Şahit olmak neden bu kadar önemlidir?
Efendimiz (s.a) bir gün Sahabeyi kiram ibn.Mes’ud’dan kendisine Kur’an okumasını istemiş, o da “ O, sana indirildiği halde ben mi sana okuyacağım?” demesi üzerine: “Evet, onu başkasından dinlemek hoşuma gidiyor” buyurmuştur.( Buhari Tefsir 93) İbn. Mes’ud (ra) bundan sonrasını şöyle anlatıyor; Nisa suresini okudum. “Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak! (Nisa S.53) bu ayete gelince Resulüllah (sa) “şimdilik yeter” dedi bir de baktım ki gözlerinden yaşlar boşalıyor!
Dini mübini islamın yeryüzüne tebliği ile başlayan, bütün Peygamberi İzamın şehadetiyle tanık olduğu nice yüzyıllar geldi geçti. Yüce kitabımız Kur’an’ı Kerim, tabir yerindeyse üç boyutlu, beş boyutlu bir resim, bir filim, prodüksiyonu yapılmış bir video gibi, darbı meselleri anlattığını görüyoruz ve şahit oluyoruz.
Bizde bu yaşımıza kadar nelere şahit olmadık ki! Bir okuyarak, öğrenerek şahit olduklarımız, birde bizzat yaşayarak şahit olduklarımız.
Karanlığa sapmış, dalaleti kendine rehber edinmiş, fuhşun, faizin, her türlü haksızlığın, ahlaksızlığın hüküm sürdüğü bir topluma gönderilen Efendimiz (sa) bir şey anlatıyordu. Allah’a itaat ediniz ve sizi çepe çevre saran dalaletinizden kurtulunuz. İşte bu çağrıya, bu davete icabet eden bir avuç müminler de vardı. Birde düzenlerinin bozulacağından, hükümranlıklarının sona ereceğinden korkup reddeden ve o bir avuç müminleri döven, öldüren ve şehit edenler de vardı.
Rabbim Allah diyen, ilk şehit (sahabeye) Ammar bin Yasir’e tarih böyle şahitlik yapmıştı. Artık bu şehadet şerbetiyle büyüyecekti, yücelecekti, ilayı Kelimetüllah! Bu duyguyla, bu aşkla, bu sevda ile korunacaktı Peygamber (as) bu düşünce ile anlatılacaktı Allah’ın kelamı. Bu arzu ve istekle serhat boylarında gözünü kırpmadan nöbet tutulacaktı. Vatan savunulacak, ezan susmayacak, bayrak ve sancak hiç yere düşmeyecekti. Bedir’de de böyleydi. Uhud’da da böyleydi. yetmiş şehit vermiştik. Ve Uhud şehitlerine ağlıyordu tıpkı bu gün de zaman zaman şehitlerimize ağladığımız gibi. Zaman hızlıca akıp gitse de biz her birisinin şahidi ve tanığı olduk, oluyoruz.
Malazgirt’te de Mücahitler, Allah’ü Ekber diyecek ve küffarı yenecekti. Bu aşk Çanakkale’de de böyle yüreklerde büyüyecek, büyüyecek yedi düvele galip gelinecekti. Kurtuluş savaşı ve tanık olduğumuz on beş Temmuz hain kalkışması ve şehitlerimiz, gazilerimiz ve şahit olduklarımız… da böyleydi.
Otuz küsur yıldır memleketimizin her bir köşesinde görevler yaptık yapıyoruz. Onlarca şehit cenaze namazları kıldırdık. Bütün bu duyguları her birimiz tek tek yaşadık. Şehidimizin annesi, babası ve eşiyle birlikte bizde ağladık ve gözyaşı döktük. Tıpkı şu yazıları yazarken gözyaşı döktüğümüz gibi. Bunlara şahit olduk.
Ve şöyle dua ettik. Allah’ım bu güzel vatanımız için, ezanımız, Kur’an’ımız ve şanlı bayrağımız için bize de tıpkı bu şehitlerimiz
gibi gözümüzü kırpmadan şehit olmayı nasip eyle. Çünkü onlar bizim için en tatlı canlarından, eşlerinden sevdiklerinden geçtiler. Biz rahat edelim, çocuklarımız ve neslimiz rahat etsinler diye. Onlar Ammar oldular, Hz.Hamza oldular, Cafer Bin Tayyar…oldular, Ömer Halisdemir oldular ve isimlerini sayamadığımız nice kahramanlar oldular.
Memleketimizin her bir köşesinde, her bir kabristanlıkta nazlı, şanlı bayrağımızın altında yatan nice kahramanlar oldular!
“Ey şehit oğlu şehit” Siz aramızda isminizle, ruhaniyetinizle, kahramanlığınızla dolaşıyorsunuz. Biz buna şahidiz. Siz Rabbimizin Kur’an‘daki ifadesiyle en güzel nimetlere kavuştunuz. Rabbim bizleri de kavuştursun. Bizleri en güzel işlere şahit eyle Allah’ım!
Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler, lakin siz anlayamazsınız.(Bakara S. 154 )
Siz değerli okurlarım/dinleyenlerim sizleri en büyük dua ile Allah’a emanet ediyorum.