Son yıllarda ebeveynlik literatüründe sıkça tekrar edilen bir cümle var:
“Bırakın çocuğu, sıkmayın… Özgüven sahibi olsun.”
İlk bakışta kulağa hoş geliyor. Kim çocuğunun çekingen, içine kapanık ya da korkak olmasını ister ki? Ancak bu söylem çoğu zaman yanlış yorumlanıyor ve çocuk gelişiminin önemli bir boyutu olan utanma duygusu, sanki zararlı bir özellikmiş gibi görülmeye başlanıyor.
Oysa utanmak, özgüven eksikliği değildir. Utanma, insanın kendini ve çevresini fark etmesinin; sosyal sınırları, mahremiyeti ve saygıyı öğrenmesinin doğal bir parçasıdır. Bu duygu, bireyin “her istediğini her yerde yapamayacağını” anlamasına yardımcı olur. Kısacası utanma, toplumsal yaşamın görünmez rehberlerinden biridir.
Sorun utanmak değil; aşırı baskı ile çocuğun kişiliğini ezmektir. Sağlıklı bir gelişimde çocuk hem kendini ifade etmeyi öğrenir hem de sosyal sınırları kavrar. Eğer özgüven, “hiç çekinmemek”, “her düşündüğünü filtresiz söylemek” ve “her ortamda dikkat çekmek” olarak tanımlanırsa, ortaya özgür birey değil; sınır tanımakta zorlanan bir çocuk çıkar.
Bugün bazı çocuklarda gözlenen saygı problemleri, sabırsızlık ve mahremiyet bilincinin zayıflığı; çoğu zaman utanma duygusunun yanlış anlaşılmasının bir sonucudur. Çünkü utanma, çocuğun içinde gelişen bir ahlaki pusula gibidir. Bu pusula yok sayıldığında çocuk, davranışlarının başkaları üzerindeki etkisini fark etmekte zorlanır.
Gerçek özgüven ise şunları içerir:
– Kendini ifade edebilmek
– Hata yaptığında fark edebilmek
– Başkalarının sınırlarına saygı gösterebilmek
– Gerektiğinde çekinmeyi ve ölçülü davranmayı bilmek
Yani özgüven ile utanma birbirinin zıttı değil; sağlıklı kişiliğin iki tamamlayıcı yönüdür.
Çocuk yetiştirmenin amacı, utanmayan bireyler üretmek değil; ne zaman cesur, ne zaman ölçülü olunacağını bilen insanlar yetiştirmektir. Çünkü toplum içinde yaşamak, yalnızca kendini göstermek değil; aynı zamanda başkalarını gözetebilmektir.
Unutmamak gerekir:
Utanma duygusu bastırılması gereken bir kusur değil, doğru yönlendirildiğinde karakteri incelten bir erdemdir.


