Baba dost mudur, arkadaş mı?
Dünyanın en ulvi, en değerli mesleğinden, en büyük nimetinden ve ne anlama geldiğinden bahsetmek, bu konuyu siz değerli okurlarımla/dinleyicilerimle konuşmak istiyorum.
Baba öncelikle hem dünyaya hem de ahirete açılan bir kapıdır. Dünyada rızık kapısı, ekmek kapısı, huzur kapısı, mutluluk kapısıdır. Onun gölgesinde, onun arkasında, onun selametinde, onun şefkat ve merhametinde büyür evlatlar. Hayat onunla başlar, onunla büyür, onunla öğrenilir her şey.
O senin sönmeyen ocağın, kök dal salıp çoğalacak bucağın, omzuna kafanı yaslanıp uyuyacak kucağındır. Diliyle değil çoğu zaman gözüyle konuşur seninle. Yaptırarak değil kendisi bizzat yaparak, yaşatarak, türlü çeşit acı ve sıkıntılara katlanarak konuşur seninle. Kaç yaşında olursan ol, benim oğlan, benim kız diyerek başlar söze. Öyle konuşur seninle. Onun hakkını ödeyebilmek ne mümkün? O hayırlı bir evlat bırakmanın, kimseye muhtaç olmamanın, çocuklarım perişan olmasın benim çektiğim sıkıntıyı onlar çekmesin duygu ve düşüncesinin peşindedir. O helal rızık kazanmanın, evlatların kursağına haram lokma girmesin düşüncesinin peşindedir. Bu kadar büyük bir hayatın yükünü omuzlamıştır çelimsiz bedenine, bütün ağırlığı ile…
O komşudan, dost akrabadan, arkadaş ve tanıdıklardan geri kalmamanın, onlarla birlikte yol alabilmenin peşindedir.
Efendimiz (as) onun hakkının ne kadar büyük olduğunu şöyle anlatır biz ümmetlerine. “Hiçbir çocuk babasının hakkını tam olarak ödeyemez. Ancak babası birinin kölesi olurda, o da onu satın alıp azat etmiş olursa belki” (Ebu Davud edeb 20) der, Peygamberimiz.
O bizim cennet kapımızdır. Kulağımıza okunan ezan, kamet ve güzel bir isimle başlatır yaşam yolculuğumuzu. Daha konuşmaya başlar başlamaz oğlum, kızım Allah kaç, Peygamberimizin adı neydi diyerek büyürüz onun gönlünde ve kalbinde. Bu serüvende kızlar annelerini, oğullar babalarını taklitle başlar hayatın dolambaçlı, inişli çıkışlı yollarına. Baba evladın elinden tutar mahalle mescidine, camisine birlikte giderler. Yaşlar biraz büyüyünce birlikte açarlar dükkânın kepenklerini. Birlikte tutarlar tarlanın yolunu. Her işinde baba evlada uzun uzun nasihatlerde bulunur. Yolculuk yapsalar anlatır, bir yerde çalışsalar anlatır. Her hâlükârda evladına nasihat eder. Tıpkı Lokman (as) anlattığı gibi: “Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir… Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. Yürüyüşünde tabi ol, sesini alçalt…”(Lokman 16,17,18,19,)
Çünkü o bizim cennet kapımızdır. Hiç bir baba evladının dünyada sıkıntı çekmesini istemediği gibi ahirette de sıkıntı çekmesini istemez. Rabbimizin merhameti zaten de böyle değil midir?
Babalık vermektir. Babalık korumaktır. Babalık yol göstermektir. Babalık evlatları için gözyaşını yanağına değil ciğerlerine akıtmaktır. Babalık mutluluğunu parlayan göz bebekleriyle anlatmaktır. Babalık evlatlar için ekmek, dikmek, onlar için yaşamaktır.
Babalık işte arkadaştan öte bir şeydir. Evlatlarının sıkıntısını da sırlarını da mezara kadar saklayabilen dünyanın en iyi en fedakâr, en cömert adamıdır. Dünyanın en iyi dostudur.
O evinin emini, ev halkının reisi, sorumlusudur. Çünkü o, ev halkının hesabının da kendisinden sorulacağını bilir. Bu bilinçle yaşar ve taşır hayatın bütün yükünü omuzlarında.
Böyle bir baba, olsa olsa Allah’ın en iyi dostu olur. Rabbimizin dostu olabilmek ve kalabilmek dilek ve duasıyla Allah’a emanet olunuz.