Sekiz on dört Ekim aile haftasidir. Bu münasebetle bu günkü yazimi bu konuya ayirmayi istedim.
Milletimiz için aile mefhumu çok önemlidir, ayni zamanda güçlü bir millet ve ülke olmanin da lokomotifi, harci ve çimentosu mesabesindedir.
Bunu çok iyi bilen ülkemizi zayiflatmak isteyen güçler, kültür emperyalizmi ile aile degerlerimizi çökertmek için ellerinden gelen her seyi yaparlar, yapmislardir, yapacaklardir.
Mesela sultan Mahmut zamaninda ülkemiz aleyhine hainlikler yapan Fener Rum patrigi Gregaryus,
Rus Çari’na yazdigi mektupta, Osmanli ülkesinin yenilmesi için, öncelikle dini inançlari ve aile baglarinin çökertilmesi gerektigini vurgulamistir.
Günümüzde Amerika ve diger bazi bati ülkelerinin yapmaya çalistiklari da budur.
Bulundugumuz zaman diliminde ülkemizde maalesef geleneksel aile olgusu çekirdek aile kavramina dönüsmeye baslamistir… Bu endise verici boyutta midir?
Su gerçegi gözden kaçirmamak lazim: Ülkemizde de aile degerleri ve mahremiyetinde erozyonlar baslamistir… Bosanma hadiseleri artmaktadir.
Annesi babasi ayrilan çocuklarin sorunlari, istenmeyip terk edilen çocuklar, karisina çocuklarina siddet uygulayan erkekler sorunsali ülkemizde kaygi duymamiz gereken merhalededir.
Aile baglarinin çöküsü batida çok daha önce baslamisti… Batili aydinlar, ülkelerinde aile degerlerinin zayiflamasindan duyduklari endiseleri sikça dile getirmekte ve yazmaktadirlar.
Avrupa Birligi istatistik kurumu Eurostat’a göre, AB genelinde her üç evlilikten birinin bosanmayla sonuçlandigi, nikâh sayisinda önemli derecede düsüs yasandigi, nikâhsiz yasayan çiftlerin oraninda
endise verici düzeyde artis oldugu dile getirilmektedir.
Amerika da ise durum daha da vahim olup, her iki evlilikten bir bosanma ile sonuçlanmaktadir.
Avrupa Birliginde dogan çocuklarin % 40’ki evlilik disi dünyaya gelmektedir.
Bu durumda sosyal devlet sisteminin çarklari bu çocuklari devlet himayesine almaktadir.
Ancak tabii ki bu hayat normali olmayip anne sevgisinden mahrum olma sorunsali insan tabiatina aykirilik sorunuyla sosyal bir vakadir.
Diger yandan, Avrupa bu haliyle dogurganlik oran düsüklügü sebebiyle genç nüfus sorunu ile karsi karsiyadir. Sayet sorun bu sekilde devam ederse, çember ileriki yillarda daha da daralacak olup, simdi nasil yabanci isçiye ihtiyaç varsa, kim bilir, belki ileriki yallarda parali yabanci askeri personel çalistirmak zorunda kalacaklardir.
Ülkemiz açisindan konuyu biraz daha irdeledigimizde, eskiye göre bizde de aile mefhumunda endise etmemiz gereken sorunlar oldugunu görmekteyiz… Çünkü aile geçimsizligi, anlasmazligi ve siddeti kaygi verici oranda tirmanis göstermektedir.
1935 -1950 yillari arasinda genç nüfus % 20,8 ile en yüksek seviyede bulunuyordu. Ancak ülkemizde az çocuk yapma ve dolayisiyla dogum oranlarindaki düsüklük, dengeyi tersine çevirmekte olup, dogum oranlarinin 2025 yilinda % 14,3… 2040 yilinda % 13,4… 2080 yilinda 11,1’re düsecegi öngörülüyor. Sonuç olarak, yasadigimiz cografyanin sartlarini ve ülkemiz üzerinde oynanan oyunlari hesaba katarak hareket etmek, aile baglarimizi çok siki tutmak keyfiyet degil, bir zorunluluktur.
Bu suur ve bilinç, varligimizin sebebi, bizi ayakta tutacak ahengin harcidir.