(Günaydin Mari)
Geçende Istanbul’a gittigimde Kinaliada’ya Mari’ye gittim. Mari benim yetmisli yillarda Istanbul Günaydin gazetesinde çalisirken servis sefim Garbis Populos’un kiziydi. Onu tanidigimda Sisli Rum Kiz Lisesinde okuyordu, son siniftaydi. Yazin Kinaliada’ya giderlerdi.
Hafta sonu beni de adaya davet ederlerdi. Mari’nin Ünye’ ile baglari vardi. Marinin annesinin dedesi Ünyeli idi. Mari, ben Almanya’da iken seksenli yillarin sonunda annesi ile Trabzon’a geçerken Ünye’de durmuslar dedesinin evini aramislar. Yillar sonra ben Mari’nin dedesinin evini buldum fakat yikilmis yerine apartman yapilmisti. Yetmisli yillarin basinda Mari Fransa’ya okumaya gitmisti birbirimizi otuz yil görmedik.
Ben eski aliskanligimdan dolayi her hafta Kinaliada’ya denize giderim. Geçen sene Mari’yi bulmak geldi aklima. Fransa’da yasadigini biliyordum ama yine de bir bakayim dedim. Oturduklari eve gittim, yikilmisti sordum biraz asagidaki pembe evde oturdugunu söylediler. Kapiyi çaldim yedi sekiz yaslarinda bir kiz çocugu açti “Madam Mari evde yok mudur matmazel?” dedim, “Vardir mösyö” dedi. “Seslenir misin?” Içerden bir ses: “Eleni kim gelmistir?” “Bir bey seni görmek ister.”
“Geliyorum, hangi bey imis?.. Biraz sonra Mari geldi, saçlari bembeyaz olmustu, “Buyurun mösyö beni görmek istemissiniz”
“Kalimera Mari nasilsin? dedim
“Iyiyim mösyö siz nasilsiniz, kimsiniz, içeri buyurmaz misiniz” dedi, tanimamisti.
“Mari ben kirk yil geçmisten geliyorum Noi’den geliyorum”
Sandalyeye çöktü, bunu beklemiyordu, çok sasirdi, kalkti sarildi bana bir müddet öyle kaldi.. Beyazlasmis saçlarinda genç kizliginda kullandigi bir Fransiz parfümünün kokusu vardi, demek kirk yildir degistirmemisti aglamamak imkansizdi hele benim içim hiç dayanmazdi.
“Sen bizim gençlik yillarimizdaki en iyi dostumuzdun siyah uzun saçli Noi’den gelen çocuk seni ne çok aradim, neden bizi bir defa aramadin, nerden böyle birden bire geldin beni nasil buldun?
Bu müstesna insani tekrar gördügüm için çok mutlu olmustum.
Gittigimde adaya yeni tasinmislardi.”Mari ben çogunlukla Noi’deyim, bir müddet Istanbul’da kalip dönecegim, bugün adaya geldim seni görmek için” dedim”. “Çok iyi etmissin bizde Eleni ile evi yerlestiriyoruz. Mari bize yine balik yapti bir sisede sarap açtik, bahçede son vapura kadar sohbet ettik. Eski arkadaslari konustuk, çok genç yasta bir deniz kazasi sonucu hayatini kaybeden Akasia’yi andik
Ewige Ruhe,
(Sonsuz huzur)
Helmut Hoca
Bugü kösemizi bir Almanya anisi ile kapatalim.
Fotograf Dersi hocamiz Prof. Dr. Helmut Rosenbaum çok ilginç biriydi. Polonya Yahudisi idi. Hatta zaman zaman Türk kökenleri oldugunu da söylerdi. Biz derdi Hazar Türklerindeniz. Hazar Türk Devleti Musevi dinini seçmis Türklerin kurdugu bir devletti, son kalanlar bugün Litvanya’da yasamakta ve Türkçe konusmaktadirlar. Onlara, Musevi dininin Karay mezhebini seçtikleri için Karay Türkleri veya Karaimler denir. Istanbul’a Türklerden önce gelmisler Karaköy bölgesine yerlesmislerdi. Onlardan dolayi bu bölgeye Karayköy denirdi, sonradan söylene söylene Karaköy oldu. Istanbul’da çok küçük bir azinlik olarak kalmislardir.
Helmut Hocadan Fotograf konusunda çok sey ögrendim. Dünyaca ünlü fotograf sanatçisi ögrencileri vardi. Hitlerin ikinci dünya savasinda Yahudi sanarak Polonya’ya geç etmis Musevi Hazar Türklerini yaktigini söylerdi.
Okulun yakinindaki bir kilisenin duvarinda duvara kazinmis bir günes saati vardi. Saat gibi bir yuvarlagin etrafina ayni saatte oldugu gibi sayilar kazinmis ortaya da bir demir çubuk konulmustu, demir çubugun gölgesi hangi rakamin üzerine düserde saat o zamani gösteriyordu. Ortaçagdan kalma önemli bir eserdi. Bunu fotografini bir türlü çekemiyordum duvara kazinmis rakamlar çikmiyordu. Bir sürü film ve fotograf parasi vermistim. Hocam bunu nasil çekecegim diye sordum. Nüktedan biriydi : “Warte bis September” “Eylül’ü bekle” dedi.
Önce hoca benimle saka yapiyor sandim, “Bosuna ugrasma bu fotografi ancak Eylül ayinin sonlarinda günesli bir havada çekebilirsin” dedi.. Eylülde günesin egimi ile duvara kazinmis rakamlar netlik kazaniyor ve günes saati belirgin bir sekilde görülebiliyordu.
Geçende Hannover’den bir okul arkadasim aradi, Helmut Hocanin vefat ettigini söyledi. Üniversite bahçesinde hocanin cenaze törenine katilmisti.
Helmut Hoca’nin bize fotograf konusunda ne çok set ögretmisti.
Ewige Ruhe, (sonsuz huzur) Helmut Hoca
(Tekrar)
Gelecek hafta: Akasia


