MUSTAFA ÇAKMAKÇI


ÜNYEDE ALTIN MADENİ DAMARI...


Hizmetlerin karnesi kentin zaman içinde çekilen fotograflaridir...

Bir kentin gurbetçisinin son geldigi gün ile bu gün gelip gördügü arasinda fark yoksa, bir kentin ilerleyisinden bahsedebilir miyiz?

Kentler açisindan ayni kalmak da aslinda gerilemek degil midir?

 

Bu yazima bazi sorularla baslarken amacimin polemik yaratmak olmadigini söylemek isterim. Ancak kentimizin köklü geçmisinin ve insanimizin beklentilerinin büyüklügünün getirdigi sorumluluk karsisinda, büyük hedefler kurmak mecburiyetinden uzaklasmamak adina bu kentte yasayan ve kentin gelisimi için hep söyleyecek sözü olmus bir insan olarak bir kaç samimi söz daha söylemek istedim.

 

Bir kere, yapilanlar kentin fotografini degistirmiyorsa degerlendirmelerde her ne kadar önemli bulunsa da, böyle köklü bir geçmis ve beklenti  büyüklügünün yaninda  gözardi edilmesi gayet normaldir.

 

Çöp toplamak, su saglamak, otoparklar yapmak, mevcut yollarin konforunu arttirmak ve kanalizasyon hatlari yapmak elbette çok önemlidir. Ancak dikkatinizi çekerim ki bunlarin tamami vatandasin ücretini ödedigi için mecburen yapilan islerdir. Yani vatandas bu hizmetler yapilmadigi için bir belediyeyi mahkemeye verebilir. Çünkü karsiliginda parasini ödüyor.

Emlak vergileri, temizlik vergileri, otopark ödemeleri, alt yapi katilim payi ücretleri, su bedelleri vs. vs.... ve vergiler vergiler....

 

Ama mesela bir eglence merkezi, bir mesire  alani, kent pazarlari, turizm tesisleri, kültürel aktivasyon alanlari, üretim alanlari, alternatif yollar ve meydanlar yaratmadigi için mahkemeye verebilir mi? Elbetteki hayir. Bunun hesabini ancak sandikta alir. Dolayisi ile, esas kent yönetiminde kendini gösterme yeri adli degil, sosyal ve kültürel sorumluluk baglaminda yapilacak islerdedir.

Hani bazen Türkiye için burasi muz cumhuriyeti degil derken kastettigimiz sey gibi...

 

Yani vatandasin zaten ücretini vererek satin aldigi bu hizmetler bir kentin karnesinde tipki bir ögrencinin karnesindeki devam zorunlulugu gibi bir kapsamda degerlendirilir.

Yani önemli olan derslerdir... sinavlardir... Yani orta derece ile sinifi geçmek ile pekiyi ile dersi geçmek çok farkli seylerdir degil mi?

 

Bir çin atasözü der ki, "basariya giden yolda ya bir yol bul ya da bir yol aç..."

Yol bulmak tesadüfü ve asgari zekayi gösterirken, yol açmak ise bir kuvveti, inanci, azmi ve üst düzey zekayi gösterir...

Yani bir yolu yoktan var etmek ile, var olani bulmak ve ya konforunu arttirmak arasindaki fark kuvvet carpani olusturacak kadar çoktur.

Bir kentin kaderini degistiremeyebilirsin. Zira bu zaman isteyen bir süreçtir. Ama kaderini degistirecek baslangiçlarin temelini atabilirsin.

Mesela bir dagi geçerken ya üstten ya çevresinden dolasmak olabilir. Ancak bu kaderi degistirmez. Ama dagi bir tünel açarak geçersen  bu kaderi degistirir. Tüneli açamasan da isigin görülmesine birkaç metre kalaya kadar delersen, bu sonraki gelene birakilacak çok büyük bir hizmettir.

Kenti gelecege tasimak ve ya kentin kaderini degistirmek ancak böyle tarif edilir.

Yüzlerce yillik bir kent yasamini gözönüne alirsak, kisa vadeli çalismalar ve ya kisa süre sonra yenilemeye gerek görecek çalismalar ile gelecek ve ya kader arasinda baglanti kurmak, aslinda gelecek öngörüsüzlügüdür.

 

Bir kent sadece bir sehirlerarasi karayolunun üzerinde kurulu, bir tarafinda deniz, diger tarafinda daglar tepeler olan bir topografik yapi degildir . Önce bu kentin ne kadar degerli oldugunu anlamak gerekir.

Bu degerden bir rant yaratmayi düsünmek, hayaller kurmak ve bu hayalleri gelecege yön verecek projelere tasimak gerekir.

Bazen bir kentin sadece konumu büyük bir altin madeni damari gibidir. Ancak bu damarin farkinda olmak, islemek, çikarmak gerekir.

Elbette bunu basarmak siradan insanlarin yapabilecegi bir sey degildir.

Önce kenti yönetmek gerekir. Sonra da kente altin madeni damari gözü ile bakacak bir göz ve akla sahip olmak gerek...

 

Amerika kitasi kesfedilip avrupalilarin akin akin oraya göç etmesinin sebebi bir kaç altin madeni yataklari degildi. Tüm topraklarin altin madeni ile dolu oldugu yalanlari idi... Daha o dönemde yapilan tren yollari altin madeni tasimak için yapilmadi!.. Onlar daha önemli olan seyi, binlerce insanlarin  umutlarini tasidilar. Amerikali tüccarlar önce umut sattilar çünkü. Sonra madenler, kömürler ve petrol...

Insanlar için oteller yapildi. Sonra da altin madeni arayan ve ya altin bulanlarin paralarini harcamalari için de birsürü sebepler yarattilar.

 

Bir kitapta söyle yaziyordu: "Önce bir liman yaptilar. Sonra tren yollari. Ancak hiç biri ne insanlar içindi, ne de kasabalar için. Hepsi onlari gelecege hirsla kosturan bir umut içindi."

Yani umut herseydi...

 

Simdi Ünyemize bir bakalim.

Bir tarafta Samsun bir tarafta Ordu gibi iki büyüksehir.. Bir tarafta da iç anadolu...

Baktigimizda milyonlarca insan...

Peki altin madeni damari...?

Iste kentimizin gelecegi ve bu gelecek için bir yol açmak bu sorunun cevabinda yatiyor...

 

Saygi ile...

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593