratılmışların en şereflisi olmak gibi bir makamı layık gördüğü insanlık, orta çağın belki de daha gerisinde bir merhametsizlik çirkeflik anaforunda yaşamaktadır.
Allah merhameti ve adaleti hâkim kılmak için çırpınan bireylerin ve Devlet yöneticilerinin sayısını artırsın ve insanlığa hidayet versin inşallah. Yoksa bu gidişatın hayra giden istikamette yol almadığı kaygı verici bir hal olarak karşımızda durmaktadır.
İnsanlığa yol gösterecek ‘’Peygamberler dönemi Peygamberimizin Hakka yürüyüşüyle’’ kapanmıştır.
Ama Allah’ın ve Peygamberimizin iyiliğe, güzel ahlaka, merhamete ve insan yaşamının nasıl olması gerektiğine dair daveti ve mesajları ‘’kıyamet gününe kadar devam’’ edecektir. Öyleyse yeniden bir çağrı aramak gibi bir durum söz konusu değildir. Kuran ve Sahi hadisler insanlığın huzurlu yaşayabilmesine yönelik mesajlarla yol haritamızı bize göstermektedir.
Peki, günümüzde insanlık âleminin ciddi sayıdaki kısmının bu mesajları yeterli şekilde anlayıp uygulayabildiğini söyleyebilir miyiz? Hayır, ben söyleyemem!
Bu gün dünyadaki huzursuzluğun, adaletsizliğin, aşırılığın, merhametsizliğin sebebi işte ‘’Allah’ın ve resulünün mesajlarını’’ yeterli derecede anlayıp yaşama uyarlayamadığımızdan kaynaklanmaktadır. Sorunların sebebi budur!
Yanlış anlaşılmasın… İlahi mesajların anlaşılamamasında sadece gayri Müslim ya da ateistler olarak bakılamaz olaya. Ben genel tanımlama yapmaya çalışıyorum.
Demem o ki… Müslüman âleminin de ilahi mesajları tam anlayamadıklarını, Allah’ın emirlerini yerine getirmediklerini, dolayısıyla Müslüman gibi yaşayamadıklarını görmekteyiz.
Bu durum karşısında insanlık derin bir kırılma yaşamakta, adalet ve merhamet hâkim olamamaktadır. Uluslararası kuruluşlar da dünyadaki sorunlara hakemlik yapacak kapasiteye sahip değildir. Yetkileri ve etkileri yetersizdir. Beş tane devletin tekeli altındadırlar. Bunlar sözde kurumlardır… Özde zengin ülkelerin etkisi altında hareket ederler.
Bazen hani denir, köyün, mahallenin sözü geçen emmisi ya da büyüğü diye.
Şu anda Orta doğuda ya da dünyanın başka bölgelerinde haksızlıklara dur diyecek ne emmi vardır ne abi, ne de etkili bir kurum… İşte dünya bunun sıkıntısını çekmektedir.
Müslüman ülkeleri ise daha kendi aralarında anlaşamamakta olup kullanılmaya açıktırlar… Çoğu emperyalist ülkelerce kullanılmaktadırlar
Konuyu ülkemiz açısından değerlendirecek olursak: Hâkim olduğu bölgelerde adalet ile hükmeden imparatorluk bakiyesi ülkemiz, dünyanın dört bir tarafına yardım elini uzatmaktan, sorunlara çare aramak refleksiyle hareket etmekten geri durmamaktadır.
Buda bizim genlerimizde var olan asaletimizin tezahürüdür.


