Oney Flash FM’de Aynur Zeran Tan’in yapimciligini ve sunuculugunu yaptigi “Radyoda Sözlü Tarih” programinin konuguydum geçen haftalarda Ünye’de. Hakan Bey ve Aynur Ablanin bu daveti beni çok mutlu etti. Öyle keyifli bir sohbet oldu ki, bir saatin nasil geçtigini anlamadim. Programin videosunu Ünye Flash Radyo’nun Facebook veya YouTube sayfasindan izleyebilirsiniz.
Ünye’de Hamidiye Mahallesinde geçen çocuklugumdan bahsettim. Sokakta oynadigimiz saklambaç, külah, sek sek, istop sadece bir oyun degil, mahalledeki çocuklari kaynastiran kosup eglenmemizi saglayan sosyal bir etkinlikte aslinda. Oynayip acikinca Behire Yengemin pencereden bize verdigi ve hala tadi damagimda olan tuzlu terayagli ekmegi hatirladim, aksam ezanindan önce eve girmedigimiz o çocuk zamanlarin güzelligi canlandi gözümde.
Beden Egitimi ögretmenimiz Sevgi Hoca’nin bizi 19 Mayis Bayrami gösterilerine nasil hazirladigini, çok büyük bir heyecan ve zevkle çalistigimizi, Bayramlarin cosku ile kutlandigini, Cumhuriyet Meydaninda veya Ünye Stadindaki o Bayram kutlamalarinin ailelerce nasil desteklendigini konustuk. Sadece sinav odakli degildi çocuklar ve aileler, bu tip sosyal etkinlikler de çok degerliydi. Bando takimina katilmak, bayrak ve flama tasimak, tiyatro veya halk oyunu oynamak bir ayricalikti bizler için.
Ünye Ortaokulunda ev ekonomisi dersini bir gün bahçede yaptigimizi unutmamisim nedense. Ünye Lisesi’nin basarili ögretmen ve ögrencileri yer etmistir hafizama. Üniversiteyi kazanmayi kafasina koyan ögrencilere destek olan, çok iyi egitim veren bir okuldu Ünye Lisesi. Egitim özellesmemisti o zamanlar ve herkes esit sartlarda parasiz egitim hakkina sahip olurdu. Ilk okuldan taa Üniversite bitirene kadar. Simdi duruma baktikça çok üzülüyorum, bir çocugun egitimi için ne çok para çikiyor ailenin cebinden.
Ramazan günleri, iftari, sahuru, mugabelesi, teravisi hepsi ayri bir maceraydi biz çocuklar için. Sahura kalkabilmek için yalvarirdik annemize, iftara yakin balkonda beklerdik iftar topunun atilmasini elimizde zeytin ile. Sabahlari ellerinde Kuran ile gelen komsu teyzeler salonda yerini alir, önüne beyaz perde gerilmis bos koltuk mugabele okuyacak hocayi bekler. Hoca gelince hanimlar cüzlerini sürmeye baslar, yerini kaybedenler ise perdenin arkasina uzatip hocanin bulmasini isterdi. Teravi kilinirdi mahallede bazi evlerde. Cami yerine Sevim Teyzelere gider, kikirdayarak kilardik teraviyi biz çocuklar.
Ramazan hazirliklarinda açilan kuru yufkalar imece usulünün en güzel örnegiydi. Biz çocuklar da, o lezzetli tereyagi sürülmüs palazlarla bu etkinlikten kendimize düsen payi alirdik. Bayram hazirliklari temizlikle baslar, lokum, su böregi, tatli, sarma ile devam ederdi. Ailece oturulan bayram sabahi kahvaltilarinin tadi ise, baska hiç birseyde olmazdi. Bayramliklarimizi giyer ana babamizin elini öper, harçlik alir, bayram gezmesine giderdik.
Cep telefonlari daha icat edilmediginden fotograflarimiz Foto Öndersev veya Foto Zalim tarafindan çekilirdi. Özel günlerde ya sütüdyoya gider, ya da eve çagirirdik fotografçiyi. Albümlerde yer alan siyah beyaz fotograflarin her birinin anisi ve hikayesi vardir. Özenle giyinir, süslenir poz verirsin, gözün kapali mi çikti, açik mi? Tab edilene kadar bilemezsin. Simdi her an çekilen, begenmezsen silinen selfieler gibi degildir o fotograflar.
Bizi biz yapan memleketimiz yasanmisliklarimiz, anilarimiz iyi ki varlar. Bu günleri hatirlamama vesile olan “Radyoda Sözlü Tarih” programinda emegi geçenlere tesekkür ediyorum.


