RIDVAN AYDIN


YÜREĞİME SİYAH ÇELENK BIRAKTIM-80


… Yzb. Serhan, oluk oluk dökülen kanlar, katline durulan milyonlarca canlarla insanlığa, kesintisiz vahşet kusulan dün-yayı gezinişteydi… 

 

Tarihi Roma İmparatorluğu’nun, Yahudiye eyaletinden bu yana fitneye kaşıntılı Siyonizm; 1950’den itibaren de kışkırtıcı, bölücü Atlantik emperyalizmi dünyayı; hem yapımcı hem yönetmeni oldukları en kanlı savaşlarla en acılı operasyonlar platosuna çevirmişlerdi. Emperyalizme bulaşmış Fransız ve oyun kurucu İngiliz senaristliği de dünya tarihinin bilinen, kayda değer söylemleriydi. 

 

Çıkarcı destekçileriyle yedi başlı ejderhaya dönüşmüş, özellikle Siyonize Atlantik Emperyalizmi; NATO maskesiyle dünyaya kurduğu 800 Üs ve casus radarlarla oralar bağımsızlığını iğfal eder, kendi sömürülerine göre dizayn ederdi. 

 

8.2 milyarla birlikte, daha çok Şarkı sömüren Siyonize Garp emperyalizminin, arka saklılarına gizli Küresel Finans Siste-minin bir avuç hanedanı; özetiyle yaklaşık 8 ailesi; tüm insanlığa, atadan toruna kirli projelerini, fasılasız ihanetler dizisi olarak sahnelerlerdi. 

 

En kirli siyasetin, tavanı en kana susamış terör devletlerini inşa eder; siyasi, askeri ve ekonomik ajandalarıyla oldubitti, dünyanın başına bela kesilirlerdi. Kendilerini temsil edecek, kendileri gibi kapitalize, kendileri gibi para Tanrı’dır iktidarları ve istihbaratlarını, kaçlarca yüzyıldır alıp-alıp hazır kıta kullanmak, bitimsiz paranoya sinsilikleriydi. 

 

Yaka yıka yağdırdıkları ölüm, patlattıkları zulümden, yüzyıllardır özellikle Orta Doğu; bilimsel özgürlükten, modern demokrasiden hiç mi hiç (!) geçilmezdi. Felaketin Ön Asya’ya bulaşmasının kehanet olduğunu da bilimsel akılın, hangi mantığı iddia edebilirdi!

 

Neyse ki haktan yana saflarını, açıkça haykıran saygıdeğer kimlikli, barışsever devletli, demokratik şahsiyetli iktidarlar, dünyada az da olsa yok değillerdi. En ağır insanlık suçlarının en ağır günahlarıyla insanlığa ihanetin, nedeyse Hitlerden daha Hitler günümüz Hitlerlerini; ne mutlu ki bilirlerdi. Ama onlar da küresel suçluları ve müttefiklerini, yargılamaya güç yetiremeyen bir dünyanın sakinleriydi.

 

Kötülere, kötülüklere karşı suç pandemisinde2 değil, iyilik pandemisinde buluşmayı, vicdanda birleşip bilimsel akılda bütünleşmeyi tüm insanlık, bir gün ola ki öğrenebilecek miydi?

 

Yzb. Serhan, insanlığa gene vahşetlerini kusan Siyonizm’le gönül gönüle emperyalizmin, Ön Asya ve Orta Doğu projele-rini düşünce hızıyla geçişteydi… O düşünce hızı ki bilim insanlarına göre saniyede, iki milyon sekiz yüz bin kilometreydi.

 

İnsanlık ihanetinin baş aktörleri, dünyanın Siyonist sömürgenleri: Kanlı ellerinde çağın, en ölümcül salınımlı nükleer silahlarını bulunduran vahşet haramileri… Tüm dünyaya silahın her türünü fahiş fiyat dayatarak satsalar da kendilerinden başka hiçbir ülkede, nükleer silah olmasını kesinlikle istemezlerdi. 

 

Dünya, bu böylesi hortlak Epstein genli dinozor sapıkların, tepeden inme füze ve bombaları altında inim inim inlemekteydi. Hele ki maşa kıldıkları saray yönetimleri Siyonizm’le karışık Garp emperyalizmine karargâh hizmeti verirlerdi. Böylesi Saray Rejimleri bir kere iktidara getirildiler mi kolay kolay gitmezlerdi.

 

Çünkü arkalarındaki destek kürenin sömürgen güçleriydi. Millet kesesinden konumlandıkları ultra saltanatlar karşılığında, halktan kopuk yaşadıkları sırça saraylarında, nimetlendikleri ülkenin kim bilir, neler nelerini küresel efendilerine hibe ederlerdi.

 

İsrail Siyonizm’iyle Atlantik ötesinin terör üreten Siyonize Emperyalizminin; ellerindeki çeşit çeşit Nükleer silahlar tehdit değildi (!) de başka ülkelerin, ellerindekiler tüm dünyaya tehdit olarak ilan edilirdi. Oysaki mazlum dünyanın silah ve mühimmat deposuna dönüştürülmesine müsebbip baş aktörleri oldubitti tamamen kendileriydi.   

 

Nükleer, kimyasal veya biyolojik başlık taşıyabilecek, uzun menzil güdümlü veya güdümsüz balistik füzelerin, hiç bir üretimine müsaade etmemeleri; bir gün anakaralarına illaki ulaşabileceklerin, halüsinasyonlu şizofrenisi içindelerdi. 

 

En ağır insanlık suçlarının en ağır günahlarıyla günümüz Hitlerden daha Hitler vahşet yağdıranlar, insanlık var olalıdan beri ataları gibi kanla servet yapan, kan emici düşkün ezenlerdi. Siyahlara zulmetmemiş, hele de Kızılderilileri canice yok etmemiş; 2. Dünya Savaşını çıkarmamış; atom bombasıyla insanlığı katletmemişler miydi?

 

Bu böylesi Emperyalist-Siyonist günümüz Hitlerleri; gezegenin diş geçirebildikleri yörelerine, hunharca ettiklerinin, pa-ranoyal korkusunu hep çekerlerdi. Bu yüzdendi ki insanlığın hem değerler hem fiziksel katliamını; dünya kamuoyuna, haklı bir meşruiyetmiş gibi servis etmelere yüzsüzleşmişlerdi. 

 

Siyonizm ve emperyalizmin haramileri; bilimsel oksijenini demokratik, laik, sosyal hukuktan alamayan, Ön Asya ve Orta Doğu’yu da yüzyıllardır karıştıran kanlı elleriydi. Emperyalizmin sadakatli dostu Siyasal İslam, oraları Per-perişan etmişti. Oralarda kesintisiz hükmünü süren Siyasal İslam, oraların katmanlı cehalet yoksulluğuna, ne yazık ki Kur’an’i ve Muhammedi İslam’mış gibi servis edilirdi…

 

Ve Osmanlı da dindar değil, dinle saltanat eyleyen dinci kafaların, dinmiş gibi koydukları çıkar gereksinimli hurafe yalan ve kurallarla tarihin uçurumuna sürüklenip bitirilmemiş miydi?

 

Oysaki Kur’an’ın birçok ayeti İslam’ın: Demokratik, laik sosyal hukukunu anlatır ve ısrarla önerirdi. Çıkarları uğruna, başkasını mağdur eden görüşler; helalle haramı karıştıran tercihler; saltanat rejimini taşıyan temel sütunların, suç ortağı failleriydi. 

 

İşte bu yüzdendi ki oralarda Barış Güverciniymiş gibi görüntü veren avcısına zehirlenip partizanlıkla uyutulan toplumlar, sıranın kendilerine geleceğinden habersiz, siyasi ilahlarına tapınmaya devam ederlerdi. Kürenin rant taciri her yol mubah haramileri, kendilerine kukla ettikleri dâhili siyaset şeytanlarını dincilik, ırkçılık, etnik fantezilerle güdüler, iç cepheyi kutup-kutup parçalamaya buralarda tipikleştirilirlerdi.

 

Ekranların mikrofon ve altyazı geçişleriyle aklıselim milleti bunaltan emperyal proje İktidarlar, 7/24 kendilerini maskeli bir kibrin, üstenci ben benciliğiyle üsteler, algı yönetiminin her zamanki mitomanisiyle (yalancılık hastalığı) yinelerlerdi. 

 

Fakat bilimsellikten, felsefesiz çağdaş eğitimsizlikten, okumasızlık cehaletinden, teknolojik üretimsizlikten kırım kırım kırılan oraları, neredeyse tüm ellerde kaydır kaydır ajanlarla bilinçli olarak bilinçsiz bırakmanın, biati pompalayan yayınlarıyla enfekte ederlerdi. 

 

Kimi milli ruh yerine kendi ideolojilerini, kimi hakiki İslam yerine siyasal İslam’la şoklamayı kendilerine çalışan gazap kolonyalizminin1 (sömürgecilik) azap tellallarıyla ülkenin itibarını belirleyen dünya sıralamasındaki hukuk, eğitim, ekonomik yeri, yerlerde süründüğünü cehalet nasıl bilsindi.

 

Kendilerinden olmayan aklıselim toplumsal çoğunluğa yağdırdıkları zulümle parçalayıp ayrıştırdıkları iç cepheyi, her sıkıştıklarında bütünleşmeye adeta dilenirlerdi. Bu şeytani yakarılar, yoksulluğa mahkûm ettikleri çoğunluğun sırtına inşa ettikleri, nepotik ultra saltanatları yıkılacak paniğiyleydi. 

 

Emperyalizme hizmet eden, potansiyel Kuvayı İnzibatiye kalıntısı gerici kuklaların, kendilerine yalancı cennet vadeden şeytanlara biat etmeleri; Kur’an’ın, Nisa Suresi 136’ncı ayetiyle “Ey iman edenler iman edin!” uyarısı, tam da betimlenen kesim için değil de neydi!

 

Oysaki ulus devletler, radikal milliyetçiliğin ya da etnikçiliğin ırksallığı, dinde olmayan dinciliğin ticari simsarlığı üzeri-ne değil, bilimsel demokrasinin vatandaşlık bağı üzerine inşa edilirlerdi. 

 

Dünya insanlık ve siyaset tarihi, ülkelerinin yağmacılık sebebi olanları, bilimsel hassasiyetle sürekli kayıt düşerdi. “Muasır Medeniyet” seviyesine, yarım ve eksik bırakılmış Atatürk Cumhuriyetinin, öksüz ve yetim devrimleriyle birlikte ilkeleri; kim demiş boynu bükük değillerdi! 

 

Ulu Önder Atatürk öncülüğünde, Kuvayı Milliye yüreklerle yedi düvelin, son model silahlarının, kağnılarla dize getirildiği, dünya tarihinde bir ilk ve son olduğunu, keşke “Elhamdülillah Müslümanım Ne Mutlu Türk’üm diyen, herkesler de bilimsel bakış açılı saygın milletler gibi algılayabilselerdi. Ve ille de Atatürksüz, Cumhuriyetsiz, Laik’ siz, liyakatsiz bir iç cepheyle artık nereye varılabilirdi!

 

Not; Rıdvan Aydın’ın “YÜREĞİME SİYAH ÇELENK BIRAKTIM” adlı, roman dosyasından devam edecek…

Dipnot;

En basit tanımıyla bir grup azınlığın, başka bir grubu sömürmesi.

Küresel salgın

YAZARLAR

https://www.facebook.com/%C3%9Cnye-Kent-Ofset-106507792092593