Panagiyoti 1863 yilinda Ünye’de dogdu ve 1890 yilinda 27 yasinda öldü. Onu Kilise Tepesindeki Rum Ortodoks kilisesinin bahçesinde bulunan mezarliga gömdüler. Eski Ortaokulun yerindeydi, bu mezarlik simdi yok, yerinde Meçhulasker Ortaokulu var.)
Panagiyoti’nin ailesi onun ölümünden 34 sene sonra Lozan anlasmasi geregi Ünye’deki Rumlarla birlikte Yunanistan’a gönderildiler. Gitmeden bir gece önce annesi babasi ve akrabalari Panagiyoti’nin mezari basinda dua ettiler.
“Sevgili Panagiyoti seni içimiz kan aglayarak burada birakiyoruz, en kisa zamanda ziyaretine gelecegiz” dediler, ama bir daha hiç gelmediler. Gidenlerden yillar içinde tek tük gelen oldu, artik ilk giden generasyondan Yunanistan’da kimse kalmadi simdi onlarin çocuklari geliyor, babalarinin mezarini, evini ariyor.
Panagiyotiyi hiç arayan soran olmadi olmadi.
Tarihi Ünye Sehri
Ünye Milattan Önce 750 yillarinda kurulusundan bu yana hep hareketli bir yer olmustur..
Ilk Çaglar Tarihi Uzmani Ünyeli rahmetli Prof. Dr. Ismail Kiliç Kökten Hoca 1964 yillarinda yaptigi arastirmalarda Ünye’de yerlesimin milattan önce 20.000 yillarinda basladigini bulmustu.
Ismail Hoca’yi Ünye’ye geldiginde o zamanlar Ilkögretim Müdürü olan Hocam Orhan Bora agirlardi. Ortaokulda ögrenci iken beni profesörle ona yardimci olmam için kazilara gönderir:
“Sen bu islere meraklisin, hocaya yardim edersin, hocanin anlattiklarini iyi dinle, yaptiklarina dikkat et, belki bir gün arkeolog veya bir yazar olursan bunlari yazar bizi de anarsin” derdi, sanki bu günleri görmüs gibi, o yillarda ben okul tatillerinde yine bu gazetede çalisiyordum. Gazetenin o günkü adi “Sirin Ünye” idi.
Ilhami Hoca, Cevizdere, Tozkoparan magaralari, Yigitler köyü, Tekkiraz Sirma köyünde yaptigi kazilarda buralarda hayatin Milattan Önce 20.000 yillarinda basladigini ve o yillara ait bir çok kanit bulmustu.
Ünye’ye Ilk Gelenler
Ünye’den bilinen yirmi kadar önemli kavim ve alt kavimler gelip geçmis, burada yasayanlar olmus adini bölgeye verenler olmustur “Khalipler” gibi Ünye’ye ilk gelenler ön Türkler olan Kimmerler ve Kasgalardi. Bu yillar Tas Devrine ratsgeliyordu.
Daha sonra Hititler, Lidyalilar, Frigler, Persler, Pontus, Roma Imparatorlugu, Bizans Imparatorlugu, Selçuklular, Danismetliler, ve en son Osmanlilar geldiler.
Ünye’nin bizden önceki son sakinleri Rum’lardi. Yani Roma vatandaslari idi. Bunlara bilgisizlikten Yunan dedik. Oysa Rum Yunanli degildi. Rum adi Selçuklular zamaninda Anadolu’da yasayan Roma vatandaslarina verilen isimdi. Rumlarin içinde Kafkas halklari, Ortaasya Türk halklari Yunanli, Iranli gibi birçok milletten insan vardi.
Dogu Roma Bizans adini alinca Bizans Imparatorlugu Latince olan dilini yazilmasi ve ögrenilmesi zor diye birakmis Yunanca dili ve alfabesini almisti. Bu insanlarin Yunanistan’la tek benzerligi Yunanca okuyup yazmalari ve konusmalari idi, bin yil kaldiklari Bizans Imparatorlugu içinde dillerini ve milliyetlerini unutmuslardi.
Zamanla Yunanca Karadeniz bölgesinde konusulan diger dillerden etkilenerek bozuldu ve yalniz Karadeniz bölgesine has Pontika diye dil olustu, biz buna Rumca diyoruz, Rum dedigimiz bu insanlar kendilerine hiçbir zaman Yunanli demedi biz onlara Rum, onlar kendilerine Romeika diyorladi.
1924 te gittiler
Son kalanlarini da 1924 yilinda Lozan Anlasmasi geregi Yunanistan’a gönderdik. Ünye’de okullari, kiliseleri ve mezarliklari vardi kilisenin birini yiktik yerine ortaokul yaptik, biri hamam olarak duruyor, biri restore edildi.
Yikilan kilisenin bahçesi ayni zamanda Rum mezarligi idi, ben ortaokula basladigim yil kilise yikiliyordu, bu mezarliktan saglam olarak bir tane mezar tasi kurtuldu.
Iste bu kurtulan tas genç yasta ölen Panagiyoti’nin mezar tasi idi.
Bu mezar tasini Saim Yildiz uzun yillar korudu ve sonra onu Müze’ye verdi. Simdi müzenin bahçesinde duruyor.
Biz uzun yillar mezar tasinin üzerindeki yazinin ne oldugunu merak ettik, tam çözemedik. Tasin üzerinde Yunancanin bu bölgede konusulmus ve artik ölü bir dil olan Pontika lehçesinde yazilmis bir agit vardi.
Mezar tasinin genç yasta ölen bir kiza ait oldugunu saniyorduk. Oysa tas genç bir erkege aitmis. Bizi yaniltan Panagiyoti adi oldu. Panagiyoti bizdeki bazi isimler gibi hem erkege hem bayana verilebiliyordu.
Tasi okuyamadigiz için bunu bilmiyorduk, tasin bir erkege ait oldugu daha sonraki satirlarda açikliga kavusuyordu.
Mezar tasindaki bu ayrinti o zamanki Müze Müdürü Ali Riza Nal’in yardimlari ile çözüldü. Müzeyi ziyaret eden iki Yunanli bayan tasin fotografini çekerek Yunanistan’a götürdüler. Orada tasin üzerindeki yazilari çözdürerek gönderdiler.
Panagiyoti’nin Mezar Tasi
80X120 ebadinda yekpare mermer üzerine islenmis bir sira kenar bordürü içine üst kisimda sagli sollu iki melek figürü, ortada bir madalyon ve altinda Grek (Yunan) dilinin Ünye civarinda konusulmus ölü bir lehçesi ile yazilmis metinden ibarettir.
Tas üzerinde su ifadeler yer almaktadir:
12 Aralik 1863 yilinda dogan Panaghioti 6 Ocak 1890 yilinda 27 yasinda ölmüstür. Çok genç yasta arkasinda gözü yasli sevdiklerini birakarak aramizdan ayrilan Panaghioti dürüstlügü ile her zaman hatiralarimizda yasayacaktir.”
Burada tasi önemli yapan seyler vardir.
Birincisi, mezar tasinin Ünye’de bir zamanlar yasamis Rum halkindan kalan tek mezar tasi olmasi, ikincisi, üzerindeki dilin artik ölü bir dil yani konusan halkinin olmamasi (uzmanlarindan baska). Birde tasi önemseyip, korumamiz.
Hangi ulusun tasi olursa olsun bu insanlarin bir zamanlar topraklarimizda yasamis insanlarin bize tarihi ve kültürel mirasidir, baska uluslardan saygi görmek istiyorsak topragimizdaki bu mirasa, kilisesine, mezar tasina, sahip çikmaliyiz. Bizim de sinirlarimiz disinda kalmis bir sürü cami, mezarlik , türbe ve tarihi eserlerimiz var.
Bu nedenle Panagioti’nin mezar tasi önemli ve tarihi degeri vardir.
Insallah bunlari ileride bir Ünye Tas Eserleri Müzesinde toplamak mümkün olur.
Daha önce yayinlanan bu yazi yeni bulunan bilgilerle güncellenmistir.


