Bu gün insan hakları evrensel beyannamesinin TBMM’sinde kabul edildiği gündür.
Esasen insan hakları evrensel bildirgesi 10 Nisan 1948 yılında ilan edilmiştir.
Ancak yazıldığından bu yana güçlü ülkelerin bu bildirgenin işaret ettiği değerlere aldırış ettikleri görülmemiştir.
Gerek güçlü ülkelerin, gerekse onların gücüyle kurulmuş olan Birleşmiş milletler teşkilatının insan haklarını göstermelik olarak dile getirmelerinin dışında, dünya barışına hiçbir olumlu katkıları ve etkileri yoktur.
Bu uluslararası kuruluşlar emperyalist ülkelerin arka bahçeleri, maskeleri, dünyayı sömürme aparatlarıdır.
HZ Muhammedin veda hutbesinden başka da dünyaya sahici bir insan hakları beyannamesi gelmemiştir.
Asrısaadet dönemi ve Osmanlının parlak döneminde insan haklarına verilen önem kadar hiçbir dönemde insan hakları gözetilmemiştir.
Dünyaya demokrasi dersleri vermeye kalkışan Amerika da hala zencilere köle ve ikinci sınıf insan muamelesi yapıldığı günümüzden 1400 yıl önce, Peygamberimizin müezzini bir zenci olan Hz Bilal idi.
Rızası olmadığı halde, Mescit yapılmak için arsası kamulaştırılan Yahudi’nin şikâyetini haklı bularak arsanın iadesi için 1400 yıl önce Valiye emri veren Hz Ömer idi.
Dünya beşten büyüktür… Evet. Doğru söylemiş ve bir gerçeğe işaret etmiştir Cumhurbaşkanımız.
Ancak müşkül odur ki, Cumhurbaşkanımız gibi sesli düşünememiştir dünyanın birçok ülke lideri.
Ve BM için bu sözü söyleyen Erdoğan ve ona ülkenin istikbali için destek veren Bahçeli ise Batının ve Amerika’nın hedef tahtası olmuşlardır, değişken kurgularla alaşağı edilmelerine çalışılmaktadır.
İnsan hakları evrensel bildirisi ha… Amerika önce katlettiği Kızılderililerin ve dünyanın her tarafında gözyaşını akıttığı insanların hesabını vermelidir… Fransa başta Cezayir olmak üzere Afrika’da katlettiği insanların hesabını vermelidir… Üzerinde güneş batmayan imparatorluk diye övünen İngiltere, dünyanın birçok yerinde akıttığı kanların, kendi kumaşları ünlü olsun diye Hint kumaşını yok etmek için Hindistan’da ellerini kestiği binlerce terzinin gözyaşının hesabını vermelidir.
Velhasıl, Batı ve Amerika tarihe kara leke olarak geçen katliamların hesaplarını vermelidirler.
Onların hesap vermesi için, ırkı fark etmez ezilenlerin ve tabi Müslüman milletlerin bilimde, teknoloji ve sağlıkta ilerlemeleri gerektir.
Bu bakımdan, Müslüman ülkeler, sözde değil, özde kendi kimliklerine dönmek ve silkinmek zorundalar.
Birlik beraberlik ve dayanışma ruhu içerisinde, teknoloji transferleri ile birbirlerini destekleyerek çağı yakalamak mecburiyetindeler.
Bunu her alanda yapmak zorunluluktur… Mesela sağlıkta İslam ülkeleri sadece dış ülkelere doktor transfer ederek bir şey yapmış olmazlar… Ya ne yapmalıdır? İlaç sanayinde gelişme gösterilmelidir.
Zira ilaç sanayiyi tekellerinde bulunduran gelişmiş ülkeler, dünyanın sağlığıyla oynuyorlar… Yani anlayacağınız, dünyayı hem hasta edip, hem bolca ilaç kullanılmasını sağlıyorlar. Bu onların sömürü politikasıdır. Dünya ilaç sanayi bir nevi sömürü aparatıdır. Korkarım önümüzdeki yıllarda dünya insanlarının sağlıklarıyla oynayacakları çok farklı şeytanca planlar uygulayacaklardır.
Bundan kendi insanlarının da zarar görebileceği küresel sermayenin çokta umurunda değildir.
Çünkü onlar için kendi ülkelerinin vatandaşları da dâhil olmak üzere insanlar birer kar mekanizmalarıdır.
Amerika’daki ikiz kulelerin yıkılması, Yahudilerin fırınlarda yakılması, Kenedinin öldürülmesi de bunun birer kanıtlarıdır.




