Allah’ın lütufta bulunduğu nimetlerden birisi de kardeşinin olmasıdır. Aynı anne ve babadan dünyaya gelenlere kardeş denir. Kardeşler ise birlikte yaşamanın, acıyı, mutluluğu birlikte paylaşmanın en yakın özneleridir. Bu Rabbimizin kullarına dünya ve ahirette bir ikramıdır.
İslam kardeşliğinin sınırları kelime-i tevhitle çizilir. Aynı anne-babadan olma şartı yoktur. Dünyanın öbür yanındaki mümin bir kul, her birimizin din kardeşidir. Bu yazımızda anlatmak istediğimiz ise karındaşlık olan kardeşliktir.
Yüce Kitabımız Kur’an‘da, Hz. Musa (as)ın İsrail oğullarıyla olan mücadelesini ve onları Allah’ın dinine tebliği konusunun uzun uzun anlatıldığını görüyoruz. Ama burada dikkatimizi çeken bir husus vardır. Hz. Musa (as) kendini Allah’a arz edip dilekte bulunduğunda, onu anlayacak, onun dilinden konuşacak, kendisine güvenebilecek bir yardımcı ister yanına. Ve şöyle der: “Kardeşim Harun’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum. Rabbimiz buyurdu: Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir kudret vereceğiz ki ayetlerimiz (mucize yardımlarımız) sayesinde onlar size erişemeyecekler. Siz ve size tabi olanlar üstün geleceksiniz.(Kasas,34,35)
İşte kardeş, varlığın ve nimetlerin en büyüğüdür. O yanınızda yardımcı, işlerinizde başarı, hayatınızda bereket, mücadelenizde zaferdir. Velhasıl kardeşinizin sağlamlığı selametinizdir.
Çünkü gözünüzdeki sevinç gözyaşlarını da, ıstırap gözyaşlarını da gören ilk kişi odur. Derdinizi, sevincinizi uzun uzun anlatacağınız kişide odur. Saklanıp sığınacağınız limanınız da odur. Çünkü O Hz. Harun’dur. Çünkü O Hz. Musa’dır.(as) Çünkü o Hz. Yusuf’tur. Kardeşi Bünyamin’dir.
Rabbimizin değişmeyen sünnetullahı vardır. Onlardan biri de: hayat sevdiklerinizle, sizi anlayanlarla, her şeyinizi paylaşabileceklerinizle bir mana bir anlam ifade eder. İşte o mananın karşılığı kardeştir.
Çok sevdiğiniz ve hep birlikte olduğunuz, onsuz bir lokmayı bile yemediğiniz kişiler vardır. Dersiniz ki kardeşim gibi. Bu sözün bile, gibisi vardır. Ama o kardeşin ta kendisidir.
Hayatın içine ve hakikatlerine daldığımızda şöyle bir manzara bizi karşılar. Çocuklar üç kardeşte olsa, beş kardeşte olsa ufak tefek kavga gürültüsüyle çocukluk yılları bir başkadır. Bunlarda hayatın tadıdır, tuzudur.
Ne zaman ki evlilikler olur, aileler kurulur, o zaman bir yarış başlar. Tatlı bir rekabetse, yardımlaşma ise, kardeşlik ruhu varsa sorun yoktur. Lakin senin ki benimkimden fazla oldu. Bana az düştü. Bana haksızlık yapıldı. Ben arada ezildim. Bu ve bunun gibi gerekçeler ortaya dökülürse yıllarca süren küskünlükler başlar. Husumetler oluşabilir.
Kardeşliği bozan birçok sebep olabilir. Ancak onu da çözmenin yolları vardır. Karşılıklı fedakârlık yapabilmektir. Gerekirse üçüncü şahısların işlerinize olumsuz manada müdahale etmelerini önlemektir. Sulh ve selametle bir hayatı devam ettirmektir.
Çünkü kardeşlik parayla alınmıyor, menfaatle de kardeş olunmuyor. Bu tamamen Allah’ın bir lütfü ve ikramıdır. Biz Anadolu da şunu çok duyarız. Bir kardeşi olsaydı böyle olmazdı. Kimsesi yok derler. İster kız ister erkek olsun.
Evet, kıymetli okurlarım/dinleyenlerim, kardeşin var mı? Sen dünyanın en zengin insanısın. Sen dünyanın en mutlu adamısın. Sen dünyanın en bahtiyar kişisisin.
Kıymet bilenler, kıymetlenir. Kardeşinin kıymeti senin kadardır. Sen daha fazlası olmak için çabala…
Takılmayın ufak tefek işlere… Anlamazsa anlatın… Konuşun… Çözün kördüğümlerinizi…
Telafisi yok kardeşliğin. Her şeyinizi paylaşın. Ama kardeşçe… O zaman nasılda çoğalacak gönül ve dünya zenginliğiniz. Harun’unuz yanınızdan hiç eksik olmayacak o zaman. Kardeşçe yaşamak, kardeşini tercihle olur diyor sizleri Allah’a emanet ediyorum.


