“Talebe” (ögrenci), “talep eden” (isteyen) demektir.
“Muallim” (ögretmen), “ilim sahibi” (bilen) demektir.
SIMDI, YERIMIZDE EGRI OTURSAK BILE DOGRU KONUSALIM;
Günümüzde artik ögrenciler okulda bir seyler ögrenmeye “talip” degiller. Okul hayatini; sikici, zorlama bir mecburiyet olarak görüyorlar…
NEDEN PEKI?
Hâlâ kadim medeniyetimizin “unutulmus”, “üzeri kapatilmis” gerçek egitim-ögretim sistemimizi yakalayamadik da ondan! Yillarca yanlis ve ezberci bir egitim verdik de ondan.
Çocuklar okuldan ve kitap okumaktan nefret ederek bitirdiler okullarini…
Kendini sürekli gelistiren, çagin/ögrencinin ruhunu-dilini her daim yakalayabilen beyni öpülesi egitmenlerimiz, ögretmenlerimiz müstesna olmak üzere, günümüzde birçok ögretmen; kendilerini taze ve sürekli bilgiyle teçhiz etme, degisen hayata uygun yöntemler gelistirme ve “topluma insan kazandirma” “derdinde” degiller. Bu da topluma yansiyor haliyle.
Hâlbuki egitmenin/ögretmenin en büyük “derdi” bunlar olmalidir…
FARUK ÖGRETMEN
Derdi sürekli ögrenmek ve ögretmek, kaliteli insan yetistirmek ve “insan kurtarmak” olan “hakiki” bir egitmen/ögretmen tanidim ben: Ilk ögretmenim, güzel insan, simdi 80 yasinin baharinda, 60 yillik bir ögretmen; FARUK CIVELEK!
…
Yil 1972… Ünye Cumhuriyet Meydani’nin en güzel ahsap binasina sahip Anafarta Ilkokulu’nda 1. Sinifa basladim…
Hiçbir zaman irtibati koparmadigimiz, güzel insan, baba dostum, sevgili ögretmenim Faruk Civelek’ten sadece “okul bilgisi” degil; insanliga, hayata dair de birçok sey ögrendik biz orada…
OKULUN ILK GÜNLERINDEKI IÇE KAPANIKLIGIMI, MÜTHIS ÇEKINGENLIGIMI, TENEFFÜSTEKI HALLERIMDEN FARK ETTI.
Beni postaneye, çarsidan bir sey almaya göndererek sosyallesmem için çabaladi. Bayramlarda kalabaliklar karsisinda siir okutup çekingenligimi asmami sagladi ve ben bugünkü Ismail oldum. O içimdeki sanatçiyi kesfetmisti ve beni hep kitap okumaya, siire ve yazmaya tesvik etti.
Allah ondan razi olsun.
Hele de sinifimiza, daha önce kendinden mezun olup hayata atilmis ya da lisede olan eski talebelerini getirtip, onlari kendi masasina oturtarak bizlerle bulusturmasi, ufkumuzu açmasi…
Ve bütün talebelerin derdiyle, ekonomik olarak zor durumda olanlarla da tek tek ilgilenip gerekeni yapmasi…
Hakkini, ne yapsak ödeyemeyiz Faruk ögretmenimin.
Onu hâlâ sik sik ararim… Mümkün oldugunda da bulusur sohbet ederiz. Muhabbetimiz, dostlugumuz hiç bitmedi çok sükür.
ÖGRETMENIMDEN HÂLÂ ÖGRENECEKLERIMIZ VAR.
YAKINA GELIN DE ÖGRETMENIMIN 2001’DE ISTANBUL’DA YASADIGI SU HAZIN OLAYI DINLEYIN:
“Ismail, o zamanlar, esimin tedavisi için uzun süreli olarak Istanbul Yesilpinar’da kaliyorduk…
Ben, Eyüp Ilçe Milli Egitim Müdürlügü’ne gittim dedim ki “Ben emekli ögretmenim efendim, esim de rahatsiz, tedavisi için Ünye’den Istanbul’a geldik ve uzun süreligine buradayiz. Ben de boslukta kaldim. Sikiliyorum. Çocuklari da özledim.
Bana bir görev verilirse seve seve yaparim.”
Beni Eyüp Semtindeki Gümüssuyu Ilkögretim Okulu'na gönderdiler. Müdür bey 3. sinifi verdi.
Iki gün derse girdigimde bir kiz çocugu dikkatimi çekti.
Hiçbir sey yapmiyor, hiç derse katilmiyor. Arkadaslariyla filan da hiç öyle temasi yok. Tek basina öyle dipte oturuyor. Sonra çok üzdü onun bu hali beni…
BAKTIM, ÇOCUK OKUMA-YAZMA BILMIYOR!
3. Sinifta olmasina ragmen okuma-yazma bilmiyor çocuk!
Hemen velisini, annesini çagirdim geldi o da… Ona anlattim durumu... Onlar da bu konuda yardim istiyorlar. Yoksa ziyan olacak çocuk. Onu kurtarmaliydik.
“Ama simdi ben sinifta yalniz tek onunla ilgilenirsem okuma-yazmayi ögretmek için, diger çocuklari ihmal etmis olurum, resim-müzik derslerinde siz de 1 hafta burda oturun benim yanimda, ben nasil yapiyorsam, siz de evde öyle yaparsiniz” seklinde anneye anlattim… -Ama tabii bu durumun daha kötüleri oldugunu da daha sonra ögrendim…-”
….
(Bu ibretlik ve heyecanli hikâye yarin devam edecek. Bugünlük yerimiz bu kadar.)
“HAKIKI VE HAKIKATLI ÖGRETMENLERIMIZIN” ÖGRETMENLER GÜNÜNÜ KUTLUYOR, ONLARIN ELLERINDEN, BEYINLERINDEN VE YÜREKLERINDEN ÖPÜYORUM.


