Genç olmak, delikanli olmak hakikaten hayatin en girift zamanlaridir. Gelgitlerin, turtasizliklarin ve kararsizliklarin oldugu yillardir. Bu yillarin içinde acisi-tatlisi, iyisi-kötüsü, basarisi-basarisizligi hepsi mevcuttur. Birçok meseleyi ve badireyi yasayarak ögrenirsiniz. Çünkü hayat tecrübe ile sekil ve istikamet alir. Ya geçen zamana üzülür keske deyiverirsiniz, yâda iyiki de böyle karar vermisim diyerek mutlu olursunuz. Bütün bu hadiseler yasanirken aileniz, çevreniz, toplumun gidisati sizin yolunuzu ve yönünüzü belirler.
Çogu zaman, benim zamanimda bu imkânlar yoktu diyerek hayiflanirsiniz. Bazen de bize yol gösteren, rehberlik eden hiç olmadi der, bu sekilde kendinizi savunursunuz veya halinizi kabullenmeye çalisirsiniz.
Her neslin, her dönemin, her zaman diliminin kendi içinde eksik yönleri oldugu gibi, mutlaka çok iyi, çok avantajli ve yol gösterici taraflarida olmustur. Iste bu konuyu yine tarih perspektifinden, yasanilan hayatlar ve tecrübeler üzerinden okumaya anlamaya çalisirsak daha dolu bir hayat, daha az pismanlik duyulan bir serüvenimiz olacaktir.
Gençligi atlas kumasa benzeten Mevlana, ömrün önemli bir kismini teskil eden gençligin; yamali ve kalibina uymayan sekilde dikilmemesi gerektigini söyler. Çünkü gençlikte nasil kaftan dikilirse, vücut ona göre sekil alacaktir. Gençligini hirslariyla, süfli arzulariyla bos yerlerde geçiren gençler ileride basit bir kaftana razi olmak zorunda kalir. Daha fazla gelisemez. Ufkunu genis tutamaz. Insanliga faydali olmak için çalisan genç ise hayat boyu gelisir, sabit kalmaz ve basaridan basariya kosar.
Gençlik büyük bir lütuf ve nimettir. Bu nimetin bedeli ancak iyi bir kul olarak, dürüst ve çaliskan olarak ve Allah’a sükrederek ödenebilir.
Iste tam bu noktada genci ihtiyardan/yaslidan ayiran, onu üstün tutan önemli bir tavsiye vardir. Allah Rasülü Peygamberimiz (as) söyle buyurur; ‘’Küçüklügünden beri Allah’a çokça kulluk eden gencin, yasi ilerledikten sonra çokça kulluk etmeye baslayan ihtiyara üstünlügü, peygamberlerin diger insanlara üstünlügü gibidir’’(Kenzül-Irfan 194)
Genç Kardeslerim!
Meseleye ister dini boyutu ile ister dünyevi akil ve mantik yönüyle bakiniz, karsimiza su ana konular çikacaktir.
Gençliginizi hiç bitmeyecek sanmayiniz. Azicik azicikta olsa daima ilginiz, alaniniz yönünde devamli çalismalisiniz. Sorumluluk sahibi oldugunuzu, yapip ettiklerinizin mutlaka hesabini vereceginizi bilerek bir hayat yasamalisiniz. En sevdiklerinizi gönül dünyanizdan hiç çikarmadan onlarla hep irtibat ve iletisimde olmalisiniz. Gençligin en önemli zorluklarindan biri de sabirdir. Sabri hem yasayarak hem de anlamaya çalisarak hayatin bir parçasi oldugunu asla unutmamak gerekir. Bu ve bunun gibi bizlere lazim olacak hayat rehberi konular bizim hayatimizi sekillendirecektir. Mevlana’nin dedigi gibi ya bizi basaridan basariya kosturacak ya da, umutsuz, sabit bir yasamla basbasa birakacaktir.
Rabbim Kur’andaki ifadesiyle bize azmi, sabri ve tevekkülü emrediyor. (Lokman 17, Rum 60, Tegabün 13)
Bu üç unsur her gence yetecek, her insani ihya edecek kadar büyük bir ilahi mesajdir. Yeter ki gençligin bahari, gençligin azgin dalgalari, gençligin gelgitleri arasinda istikametimizi kaybetmeyelim. En büyük sermayemiz olan dogruluk ve dürüstlügümüzden taviz vermeyelim. Hayatin aldatici ve geçici heveslerine bir an kapilip orada kaybolmayalim.
Mücadele azmimiz, gayretimiz, dogru istikametimiz bize istedigimizi mutlaka verecektir. Bundan asla süphe etmeyelim, tereddüte düsmeyelim.
Bizi yaratana kulak verelim. Allah’in Rasulünü rehber edinelim. Tarihi ve tarihi sahsiyetleri dinleyelim. Büyüklerimizi ve onlarin tecrübelerine, yasadiklarina anlam vermeye çalisalim.
Bütün bunlari bir zincirin halkasi gibi birbirine ilave ettigimizde zaman için de bize lazim olanlari bulacagimizdan süphemiz olmasin. Yolunuz, bahtiniz açik olsun genç kardeslerim. Allah’a emanet olunuz.