İSMAİL CANBULAT


İSTANBUL İZLERİ...VE NİCEDİR GÖRMEDİĞİME...


 

Ne iz birakir ki insanda bir sehir? Üç sene boyunca hem de?

Daima doludur kafam okulla derslerimle... Doludur ama, ara sira baska seyler de sikisiverir araya;  Ünye gelir aklima, "Çagri" gelir... "Ünye nasil daha da güzellestirilir" diye sorarim sik sik kendime..

Okul-ev, ev-okul, okul-ev, ev-okul... (Zordur mühendislik..) Akip gider zaman, araya sikisiveren düsüncelerimin uçuk renkli çesnisiyle...

Akarken böylesine, izlerini de birakir zaman size.

Yalniz zaman mi?

Yasadiginiz sehir de izleriyle kaplar her yaninizi. Siz farkinda olmazsiniz, damgasini vurur her (y)aniniza sinsice...

Kisiliksizdir bu sehr-i Istanbul. Saskindir. (Kimligini yitirmistir.)

Zaman habire vurur vurur vurur bu sehre!

Ama yine de farkli bir yeri vardir yürecigimde bu sehrin.

Sinav için sabahladigim gecelerin birinde düsünmüstüm; ne çok itisip kakisiyorduk bu sehirde?

Çatik kaslar, 'n' dudaklar, usanmis gözlerle kosusturan insanlar itisip kakisirlar "pardon"suz! Kuyruga girerken, yolda yürürken, otobüsten inerken...

Sahi otobüsler nasil da kalabalik Istanbul'da? Insanlar ne kadar büyük bir "samimiyetle" yolculuk ediyorlar öyle. Yapisik!

 Her yerde insanlar insanlar... Kaç tanedir "hakiki insan" olanlar?

...insanlar

/sira sira istif istif

/soldan saga yukaridan asagiya insanlar

/hep dogarlar

/itisir kakisir yasar

/hep ölürler insanlar...

Zamanlarim iste böyle siyah-beyaz geçerken, ben sevdiklerimi sik sik özleyemiyorum, unutturuluyorum.

Bu dersler, bu kargasa, bu Istanbul kemiriyor insani habire. Simdilerde bir de soguk çikti ki orta yere, üsü üsüyebildigince...

Belli olmaz havasi buranin; kis dalga geçer insanlarla... Ne demisti üniversitedeki hocamiz; "Istanbul'un havasi, hafifmesrep kadin gibidir; ne yapacagi pek belli olmaz! Bir öyle, bir böyledir! Sagliginiza dikkat edin."

Kar yagar sabahtan, pesinden öyle bir günes ki, yaz kiskanir!

Bu yüzden ben de elimde mendille gezerim sik sik... Hakkimiz da yoktur hastalanmaya, onca ders yayilmis siritiyorken masada...

Izlerini vurur her aninizda bu sehir.

Insaniyla, havasiyla, sisiyle, hengâmesiyle "Istanbul Izleri" kaplar her yaninizi.

Taa ki Ünye'nin oksijeninde yikanincaya dek... (1986)

.............

NICEDIR GÖRMEDIGIME...

(Martilar üzerine bir deneme..)

Kimse benim martilari sevmemi engelleyemez!

Ne kadar istersem o kadar severim.

Kendi sinirimi kimse benim yerime koyamaz...

Can Yücel babanin deyimiyle "denizin sokak çocuklari" martilar, her gün karinlarinda neler neler tasirlar kim bilebilir?

Bir martinin çirpintisi kiskirtmanin en sicagidir.

Rengar(h)enk martilar yalniz Istanbul'da yasar.

Istanbul yasar, eteklerinde yasayan bu sokak çocuklariyla...

Martilari seyretmek, yagmurda sohbet kadar sarar beni.

Dogup 18 yasima kadar büyüdügüm yer olan Ünye'yi fanatik sevgilerle sevmeme, ona hâlâ her dönüsümde beynime siçrayan yüksek duygularla kucaklasmamiza, kendisi ile oturup sorunlarini tartismamiza ve ilerisini düsünmemize hep bu martilar sebeptir!

Iste "marti kuslarini" sevmem için bir neden daha!

Bu sokak çocuklari, Ünye'de bir zamanin "sinema çocuklarini" andirir bana... Bu çocuklari Istanbul'da da olsa Ünye'de de olsa severim.

 Ve ne kadar sevecegime yalnizca ben karar veririm.

___________________________________________________________________

(Bu iki "denemeyi", tam 35 ve 33 yil önce 1986 ve 1988 yillarinda Istanbul'da üniversitede okurken Ünye Çagri Gazetesi'nde yayinlamistim. Ünye'deki arsivimde bir anda karsima çiktilar!)

 

 

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593