Bu gün size samimiyetimizi elektronik ile halletme aliskanligimiza atif yapan eski bir köse yazimi sunmak isyedim.
Hasret hormonlu domates tatsizligi ve soluklugundakine benzer hakikatsizlikte el sikisirken
Zamanla…
Zaman onu samimiyet katsayisi eksik sablona sokmanin takintisi ile hoyratliga teslim etti!
Hasret sentezlenerek geldigi derinliklerden ötelenirken günümüz insaninca mecalsiz uzantilara.
Bir marti hasrete sahip çikti hasretlere yapilan kallesliklere inat.
Kus sürüleri de sahip çikti hasrete, göçerken özgürlügün irtifalarindaki gökyüzünde, hasretlere kanat çirpti.
Birde kaz kafali deriz ya insana… Kazlarin uçarken üçgen sekilde kanat çirparken, kanat havalarindan çogalan enerjiyle uçmasini ve hasreti yasattiklarini bilmeden.
Hasret ne kadar sikâyetçi bilmiyorum, teknolojinin hasretin eksenini tortulastirip anlamsizlastiran insafsizligindan.
Ama neye hasret duydugumuzun kritigini yapma çaresizligi bizi zihin bulanikliginin savrukluguyla türbülansa ugratsa da zamansiz, yine de zaman bizimle olma cömertligini gösteriyor.
Simdiki çocuklar, hasretin özüne has tanismalardan mahrum… Nasil desem… Televizyondaki buzlanma misali görüntü özürlü gibi.
Yok… Yok: Hasreti anlama özürlüsü olduk hepimiz!
Hasreti hayal sandiklarimiza hapsettik… Of ya… Bir nevi müzelik ettik desek suna.
Güya hasretiz biz hasrete.
Yani, nasil desem? Hani mail, telefon ya da mesaj ile hallediyoruz ya tüm haberlesmemizi.
Hani böylece hasret gibi bir olgunun nüanslarini ihtiyaç disiligin raflarindaki nostaljik kutusuna koyariz ya, çocuklarimiz müzedeki antik eserler gibi baksa yeter gaf ve vefasizliginda.
Saniriz ki hasret de bizim sandigimiz saflikta zamanla el sikisir, mürekkep baliginin ortam uyum refleksi kivaminda.
Ama bizim o eski kivamdaki hasretlerle kaybedecek vaktimiz de yok diye düsünür olduk degil mi?
Bizim hasret çekmeye zamanimiz yok degil mi?
Onun için biz hasretleri bilakis bulusup ödüllendirmek angaryasina ya da fantezisine niye girelim degil mi?
Biz o isi teknolojiyle yapiyoruz.
O da ne? Ayni otobüsteki yolculugumuzda bile birbirimize mesaj çekiyoruz.
Eh, bu durumda hasret kendine hasret kaliyor… Ben ise hasrete hasret!
Sevgilerimizi, övgülerimizi, kutsallarimizi söylemeye hasret oldugumuz zaman tünelinde ki hayat maratonunda, hasretin nadide kildigi degerlerimizin nisyanini ve hasretin sikâyetinden yankilanan isyanini anlayamaz olduk.
Oysa akilli telefonlari çok iyi kullaniyor olup birbirimiz ile konusurken bile elimizden birakmama garabeti, ne de çok küstürdü hasreti.
Ne garip… Bir birimizle çok yakiniz, ama ne kadar da uzagiz degil m i?
Hâlbuki yakinligin ölçüsü kilometreler degil ki… Bir anlasak!
Bazen yakinimizin selasi ile idare edip hasreti de gömmüyor degiliz hani bu firsatla issizliga.
Böyle yaptigimiz, taziye evlerinde taziyeden çok geyik muhabbetlerimizden anlasilmiyor mu?
Oooof…Of. Kart postal yazmaya, sabirla dinleyene, bir bilgeye, riyasiz dostluga, samimi gülümsemeye, kanaatkâra, Sabahat’a, vefaya, ne çok hasretim desem sanki kim hak verecek.
Yok… Yok… Ben hasrete hasretim.