AHMET DERYA VARİLCİ


Karadeniz Arkeolojisi – Bizans Dönemi - XXIII (Lozan Mübadilleri - 1)


Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinde karşılaştığı en önemli sorunların başında, tebaası olan bazı toplulukların ayrılıkçı isyan girişimleri gelir. Balkanlarda başlayan ulusalcı ayaklanmalar Arap Yarımadası ve Ön Asya’ya sıçrar. Birinci Dünya Savaşı henüz sürerken, Karadeniz’de Rusların etkisiyle önce Ermeniler ve ardından İngiltere - Yunanistan etkisiyle Rumlar, kurdukları cemiyetler aracılığı ile çeteler halinde faaliyete geçerler.  

24 Nisan 1915’te Ermeni toplum liderlerinin İstanbul’da tutuklanmasıyla başlayan süreç, “Tehcir Kanunu” ve “Müsadere ve El Koyma Kanunu” gibi yasal düzenlemelerle desteklenmiştir. Bu uygulamalar, Osmanlılar tarafından savaş koşullarında askerin arka cephesini sağlama almak için Ermeni isyancılara karşı bir tedbir olarak görülmüş ve “meşru” sayılmıştır. Batılı devletler ise bu durumu “Soykırım” olarak nitelendirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Jön Türk hükümeti (İttihat ve Terakki Cemiyeti) tarafından Ermeni halkına karşı planlı ve sistematik bir imha politikası uygulandığı ve bunun sonucunda 1,5 milyon Ermeni’nin hayatını kaybettiğini ileri sürülür.

Aynı tedbirler ayaklanan Rum çeteleri için söz konusu olsa da yerleşik Rum ahali için toplu göç yahut “Tehcir” olayı kısmen uygulanır.

Ancak Kurtuluş Savaşı’ndan zaferle çıkmış Türkiye’de, Cumhuriyet’in ilânına yakın, 30 Ocak 1923’te Türkiye ile Batılı devletlerarasında sürdürülen Lozan Konferansı sırasında Yunanistan’la “Halkların Mübadelesi Sözleşmesi” imzalanır. 

Bu top yekûn bir göç ettirme olayıdır; 1923’te başlar ve 1924’te zirveye yükselir. 

Batı’dan (Yunanistan) yaklaşık 500 bin Müslüman Anadolu’ya göç ettirilir.

Anadolu’dan da 1,5 milyon Rum, Batı’ya göç eder.

Karşılıklı göç 1924 sonrasında devam eder, 1960’lı yıllara kadar sürer.

 

Sessiz Tanıklar

 

Birkaç sokak ötemizde, Kilise Tepesi’ne çıkan yokuşun başında bir ev…

Üç katlı, yarı-kâgir; 1901 yazısı kazılmış duvarına, zamana yenik düşmüş, terk edilmiş bir Rum evi...

Bunun gibi daha birçok ev vardı Ünye’de; çoğu yıkıldı, çok azı restore edildi.   

Bir zamanlar düğün salonu olarak kullanılan Yalı’daki Rum Ortodoks Kilisesi mesela, Ünye’de ayakta kalan tek kiliseydi, yıllarca düğün salonu olarak kullanıldı ve sonunda restore edildi, bir kültür mekânına dönüştürüldü…  

Mevcudunu çeşitli belgelerden bildiğimiz ama yerlerinde olmayan kiliselere gelince. 

Ünye’nin batısında, küçük bir adada bulunan Ayanikola Kilisesi bunlardan biri; yuvarlak, kâgir bir kilisedir diyor, Bijişkyan: “Eski zamanlardan” kalma.[1]

Ünye’nin ilk Ortaokulu olarak kullanılan ahşap bina ise bir zamanlar Tepe’deki kilisenin yanındaymış. Ünye’de Kilise Tepesi denilen bu yerde, 1938’de Meçhul Asker Ortaokulu kurulmuş. Bahçe duvarlarının bir kısmı, 1954’te yıkılan bu kilisenin duvarlardır.

Ayanikola Kilisesi’nin ise, sadece duvar kalıntılarını görebilmekteyiz. Denizcilere atfedilen bu kilise, Osmanlı öncesinden kalan bir Doğu Roma ibadethanesidir.[2]

İçinde bir zamanlar oturulan ev kalıntıları dâhil, her biri 1923’te kaybolan bir topluluğun sessiz tanıklarıdır.

 

Mübadele Öncesi Ünye

 

Papalık özel emri ile Timur'un sarayına elçi olarak gönderilen Ruy Gonzales Clavijo, 6 Nisan 1404’de Ünye limanına sığınır. Clavijo, Ünye (Hinio) halkının tamamen Rum olmasına karşın kalesinde 300 kadar Türk’ün yaşadığını, sahilde demirci dükkânlarının varlığını, kale ve kentin Timur’a vergi veren Melaseno adlı bir Rum beyine ait olduğunu bildirir.[3]

Evliya Çelebi 1640 yılında Ünye’yi ziyaret ettiğinde kentin Ünyes adında bir kral (Trabzon Tekfuru) tarafından kurulduğunu anlatır. Canik Sancağı toprağında Voyvodalıktır. 100 akça Bijişkyan, 1998; 75lık kazadır. Başkaca Yeniçeri Serdarı, Kale Dizdarı, neferi vardır. Müftüsü, Nakîbi yok. Kalesi deniz kıyısında, kare şeklinde kâgir bir yapıdır. Nispi bağımsızlıkla yönetildiğini söylediği şehrin umumi nüfusunun Rumlardan teşkil olduğu ve sahilde tam tekâmülü kalesinde Osmanlı askerlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.[4] 

Rahip Per Minas Bijişkyan ise, 1817’de esasen yerlisi olduğu Karadeniz mıntıkasında vikerlik görevi münasebetiyle bölgeyi adım adım gezerken, Ünye’de 800 Rum ile 40 Ermeni evinin varlığını bildirir.[5]

1870 Tarihli Trabzon Vilayeti Salnamesi’nde Ünye’de 9 kilise ve 14 rahip olduğu kayıtlıdır. Aynı kayıtlarda Ünye’nin kendisine bağlı Fatsa, Bolaman ve Karakuş nahiyeleriyle birlikte toplam nüfusunun 34.309 olduğu görülmektedir. Ünye kazasına ait 14.354 kişi bulunmaktadır. Kazanın İslam nüfusu 10.998, Çerakis (Kuzey Kafkasya’dan göç gelen Çerkezler) 573, Ermeni 1.269 ve Rum nüfus 1.514 olarak belirtilmektedir.

Ermeni nüfusun daha çok köylerde ve Rumların şehir merkezinde ikamet ettiği bilinmektedir. Demek ki Ünye kent merkezinde ikamet eden yaklaşık 1.500 Rum vardır. 

Bu sayı artarak 1923 yılına kadar, 53 yılda birkaç katına varır. 1902 Tarihli 20. cilt, sayfa 665 Trabzon Vilayet Salnamesi’nde Ünye’nin toplam nüfusu 60.443 olarak gösterilmekte ve Rum nüfus 4.554 olarak belirtilmektedir. 

Mübadele öncesi, 1920 – 1923 yılları rakamıyla Ünye’de 8.500 Rum olduğu tahmin edilmektedir. 

1923 Yılında başlayan “zorunlu göç” nedeniyle Ünye’de bir tek Rum kalmaz.

 

Mübadele’yi Hazırlayan Koşullar

 

Lozan Barış Konferansı’nın öncelikli konusu sığınmacılar ve esirlerdi. Zaten Rumların çoğu, protokol imzalanmadan önce Yunan Ordusu’yla birlikte Anadolu’yu terk etmişti. Büyük bir karmaşa içinde gerçekleşen ilk Rum göçü, daha çok kaçıp kurtulma amaçlıydı. Tren istasyonları, vapur iskeleleri dolmuş, bir milyona yakın Rum, Yunanistan’a geçmek için sınıra yığılmıştı. Yunan hükümeti gelenleri barındırmakta zorlanıyor, okul ve kiliseler dolup taşıyordu. Göçmenlerin bir kısmı aç sefil sokaklarda yatarken, diğer yandan, özellikle Ege’den gelenler sadece kendi mallarını değil, işgal altındaki komşularının mallarını da gasp ederek beraberlerinde getirmişlerdi. 

Tıpkı 93 Harbi (1877- 78 Osmanlı –Rus Savaşı) sonrası, Doğu Anadolu’nun işgalci Rus Ordularına kılavuzluk yapan Ermeni Çeteleri gibi, Batı’daki Yunan Ordusu’nu Yunan bayraklarıyla karşılayan Rumların Türk topraklarında yaşayabilmeleri zora girmişti. Akıbet belliydi. Batı’da yaşayan Müslümanlar da aynı zor koşullarla karşı karşıyaydı. Lozan Protokol’ü böyle bir ortamın gereği doğdu ve göçe zorlanan mübadiller hayvanlarını ve ürünlerini köylerinde bırakarak, ani bir emirle sahillere döküldüler.

 

Lozan Konferansı

 

Lozan’da İngiltere temsilcisi Lord Curzon’un teklifi ve Milletler Cemiyeti görevlisi Nansen’in raporu doğrultusunda “mübadele” anlaşması görüşülür.

30 Ocak 1923 tarihinde, Yunanistan’daki Müslümanlarla Türkiye’deki Ortodoks Rumların değişimini öngören “Mübadele Sözleşmesi” imzalanır.[6]

Sözleşme gereği; İstanbul’daki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya’daki Müslümanlar mübadeleden muaf tutulur.

Karşılıklı nüfus değişiminde ölçüt, sadece dindir: Müslümanlara karşı Ortodoks Hristiyanlar.

Amaç: Her iki tarafın da daha homojen bir ulus oluşturabilme çabasıdır.

Yunanistan’da yerleşik bütün Müslümanlar Türkiye’ye, Türkiye’de yerleşik bütün Ortodoks Rumlar Yunanistan’a gönderilir. 

Kafa kâğıdında “Milleti” karşılığında “Ortodoks” yazan ve Türkçeden başka dil bilmeyen Hıristiyan Karamanlı bir grup Türk de mübadeleden nasibini alır, Rumlarla aynı göçe tabi tutulur.

İki milyon civarında insan göç yollarına koyulur.

 

Devam Edecek: Lozan Mübadilleri – 2 

 

Kaynaklar:

 

Clavijo, Ruy Gonzales, 2008, Timur’un Hayatı, Kadiz’den Semerkant’a Seyahatler, 1. Baskı, Pozitif Yay.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden Seçmeler, 1971, Hazırlayan Nihal Atsız, 1. Cilt, 1000 Temel Eser, MEB Devlet Kitapları, İstanbul

Bijişkyan, P. Minas, 1998, Pontos Tarihi, 2. Baskı, Çivi Yazıları

Varilci-Kabayel, Ünye Kent Yazıları   


 

[1] Bijişkyan, 1998; 76

[2] Kilise Tepesi’ndeki ve Yalı’daki Ortodoks kiliseleri 1830 yılı sonrası (Meşrutiyet Dönemi) kiliseleridir.

[3] Clavijo, 2008; 122

[4] Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 1971; 165

[5] Bijişkyan, 1998; 75

[6] 1923 yılında Lozan Barış Antlaşması'na ek olarak yapılan bu sözleşme uyarınca Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan Krallığı'nın kendi ülkelerinin yurttaşları, din esası üzerinden tehcir ve zorunlu göçe tabi tutulur. Göçün adı “Mübadele”dir, göçe tabi tutulanlar ise “Mübadil” olarak adlandırılır.

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593