Menü Ünye Kent Gazetesi
ARİF TAKICI

ARİF TAKICI

Tarih: 07.03.2026 09:00

Bu Kadar Da Olmaz Denilen Yerdeyiz

Facebook Twitter Linked-in

Son yıllarda camilerde dikkat çeken bir manzara var: Hutbe okunurken başını öne eğmiş, fakat secdeye değil ekrana bakan insanlar… Oysa cuma hutbesi, İslam geleneğinde sadece bir konuşma değil; toplumsal bilinç, ahlak ve sorumluluk çağrısıdır. Buna rağmen bazıları için birkaç dakikalık dijital kopuş bile zor bir fedakârlığa dönüşmüş durumda.

  Geçtiğimiz Cuma günü Ünye Büyük Cami de Cuma namazında hoca internet sosyal bağımlılık konulu hutbe okurken önümdeki kişi cep telefonda internete girmişti… Solumdaki sosyal medyada, biriz ilerdeki de sosyal medyadaydı. Gördüğüm manzara karşısında irkildim. Mevzu sosyal medya ve cemaat sosyal medyada, hem de hutbe okunurken! Vallahi organize etsen ayarlayamazsın.

   Yahu biz toplum olarak nasıl böyle bir duruma evirildik? 

Cuma namazının en önemli unsurlarından biri hutbedir. Peygamber Efendimiz Hz Muhammed döneminden beri hutbe, Müslüman toplumu bilgilendiren, uyaran ve bir arada tutan bir irşat kürsüsüdür. Bugün Türkiye’de hutbeler Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanıyor ve ülke genelinde aynı metin okunuyor. Ama mesele hutbenin içeriğinden önce, onu dinleme adabında düğümleniyor.

Eskiden camide konuşan birine “sus” demek bile hutbenin sevabını zedeleyen bir davranış sayılırdı. Şimdi ise sessizce ekran kaydırmak, sosyal medyada dolaşmak ya da mesaj yazmak neredeyse sıradanlaştı. Kimse yüksek sesle konuşmuyor belki; ama zihnen orada olmayan bir kalabalık oluşuyor. Fiziken saftayız, ruhen Wi-Fi’da.

Bu durum sadece bireysel bir dikkat dağınıklığı meselesi değil; aynı zamanda çağımızın dijital bağımlılığının ibadethanelere kadar uzandığının göstergesi. Telefon artık cebimizde taşıdığımız bir eşya değil, adeta zihnimizin uzantısı. Sürekli bildirim bekleyen, kaçırma korkusuyla yaşayan bir insan tipi ortaya çıktı. Hutbe süresi ise bu sabırsızlığa uzun geliyor.

Oysa cami, gündelik telaşın dışına çıkabildiğimiz nadir mekânlardan biridir. Telefonu birkaç dakikalığına kapatmak, aslında sadece hutbeye saygı değil; kendimize de saygıdır. Zihni susturmanın, kalbi dinlemenin bir fırsatıdır. Hutbe, yalnızca dinî bir metin değil; toplumsal yaralara temas eden, ahlaki pusulamızı hatırlatan bir çağrıdır. Dinlemediğimizde kaybeden sadece “sevap” değil, ortak bilinçtir.

Burada sorumluluk sadece cemaate ait değil elbette. Hutbelerin dili, üslubu ve gündemle bağı da önemlidir. İnsanların kalbine dokunan, hayatın içinden örnekler veren, gençlerin sorularına temas eden bir anlatım dikkat çeker. Ancak en etkileyici hitabet bile, ekran ışığıyla yarışmak zorunda kalıyorsa işimiz zor.

Belki de çözüm, cami kapısından girerken telefonu sessize almakla yetinmeyip zihnimizi de sessize almaktan geçiyor. Hutbe süresince internetten uzak durmak, küçük ama anlamlı bir bilinç egzersizi olabilir. Çünkü ibadet, sadece bedensel bir kavram değil; dikkat ve yöneliş işidir.

Cami saflarında omuz omuza dururken aynı sözlere kulak veremiyorsak, asıl kopukluk internet bağlantısında değil, kalp bağlantısındadır. Ve belki de en çok bunu onarmaya ihtiyacımız var.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —