Döviz islemlerinin aksamdan sabaha git gide yukari firladigi, yakin günlerden birinin sabahi. Eczanedeyim, tek tük gelip giden var. Vatandas ilacini almaya gelmis, kalfa bir yandan ilaçlari raftan indirip indirip, bankoya dizmekte, bir yandan da “Ahmet amca, falan ilaç piyasada yok, muadilini-esdegerini veriyorum.” Ahmet amca soruyor. “Neden yok?” “Ahmet amca, zam gelecek, gelemedi, firma zam bekliyor, zamsiz piyasaya çikaramiyor.” Bana dönüp soruyor. “Neden böyle?” “Ne yapalim, ham maddesi disardan, dolara bagli, dolar da birden yükselince, firmanin da düzeni bozuldu. Hem muadili de ayni, etken madde ayni. Ben de çogu ilaçta muadili kullaniyorum.” Diyorum. Vatandas ikna oluyor. Kalfa ilaç posetini uzatiyor. “ .. su kadar fark ödemeniz var!” diyor. Vatandas farki ödüyor, Çikiyor..
“Böyle olmamaliydi ! ” diyor, bir baskasi. “Bende bir yigin fark verdim.” “Her sey dolara bagli. Mecburen böyle oluyor!” diyorum. “Ama olmaz ki, bu kadarda yükselmemeliydi!” diyor. “Haklisin, bizim elimizden bir çare gelmez. Bizde sikintidayiz. Bizim isimiz de ilaç fiyatlari ile. Neyse ki zamli yada muadil vs. ilaç bulunabiliyor. Dua edelimde, hepten kesilmesin. Eger bir yokluk baslarsa, gör o zaman milletin halini.” Diyorum. Adam, “ Haklisin, yine de halimize sükür.”
Biraz sonra, ilacini almaya gelen birisi, ilaç-reçetesini, daha dogrusu reçetenin sifresini bankodaki elemana teslim ettikten sonra yanima oturuyor. Sir verir gibi sessizce fisildiyor. “ Doktorum, dolardan tam .. bin lira zararim var.” “ Nasil oldu?” “Findigi zamaninda satsaydim, dolara çevirseydim, .. su kadar kar’ im olacakti.” “Kar’ dan zarar ettin, desene.” “Hiç sorma doktorum, düsünemedik iste? Bir arkadasim var , bos bir dairesi vardi, isime yaramiyor diye satti, altina çevirdi, simdi çok rahat. Çok pismanim, çok..” “Haklisin, diyorum, beklenmedik bir sey oldu. Ne yaparsin? Elden bir sey gelmiyor. Bizde ilaçlarda sikintidayiz.” “Ne bilelim böyle olacagini, dolar da hiç bu kadar çikar miydi? Geçen markete gittim , bir hafta önce ..su kadar olan 5 kiloluk sivi yagin fiyati.. su ..kadar olmus. Ne olacak, bunun sonu?”
Vakti zaman. Yil 2001. O zamanlar, yaklasik yirmi yildir artan PKK Savasi nedeniyle, daha önceki dönemlerden ve hükümetlerden kalan ve git gide artan dis borçlari ödeyebilmek için, o zamanki Basbakan Bülent Ecevit, bankalardaki döviz mevduatlarini kullanmak istemis, anayasa mevzuatinin engeli nedeniyle kullanamamis ve çaresiz, alel acele iç ve dis döviz kaynaklarini kullanarak iç piyasadan döviz toparlamaya çalisinca da, dolar ve banka faizleri inanilmaz sekilde yüklenmis, dis borçlar bir miktar ödenebildiyse de, iç piyasayi alt üst ederek tüm ülkeyi sarsan döviz krizi hükümeti de sarsmisti.
Bir animi anlatayim. O sabah saglik ocagindayim, hasta muayene ediyorum. Bir ara boslukta, hemsire yanima geldi. “ Doktor hanim odasinda agliyor.” dedi. Hemen yanina gittim. Babasi, insaatlarda küçük tasaron isler yapiyordu. Elinde telefon, sanirim ailesiyle konusuyordu. Telefonu kapadi, yüzüme bakti ve “ Babam mahvoldu” dedi, aglamaya devam etti.
Zorda kalan hükümet tarafindan, acele, ABD’den yardim istenmis, bu tür durumlar için elde hazir tutulan Finans-teknik ekipten Türk asilli Dünya Bankasi Baskan Yardimcisi Kemal Dervis devreye sokulmus, Hükümetin, Dünya Bankasi’nin Türkiye’ye getirdigi bazi ekonomik dayatmalari kabul ederek, durumu kurtarmaya çalismasina ragmen, Türkiye, yeni bir olusuma girmis, Adalet ve Kalkinma Partisi kurulmus, tamda islerin düzelmeye basladigi bir zamanda, hükümet ortaklarinin ortakliktan ayrilmalariyla hükümet düsmüs, alel acele yapilan ilk genel seçimde de % 35 oy olarak, iktidar partisi olmustu.
Adalet ve Kalkinma Partisi ve iktidari, yillardir, Türkiye’ye borç verip alacaklarini toparlayamayan ve artik bu isi daha saglam bir temele oturtmayi planlayan, dis ekonomi-finans sektörlerinin, destegiyle ve onayiyla olusturulmustu. Kisa süre sonra, AKP baskanligina seçilecek, basbakan olacak ve bu gün Cumhurbaskani olan Recep Tayyip Erdogan’in, Istanbul Belediye Baskanligi sirasindaki, ‘borç alip ödemedeki düzgünlügü’ nün bilinmesinin de, bunda katkisi oldugunu tahmin ediyorum. AKP iktidari, rahatlikla ele geçirdigi bu firsati iyi degerlendirmis, gerek, takviye gelen dis kredileri degerlendirerek ve gerekse, eski hizli sanayilesme dönemlerinden kalma ve bir türlü dogru dürüst kar etmeyen eski model sanayi tesislerini elden çikartarak bütçeye olan yüklerinden kurtulmus, kendisine gösterilen ekonomik yolda ilerleyerek, ülkenin önceligi olan sanayilesme atilimini dis sermaye girisine ve yönetimine birakarak, agirligi, getirisi fazla olmayan ve üstelik te kendisini çok uzun vadede finanse edebilen, aslinda dünya ticaret sektörünün ihtiyaçlarina yönelik olan, yol, köprü vb. gibi pahali ulasim alt yapi yatirimlarina ve bolca oy getirecek sosyal politik çalismalara vermis, dünya kapitalist düzeninin isleyisine uygun hamle ve reformlarla dis dünyayi da yanina almis, uzun yillar için gelecegini garantilemisti.
Iktidarinin 10.cu yilinda AKP, bir çok konuda göz dolduruyordu. Dis ödemeler dengesi fazlalik vermeye, ekonomik büyüme dünya zirvelerine çikmaya baslamisti. Ancak, 2008 yilindan itibaren, ABD ve Avrupa basta olmak üzere, kapitalist sistemin Afrika yatirimlarinda baslayan durgunluk rüzgarlari, çok geçmeden tüm batiyi ve bizide etkilemeye baslayacak, gelismekte olan ülkelere yapilan yatirim kredileri kesilerek , sistem kendini kurtarmaya çabaliyacakti. Kapitalist sistem, her firsatta , gelismekte olan ülkelere, eski bollugun artik olamayacagini belirtiyor, tasarrufa gidilmesini öneriyordu.
Dis borçlar sürekli olarak artiyor, hükümet, iç ve dis çevrelerden gelen tüm iyi niyetli karsi görüslere ve artik kesilmeye baslayan kredi kaynaklarina ragmen, yeni ulasim yatirimlariyla dünya ticaret sisteminin isteklerini yerine getirmeye çabaliyordu. Bir zamanlar, hükümetin önemli ekonomi otoriteleri olan Ali Babacan ve Ahmet Davutoglu ile yollarin ayrilmaya baslamasi da o günlere rasliyordu. Batidan ve dogudan dis finans çevreleriyle irtibat kesiliyor, kredi bulamiyorduk. Üstelik, ülkemizin bu bölgelerdeki hakimiyet alanlarindaki güvenlik ve ekonomik çikarlari, batinin ve dogunun ayni bölgedeki çikarlariyla çatistikça, ülkemizin içinde bulundugu Karadeniz’den Akdeniz’e, Balkanlar’dan Kafkaslar’a dis politika karismis, Türkiye’yi dize getirmek için mevcut hükümeti devirmek ve yeni bir yönetimle dis politikalarda taviz verdirebilmek için, ordu içinde komplo tezgahlayan NATO’cu-tarikatçi subaylarin baslattigi darbenin bastirilmasiyla baslatilan dis hamleler genis alanlara yayilmistir.
Türkiye, NATO’dan ayrilmadan dogu bati arasinda bir denge ve bölgede bir otorite kurmaya çalismaktadir. Bunun içinde, güçlü bir silahli kuvvetlere ihtiyaç vardir. Artik, ABD ve NATO’ dan bir takviye olmayacagina göre, Türkiye kendi silah sanayini, tamamen kendine ait olan teknolojilerle ve kendi mali kaynaklari ile kurmaya çalismakta, bu konuda da, tahminimce, haylice yüklü masraflara girmekte, borç yükümüzde sürekli artmaktadir.
“Durmak yok, yola devam!” dedikçe de dolarin, euronun, sterlinin patlamalari normaldir. Bir seyi açikliga kavusturalim. Bir ülke de her tür iktidar olabilir, kendi tarafinizda veya baska kulvarda olabilir, sag veya sol, muhafazakar veya ilerici hükümetler olabilir. Iyi veya kötü günler olabilir. Benim bu konudaki fikrim soruldugunda, hep, “ Ne olursa olsun, tekerin dönmesi, arabanin yürümesi, ekonominin kilitlenmemesi lazim!” derim . Diger seyler bir sekillerde halledilebilir. Allah milletimizin yardimcisi olsun.
Son birkaç söz. Muhalefetin siddetli baskin tavirlarina ragmen, Hükümet, zorlamalarla da olsa, zaman kazanmaya çalismakta ve 2023 seçimlerine kadar, piyasayi düzeltebilmeyi umut etmektedir. Hayirlisi . Saygilarimla.