Huzurun ve güvenligin kaynagi, ayni toprak parçasinda yasayan, ayni dil, kültür ve tarih içinde bir arada olan insanlarin birligi ile mümkündür. “ Birlikte rahmet, ayrilikta azap vardir.” Hadisi serifi bunu açikça ifade eder.
Insanlar neden ayriliga düser? Bunun birinci sebebi bireysel düsünce ve menfaatlerini öncelemelerindendir. Yani özellikle kendi menfaatleri her seyin üstünde olmasindandir. Belki de yasalar, gelenekler ve görenekler, yasaklar ve tabii ki din insanlari düzene sokmak, birlik ve beraberlik içinde huzurlu bir hayat sürmelerini saglamak içindir.
Bunca uyarilara ragmen insan, dünya kurulali beri kavgayi, bölünmüslügü ve felaketleri tekrar tekrar yasamistir. Bunca tecrübe, nasihat, uyari insanogluna fayda vermemektedir. Insanlarin tamaminin basina buyruk oldugunu söylemek pek dogru olmaz ama bencil, sadece kendini düsünen, baskasina hayat hakki tanimayan, özellikle toplumun huzurunu, yasalarini, gelenek ve göreneklerini, kültürünü önemsemeyen, asagilayan, bozmaya çalisan, kuralsizligi kural haline getiren basibozuklar yüzünden toplumlarin huzuru ve güvenligi sikintiya girmektedir. Kurunun yaninda yasin yanmasi gibi iyiler bu ortamda kaybolurken yangin alip basini gidiyor. Bu yangini nasil söndürebiliriz? Sorusu da insanlari hep mesgul etmis, bunun için de yasalar, gelenekler, töreler ortaya çikmistir. Peygamberler de zaten böyle zamanlarda Allah(cc) tarafindan görevlendirilmislerdir. Çünkü her insan kendi hesabini verecek, uyarilmadim, haberim yoktu, diyemeyecektir.
Bunca tarihi geçmise, tecrübeye, felaketlere ugramis; nice medeniyetlere, huzur ve refaha sahitlik etmis insanoglu neden her defasinda yeniden bir savasa, kavgaya, bölünmüslüge, sapkinliga, kaosa sürükleniyor? Bizim de içinde bulundugumuz su zaman diliminde yasadiklarimiz, sahit olduklarimiz bize göstermistir ki, insan zenginlestikçe, bir seyler basardikça, esyaya hükmetmeye basladikça kendinden baska kimseyi tanimaz olmustur. Böylece kurumlar da bu sistem içinde bozulup, gerçek faaliyetlerini yerine getirememis, hatta düzeni saglamak yerine düzenin bozulmasinin birincil sebebi konumuna gelmistir. Özellikle siyaset kurumu bunun en bariz örnegidir. Devletler, siyasetle yönetilir. Bir devletin güçlü olmasi için siyaset kurumunun saglikli ve güçlü olmasi gerekir. Bu kurumun saglikli olabilmesi için de siyasetçilerin dürüst, ahlakli, samimi, iyi niyetli, vatansever ve empati yetenegi gelismis kisiler olmalidir. Sahsen, günümüzdeki siyasetçilerin samimiyetleri tartisilir, diye düsünüyorum. Ayni davaya inanmis insanlarin birbiriyle anlasamiyor olmalari bunun en bariz örnegidir. Ayni davaya bas koymus insanlar ki ortada gerçekten bir vatan davasi varsa gerektiginde fedakârlik yapabilmelidir. Davasi için fedakârlik yapamayanlar hangi davanin adamlaridir? Beraber hareket ederken birbirine toz kondurmayanlar, haksizliklar karsisinda susanlar, hatta bu haksizligi hakliymis gibi savunanlarin yollarini ayirinca birbirlerine fütursuzca saldirmalari hangi samimiyetin, dava adamliginin icabidir? Halki/seçmeni dahi riyakâr hale sokan bu tür siyasetçilerin ta kendisidir.
Dünya devletlerinin halklari arasinda hiçbir problem yokken o devletlerin siyasetçileri sayesinde degil midir ki halklar da birbirine düsman olmus. Sirf siyasi geleceklerini saglama almak için halki kiskirtma yoluna gitmistir. Birlik ve beraberlikten, kardeslikten bahseden siyasetçilerimizin kürsüye çikinca asip kesmeleri, diger partilere ve partililere saldirmalari, asagilamalari hangi siyasi ahlakin ve samimiyetin ürünüdür?
Aile de toplum da siyasetle yönetilir. Siyasetçi ahlakli, dürüst, samimi ve çaliskansa toplum da ahlakli, dürüst, samimi ve çaliskan olacaktir. Birlik ve beraber olmanin, dirlik içinde yasamanin birinci sarti, farkli anlayis ve düsüncede olunsa bile toplumsal konularda, milli meselelerde, dis etkenlere karsi birlikte hareket edebilmektir. Bunu saglayacak olan da siyasetçilerdir.
Sözümüzü, biliyorum ki hiçbir siyasetçi kendi üzerine almayacaktir. Her biri ben en dogruyum, elestiriler hep digerlerini ilgilendiriyor, anlayisinda olacaktir. Iste en büyük problem de budur. Milli meseleleri kendi siyasi ikbal meseleleriyle karistiran ve sadece kendi menfaatlerini düsünen siyasetçilerin bu millete verecegi, kargasa ve güvensizlikten baska hiçbir sey degildir.