HAKAN KORKMAZ


Mahallemde Kalan Bayramlar...


Yıllar öncesine götürmek istiyorum sizi…

Mahalleme, çocukluğuma, gençliğimin en saf ve en heyecanlı günlerine…

 

Bayram, bizim için sadece bir gün değildi. Günler öncesinden başlayan bir heyecandı. Evlerde telaş, sokaklarda hareket… Herkesin içinde tarif edilemez bir sevinç olurdu. Rahmetli Fidan Teyze’nin ellerinden çıkan o meşhur kıvırma tatlısını beklerdim mesela… Sokağa her çıkışımda “Acaba yaptı mı?” diye gözüm kapılarda olurdu.

 

Komşuluk başka bir şeydi o zamanlar. Annelerimizin temizlik telaşı, imece usulü yardımlaşmalar, bir evde başlayan hazırlığın diğer evlere taşması… Uzaktan gelecek misafirler için hazırlanan odalar, günlerce sürecek ağırlamaların heyecanı… Herkes birbirinin bayramına ortak olurdu.

 

Bayramdan önce kabir ziyaretleri yapılırdı. Mezarlıklar bile bayrama hazırlanırdı sanki… Arife günü birçok aile kabristana gider, biz ise bayram sabahı namazdan sonra ziyaret ederdik. O anların huzuru, insanın içine işleyen bir sükûnet bırakırdı.

 

Orta Yılmazlar Mahallesi Camii…

Bayram namazlarında dolup taşardı. Eski caminin o kendine has kokusu, kalabalığı, samimiyeti hâlâ hafızamda. Ve elbette Mevlüt Yakışık Hocamız… Cami sevgisini bizlere aşılayan, çocukları bayram sabahlarında camiye koşturan o güzel insan… Onun sesi hâlâ kulaklarımda yankılanır.

 

Namazdan sonra evlerde bambaşka bir şölen başlardı. Bir ayın ardından kurulan o zengin kahvaltı sofraları… Aile, misafirler, kahkahalar… O sofraların bereketi, neşesi, sohbeti hiç bitmesin isterdik.

 

En güzel kıyafetler giyilir, özenle hazırlık yapılırdı. Büyüklerin elleri öpülür, ardından mahalle mahalle bayramlaşma başlardı. Ziyaretler yakından uzağa doğru günlerce sürerdi. Evimizin büyükleri olan annem ve babam ise misafir ağırlamaktan bayram boyunca neredeyse evden çıkamazdı.

 

Annemin yaptığı o meşhur lokum… Aile içinde “Ali Dede pastası” diye anılırdı. Tadını anlatmak zor… Ama bir bayramın lezzeti, biraz da o tatta saklıydı.

 

O yıllarda iletişim bile başlı başına bir maceraydı. İstanbul’daki teyzelerimize telefonla ulaşmak için postane aracılıyla, santralden bağlanmayı beklerdik. Saatler süren bekleyişin ardından gelen o “alo” sesi bile bayramın en büyük mutluluklarından biriydi.

 

Çocuk aklı işte… Bayram harçlığı hesapları yapılırdı günler öncesinden. Kim ne verir, ne kadar birikir… Ona göre hayaller kurulurdu. Karşı komşumuz Avni Amca’nın verdiği madeni paraları, ahşap evin zemin aralarına düşürdüğüm günleri hatırlıyorum. O zamanlar üzülürdüm, şimdi ise en çok güldüğüm hatıralardan biri…

 

Ve şimdi…

 

Ne o eski bayramlar kaldı, ne o eski telaşlar…

Ne kalabalık sofralar, ne kapı kapı dolaşan çocuklar…

 

Biz büyüdük. Büyüklerimiz azaldı.

Ama içimizde hâlâ o bayramların izi, o sıcaklığı, o samimiyeti var.

 

Belki her şey değişti…

Ama çok şükür ki, gelecek nesillere aktarabileceğimiz bir bayram kültürümüz hâlâ yaşıyor.

 

İşte bu duygularla…

 

Ramazan Bayramı’nız mübarek olsun.

Yüce Rabbim; sağlık, huzur ve sevdiklerimizle birlikte daha nice bayramlara erişmeyi nasip etsin.

 

Kalın sağlıcakla…

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593