Isim, varliklari tanimaya, anlamaya, kavramaya ve diger varliklardan ayrilma özelliklerini ifade eden kelimelerdir. Isim, insanlarin ortaya çikardigi bir uygulamadir çünkü düsünen varlik insandir… Insan, neden, niçin, nasil, ne zaman, ne ve kim sorularini merak edip durmustur… Bu sorularla baslamistir belki de insanlarin varliklara karsi ilgisi ve isimlendirmesi.
Insan, isimleri öyle anlamsizca vermemistir. Varliklarin görevleri, çikardigi ses veya durumlarina göre adlandirma yoluna gitmistir. Isimler anlamina uygunsa isabetli ve dogrudur. Verilen isimle yapilan is ve durumun birbirine uymamasi isimleri de anlamsizlastirir. Ecdat, özellikle kisi ve yer adlarina önem vermis ve anlamina, görevine uygun ifadeler kullanmistir. Mesela, hastalarin tedavi gördügü yere sifahane demistir. Biz bu gün hastanene diyoruz. Yani eskiden sifa dagitan müessese simdi hastalarin barindigi bir binadan baska bir sey degildir. Çayhane, kiraathane, as evlerimiz vardi; simdi cafe, restaurant oldular…
Çocuklarimiza da güzel anlamlar ifade eden ve deger verilen kisilerin isimleri verilirdi ki çocuklarimizin bu isimlere layik bir kisi olmasi arzusu edilirdi. Sadece arzu etmekle kalmaz ismini verdigi kavram ve kisi gibi olmasi konusunda en iyi sekilde yetistirmeye çalisirdi çocuklarini.
Son tahlilde insanlar, kafalarindaki çocuk için isim tasarliyor, düsünüyor, kafa yoruyor da o çocugun o isme layik, istedigi gibi bir çocuk olmasi için gayret etmiyor. Çocugun istedigi gibi yetismesi için o özellikleri kendinde bulundurmasi ve bu özelliklere haiz egitim sürecini kendisinin takip etmesi gerektiginin farkinda bile degil. Ya anneye havale edilmistir çocuk egitimi ya da egitim sisteminin kaderine terkedilmistir…
Çocuklarin ismi bir zamanlar Ahmet, Mehmet, Mahmut ve tabii ki Muhammed… Sonralari, Hakan, Kaan, Mete, Oguzhan, … Bazen Fatih, bazen Abdurrahman… Bunlar hep anne babanin kafasindaki önemli kisilerin profilidir. Bu profilde bir çocuk hayal etmektedirler. Ama kaç tanesi istedikleri profilde yetisebiliyor ya da bu isimlere layik bir kisi olabiliyor?
Bütün bu açiklama ve hatirlatmalarin asil sebebi bir isyerinin ismi ile yaptigi isin birbirine hiç yakismadigini fark etmemle alakalidir. Bu bana isimlerle cisimlerin çogu zaman ne kadar çeliski arz ettigini hatirlatti. Nedense görünenle gerçek ayni olmuyor. Bu durum, insanlarin konusmalarina da yansiyor. Çogu insanin söyledikleriyle kendisinin çeliskili tavirlari, isimler konusunda da kendini gösteriyor.
Yunus Emre, Anadolu erenlerinin önemli bir isimdir. Bu ismi kullanirken çok dikkat etmek gerekmez mi? Yunus, Türk Islam Medeniyetinin mihenk tasidir. Islami referansa haiz bir Türk büyügü, Türkçe konusunda örnek bir sahsiyettir. Türkçe söylemis ve Türkçenin ses bayragi olmustur. Hal böyle olunca bu ismin verildigi bir müessesenin, Yunus Emre üst baslik altina “cafe- restauran” gibi yabanci kelimelerin yazilmasi hiç yakisik almis midir? “Çay bahçesi, Sohbet veya Muhabbet Bahçesi” yazilmis olsaydi daha fazla dikkat çekmez miydi? Hatta “Sevgi ve Hosgörü Bahçesi” çok daha uygun düsmez miydi? Böyle yazilsaydi müsteri mi kaybederdi. Amaç müsteri çekmek ise böyle dünyalik ve basit bir sey için Yunus Emre’nin adinin kullanilmasi ne kadar dogrudur…
Nedense isimlerle cisimlerin birbirine uymadigi bir dünyada/zamanda yasiyoruz. Herkes bir sey yapiyor ama ne yaptiginin farkinda degil. Her sey rant üzerine kurulmus, getirisi varsa neredeyse insan imanini bile ortaya koyacak, pazarlayabilecektir. Kapitalist sistemin bizi getirdigi noktalardan biri de bu maalesef.
Neyi niçin yaptigimizin, nasil yapmamiz gerektiginin bilincine varma umudumu tasidigimi söylesem ne kadar dogru olur bilmem. Ama biz öncelikle ilgili, bilgili ve bilinçli hareket etmedigimiz sürece rüzgârin estigi tarafa savrulacagimizin resmidir. Isim cisim uygunlugu, sözü ile özünün bir oldugunu gösterir. Sözü ile özü bir olmayanlarin da sonunun felaket olacagi muhakkaktir vesselam… 17.06.2021


