YAŞAR KARADUMAN


Prenses Cemile Ve Ünye’deki Hüzünlü Hikâyesi


Ünye geçmiste kadilari ve kaptanlari ile ünlü bir yerdi. Osmanlinin ünlü kadilari Ünye’den çikmisti.. Halen burada Kadi veya Kadiogullari adi tasiyan aileler, “Kadilar Köyü” diye bir köy ve sehir içinde “Kadilar Sokagi” diye bir sokak vardir. Ünye’nin neden bu kadar çok kadi yetistirdigi hakkinda yapilmis bir arastirma yoktur.

Kadilar, Ünye’de “Kadilar Sokagi” denen bir yokusta oturmuslar, konaklarini buraya yapmislar, Osmanli ülkesinin baska köselerinden emekli olup memleketine dönen kadilar da yine bu sokakta son yillarini geçirmislerdir.

Bu konaklara ait elimizdeki bilgiler sinirlidir. Yine bu konaklardan günümüze ancak bir ikisi ulasabilmistir.

Bu son konaklar Kültür Bakanligi tarafindan restore edilmis olup “Kadilar Sokagi” yeniden düzenlenmistir.. Bu sokaga ait bilgiler son Osmanli kadisi Hilmi Kadi’nin torunu Merhum Hilmi Bey’in bize aktardiklarindan ibarettir.. Hilmi Bey  dedesinin yasadigi eski konakta dedesinin anilari ile birlikte yasamis birkaç yil önce aramizdan ayrilmistir.

Yukarida baslikta okudugunuz Prenses Cemile’nin (Jamila) acikli hikayesi de bu sokaktaki Köleoglu Ali Kaptan’in simdi yerinde olmayan  konaginda geçer. .

 Kadi Kimdir?

Hikayeye geçmeden önce Kadilar hakkinda kisa bir bilgi aktarayim:

Kadilik, Osmanli devlet yapisinda bir makamin adidir. Günümüzdeki hakime karsilik gelmekle birlikte o dönemin yapisi itibariyle kentlerde dini otoritedirler. Osmanli Devleti'nin her kösesinde yargiyi saglar belediye baskanligi yapar, görevliler hakkinda rapor düzenlerler, merkezden gelen emirleri halka, halkin sikayetlerini merkeze duyururlar, mahkemelere gelen davalari çözer, noterlik yaparlar. Bu makam Cumhuriyetin ilani ile 1924 yilinda  kaldirilmis yerini bugünkü mahkemelere birakmistir..

 Prenses Cemile -Jamilâ

Misirda emekli olan son kadilardan Ünyeli  Ali Kaptan’in oglu Veysel, diger kardeslerinden farkli olarak kaptanlik meslegini degil de kadiligi seçmisti. Veysel Kadi, Osmanlinin degisik cografyalarinda görev yaptiktan sonra son görev yeri Misirdan emekli olur iki kiz çocugu Fahira, Layla ve bir Misir prensesi olan esi Jamilâ’yla memleketi Ünye’ye gelir ve Kadilar Yokusundaki  babasi Ali Kaptan’in konagina yerlesir.  

Prenses Jamilâ ve çocuklar Ünye’de hiç mutlu olamazlar, Misir’da geldikleri Iskenderiye’yi özlerler. Ünye’nin rutubetli ve yagisli iklimine ayak uyduramazlar, sik sik hasta olurlar. Dilini ve adetlerini bilmedikleri bu yere uyum saglayamazlar.

Fâhira bes Laylâ yedi yasinda idiler, çok mutsuz bir hayat yasiyorlardi ve devamli saglik sorunlari vardi, beklenmedik bir anda yakalandiklari bulasici çiçek hastaligindan birer ay ara ile öldüler. O yilarca çiçek hastaliginin tedavisi bilinmiyordu, simdi ise hastaligi bilen kalmadi

Prenses Jamilâ’nin dünyasi basina yikilmisti. Hiç kimseyi tanimadigi bu sehirden gitmek istiyordu bunun için planlar yapmaya basladi. Sik sik iskeleye gider Misirdan Ünye’ye yük getiren bir yelkenli arardi. Nihayet Misirli bir kaptanla anlasti. Kaptan onu belirli bir miktar altin karsiliginda Iskenderiye limanina birakacakti.

Jamilâ bunun için altin biriktirmeye basladi. Kaptan ona gelecegi günü söylemisti. Biriktirdigi altinlari konagin yanindaki kullanilmayan su sarnicinin (1) içinde bir küpe sakliyordu.

Yelkenlinin gelisini bekledi.

Konagin penceresinden limana giren yelkenliler görünüyordu o çifte direkli mavi boyali yelkenliyi taniyordu bir sabah yelkenlinin yavas yavas limana geldigini gördü.

Birkaç parça esyasini hazirladi altinlari almak üzere sarnica indi, tam sarnicin içine girmisti ki o anda oradan geçmekte olan evin hizmetçisi sarnicin kapagini açik görüp kapatti, kilidini takip gitti.

Prenses sarnicin içinde kalmisti, bagirmalarini ve çigliklarini kimse duymadi. Limanda bekleyen yelkenli aksama dogru yükünü bosaltip prensesin gelmedigini görünce limanda ayrildi.

Kader prensesi korkunç bir ölüme mahkum etmisti. Çigliklarini duyan olmadi, yorgun düstü ve günlerce sarnicin içinde açlik susuzluk ve soguktan feci sekilde ülkesinden çok uzaklarda aci bir sekilde hayata veda etti.

Konaktakiler prensesin kaçtigini düsündüler her taraf arandi çevre köylere haber salindi bir sonuç alinamadi.

Prensesin Hayaleti

Bir müddet sonra konakta garip olaylar olmaya basladi. Kapilar açiliyor, merdivenlerden biri çikiyor, bir kadin gece yarisindan sonra agliyordu.

Prensesin kaybolmasinin üzerinden bir yil sonra Veysel Kadi bir geçe kan ter içinde uyandi. Prenses Jamilâ rüyasina girmis onu bogmaya kalkmis, “Ben sarniçin içindeyim gel beni al ” demisti. Veysel Kadi sabahi zor etmis yanina birkaç kisi alarak sarnicin yanina gitmis ve kapagini açarak içeri bakmislardi. Prenses Jamilâ’nin iskeleti sarnicin içindeydi. Bu korkunç olayin nasil meydana geldigi ise hiç bir aman çözülemedi.

Konaktaki seslerden ve gürültülerden prensesin ruhunun dolastigini Veysel Kadiyi bogmaya geldigini söylediler. Veysel Kadi ne yaptiysa prensesin hayaletinden kurtulamadi.

Bir sürü haci hoca ve büyücülerle ugrasmaktan aklini kaybetti, geceleri gidip prensesin ve çocuklarin mezarlarinin yaninda yatiyordu. Bir kaç yil o sekilde yasadi. Bahçe duvarina çikarak vakitli vakitsiz ezan okuyordu, bir gün duvardan düserek öldü.

Prensesin biriktirdigi altin küpü sarniçta kimsenin dikkatini çekmedi.  Konak yikildi konakla birlikte sarniçta yikildi, altinlar hiçbir yerden çikmadi.

Prenses Jamilâ ve kizlari Lâilâ ile Fâhira Türbe mezarliginda bir kösede  yatarlar.

Basucunda Veysel Kadi Refikasi (Esi) Cemile’nin ruhuna fatiha yazan bir tas vardir, yaninda ise kizlari yatarlar onlarinda basucu tasinda Veysel Kadi Kerimesi Leylâ ve Veysel Kadi Kerimesi Fahire yazar.

Veysel Kadinin mezari da oradadir. Onun tasinda ise “Son Iskenderiye Kadisi Köleoglu Ali Kaptan Mahdumu (Oglu) Veysel Kadi’nin ruhuna Fatiha” yazar.

Babaannemin bize küçükken anlattigi bu çok eski olay bugün tamamen unutulmustur.

Babaannem: “Bazi geceler sabaha karsi  prenses çocuklarla gelir konagin tahta merdivenlerinden çikarlar, ben çocuklarin  seslerini ve merdivenlerdeki tahtalarin gicirdadigini duyardim en üst kattaki odalarina girerlerdi biz üst kati bir daha hiç kullanmadik, prensesin bir iki esyasi vardi, altinlari almaya geldigini zannederdik, çünkü altinlar sarniçta bulunamamisti, o odada gün agarana kadar agladigini duyardik, yine geldigi gibi giderlerdi.”

(1) Sarniç:   

Konaklarin yaninda veya alt katlarinda bulunan

yagmur sularinin toplandigi ve sonradan su

ihtiyacinin karsilandigi depo. 

 

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593