“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola erişmişlerden olmaları umulanlar bunlardır. Ey müşrikler! Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Hâlbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez” (Tevbe,18,19)
İman ile cennet kazanılır, Allah ve Resulüne ulaşılır. İmanla, aşkla, inançla dağlar taşlar aşılır. Kudüs’e, Mekke’ye, Medine’ye Hicaza varılır.
Yunus’un ifadesiyle,
Bir mübarek sefer olsa da gitsem,
Kâbe yollarında kumlara batsam,
Hup cemalin bir kez düşte seyretsem,
Ya Muhammed canım arzular seni.
İşte bu Ümmet-i Muhammed bu sevda ile, bu hasretle, bu aşkla kalbinden Kâbe’ye, Mescidi Nebevi’ye, Kudüs’e/Beyti Makdis’e gönül köprüleri kurdu. Kah onun hülyası ile, kah onun rüyası ile, kah günlük muhabbeti ile.
Tıpkı bineğinin üstünde kölesi ile sırayla bazen yürüyerek, bazen binekte yol alarak çölleri aşıp Kudüs’e ulaşan Hz. Ömer gibi. Tıpkı Haçlılar Mescidi Aksa’yı kan revan içinde bıraktıkları, yakıp yıktıkları günlerde ‘’Bana gülmek, uymak haram oldu’’ diyen Selahattin Eyyubi gibi. Tıpkı çölleri aşıp Mekke, Medine’ye doğru yol alırken, askerlerine: Allah ve Resulünü seven, onunla buluşmak isteyen benimle gelsin. Hanımlarına çocuklarına mallarına kavuşmak isteyen bu seferden dönsün diyen Yavuz sultan Selim Han gibi.
Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâ'dır bu
Nazargâh-ı İlâhî'dir Makâm-ı Mustafâ'dır bu
(Cenab-ı Hakkı’ın nazargahı ve o’nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’nın makamı beldesi olan bir yerde, edebe riayetsizlikten sakın) diyen Peygamber aşığı divan şairi Nabi gibi.
Bu ümmet bu mescitlerin gönlündeki yerini, kalbindeki sızısını Allah ve Resulüne olan bağlılığını göstermek için dünyanın her yerine camiler dikti çil çil kubbeler ekti, Mescitler inşa etti. “Efendimizin, Kim bu dünyada bir mescit inşa ederse Allah da ona cennette bir bina ihsan eder.(Buhârî, Salât, 65) hadisini memleketinde, semtinde, mahallesinde ve dünyanın her bir yerinde sonuna kadar uyguladı, yaşadı, yaşattı, yaşatmaya, yapmaya devam ediyor. Güney Afrika’dan Balkanlara, Orta Asya’dan uzak doğuya bu ümmet bir oldu. Kâbe’ye, Mescidi Nebeviye, Kıble Mescidine hep birlikte aynı hassasiyeti gösterdi ve göstermeye devam ediyor.
Kardeşlerim! Bu gün dönüp kendimize bakma, aynı imanı, aynı heyecanı, aynı duyguyu yakalama zamanıdır. Mescitlerin, camilerin hakkını verme zamanıdır. Bir ümmet olabilmenin, hayırlı ümmet olabilmenin, bir kıblede bir mescitte buluşmayı çoğaltmanın zamanıdır. Milyonlar harcadığımız bu mabetleri, kimsesiz, cemaatsiz, ezansız bırakmamak için gayret gösterme zamanıdır.
Kâbe-i Muazzamının revaklarından, Mescid-i Nebevi’nin, Ravzayı Mutahharanın çinilerine, hat yazılarına, Mescidi Aksaya gönderilen, kandil yağlarına, bunların her biri bu Ümmeti Muhammed’in imanıydı, davasıydı. Akşam sabah konuştuğu, sohbet konusu, bitmez tükenmez muhabbetiydi.
Kebenin hizmetkârlığından, Mescidi Nebevinin hadimliğine ömrünü vermiş, bu gün bile gözyaşı içindeki Mescidi Aksanın korunması için canını seve seve veren Filistinli kardeşlerimize kadar, bu ümmet bir ve beraber olmuştu.
Bütün bunlar Allah’a imanın, Resulüne olan bağlılığın ve bir ümmet olmanın en güzel örnekleriydi.
Genç Hocam; Hep birlikte bu gün bu mescitlerin şubeleri olan mescidimin, Camimin bakımıyla, cemaatiyle, yetiştirdiğim öğrencisiyle, örnek ve önder davranışlarımla, aşk ve heyecanımla ben ecdadımın ve bu Ümmeti Muhammed’in neresindeyim?
Bana emanet edilen bu izzete, bu şerefe bu payeye sahip çıkmak için aynı yolun yolcusu olabiliyor muyum?
Hep birlikte bu günlerde kendimizi bir daha çek edelim mi? Ne dersiniz.
Biz bu aşkı, bu sevdayı, bu imanı bizden öncekiler gibi bir daha yakalayabiliriz diyor, günümüz, günlerimiz hayır olsun, hayırlara yeni fetihlere vesile olsun. Allah’a emanet olunuz.




