Büyüklerimiz vardi bir zamanlar; elimizden tutup bizi kaldiran, problemlerimize yardimci olan, küsleri baristiran, anlasmazliklari çözen… Maharet belki de onlarda degil; onlara deger verenlerde, sevip sayanlarda, bu müesseseyi isletenlerdeydi, kim bilir…
Aile içinde bir sorun olsa hemen bu büyükler devreye girer, sorunlari dinler, taraflara gereken nasihatleri yapar ve isi tatliya baglarlardi. Kisiler, kendi aralarinda sikintilari bitirememis olsa bile aradaki bu büyüklerin hatirini sayar, sabreder, idare eder ve zamanla bütün sorunlar hallolurdu.
Zaman denen mefhum öyle bir ilaçti ki; herkes gerçekleri zamanla ögrenir, hatalarini fark eder ve yaptigi haksizliklarin ezikligini hissederek karsisindaki kisileri anlamaya çalisir, deger verir, baglanir, sevgi ve saygi perçinlesirdi.
Sabirdi aslinda isin sirri… Haksizliga, saygisizliga, sevgisizlige, zulme karsi sabir… Bütün olumsuzluklarini, sabirla ilmek ilmek olgunlastirir olumlu hale getirirdi insan… Iyiyi, kötüyü, ayirt etmeyi, ileri görüslülügü, sabirla ögrenirdi… “Öfkeyle kalkan zararla oturur.” atasözünün sirrina vakifti. Öfkelendigi zaman karar vermemeyi bilirdi. Öfkelendigi zaman, eline, diline sahip olurdu. Olamayanlar da zamanla pismanlik duyardi.
Büyüklerin, komsularin hatiri unutulmazdi. Her olumsuzlukta büyükler gelirdi akla. Hep sabri tavsiye ederlerdi bize ve biz onlara ne cevap verirdik endisesini tasirdik… Simdikilere göre bunlar belki siddetti, baskiydi, haksizlikti aile içinde… Ama zamanla, sabirla olusurdu ailenin temelleri, hosgörü, iyi niyet, samimiyet, saygi ve sevgiler… Siddet sefkate dönüsürdü zamanla, haksizlik hakka saygiya, insana saygi, Hakk’a saygiya dönüsürdü…
Kizan, köpüren, öfkelenen, bütün gemileri yakmiyordu her türlü haksizliga ragmen. Büyüklerin hatiri vardi kimsenin hatiri kalmamis olsa bile… Bu gün, ne arkadas, kardes, ne komsu, ne hisim akraba, ne büyük ne de küçük kaldi. Herkes esit(!), herkes birey…
Birey: Tek, tek basina, özgür, sorumsuz… Her türlü hak ve özgürlük hakkina sahip… Peki sinir? Belli degil. Bu günün bireyselciligi bitirdi her seyi…
Çikmayla baslayan arkadaslik zamanla flörte dönüstü. Flörtte sözde herkes birbirini taniyacakti. Nedense bir türlü taniyamadi. Isi evlilige götürenlerin bir kismi daha ilk yillarinda basladilar didismeye, tartismaya, kavgaya. Hep kendi hakliliklarina inandilar. Karsisindakilere hak vermeyi, sabretmeyi, ikna etmeyi, egitmeyi, düzeltmeyi, düzelmeyi düsünmediler. Nedense daha ilk bes yillarinda çok iyi tanidiklarini söyleyip evlendikleri kisiyle ayrilik yolunda yürümeye basladilar. “ Iyi günde ve kötü günde…” diye attiklari sahte imzalarin temelini, “Anlasamazsak ayriliriz.” anlayisi olusturuyordu çünkü...
Kimse baskalarina karsi sorumlu görmüyor simdilerde kendini. Kendi kendilerine sorumlu olmakla övünüyor. Bu anlayisla kimse büyükleri hesaba katmiyor. Eskinin yazisiz yasalari toplumu hizaya sokarken bu gün, ciltler dolusu kitaplara sigmayan yasalar bile çaresiz kaliyor. Kurumlar, yasalar büyüklerin yerini dolduramiyor maalesef...
Yasta degildi ayrica büyüklük… “Büyükler” ifadesinin de içi bosaldi artik… Parasi, mali mülkü, makami, mevkii olanlar büyük sayiliyor günümüzde… Belki de bu yüzden simdiki büyükleri kimse kaleye almiyor ya… Ne yasalar büyük simdi, ne de sözü dinlenen, hatiri sayilan insanlar…
Aile içi sorunlar, komsuluk iliskileri, alis verislerimiz ve yardimlasmalarimizda orta yolu bulacak, isi tatliya baglayacak büyüklerimiz kalmadi artik… Biz kendi ellerimizle yok ettik büyükleri… Simdinin makamli, mevkili, parali pullu büyükleri bozdular bu düzeni, kendi ikbal ve menfaatleri için; biz, bizi hizaya sokacak büyüklerimizi yitirdik…


