Kiymetli okurlarim/ dinleyenlerim esrefi mahlûk olarak yaratilmis insanin en büyük arzusu, istegi nedir diye sorulsa hiç süphesiz huzur diye cevap veririz. Çünkü iç huzurunuz, aile huzurunuz, cemiyet huzurunuz yoksa paranizin, malinizin, varliginizin, kariyerinizin bir anlami bir degeri varimidir!
Canimizi siktigimiz, üzüldügümüz, kizdigimiz hatta bu sebeple kalp kirdigimiz o kadar çok ufak tefek isler vardir ki, bütün bunlar kirdigimiz kalpleri, üzdügümüz insanlari, yaptigimiz yanlislari dogrultmaya düzeltmeye bazen yetmeyebilir. Yillar yili acisi, izleri, hatiralari sizi hep rahatsiz edip durur.
Hayatin akisi içinde mutlaka inisler çikislar olacaktir. Seni rahatsiz eden, mutsuz eden, huzurunu kaçiran olaylar, hadiseler, sözler, isler olacaktir. Bu dünyalik sikinti ve mutsuzluklarin telafisi mümkündür.
Aslinda bütün mesele yaratilis gayesine odaklanabilmektir. Iste o zaman bizim için gerekli olan nedir, bana lazim olan nedir, beni asil mutlu huzurlu eden sey nedir? Sorularinin cevabini bulmamiz daha kolay olacaktir.
Günde bes kez Rabbimiz bizi huzuruna çagirmaktadir. Sabahin erken saati ile baslayan huzura çikma isi, öglen vakti, ikindi vakti, aksam vakti ve yatsi vakti ile o gün sona ermektedir. Ertesi gün aynen devam etmektedir.
Söyle birazcik tefekkür ettiginizde huzurda bulunmanin, huzura çikmanin ne büyük bir anlam ifade ettigini hemen anlariz. Birincisi Allah’in huzuruna bes vakit çikabilmek, makama kabul anlami tasir ki bundan daha büyük bir mutluluk olamaz. Siz dünya gözüyle, anlayisiyla bir yetkilinin kapisinda saatlerce beklediginizi ve nihayetinde içeri alinmadiginizi tasavvur edin. Kabul edilmemeyi birakiniz, saatlerce beklemeniz bile moralinizi bozmaya, huzurunuzu kaçirmaya yeter de artar bile.
Ikincisi, kulun kendini yaratani ile irtibatinin devam etmesi yaratilis gayesinden uzaklasmamasi demektir. Insan denen varlik anlik zaman içinde bile ana merkezden kopup gidebilmektedir. Yanlis düsünmeye, kötü seyleri hayal etmeye, baskalarina zarar verecek düsünceler içine girmeye çok çok meyillidir. Bu sebeple Peygamberimiz, Ey kalpleri eviren çeviren Rabbim, beni dinim üzere sabit kil (Tirmizi Kader 7) diye dua etmistir. Insanin bir saniye bile bosluk kabul etmeyen bir fitrati vardir. Bunu en iyi bilen Allah’tir. Bu sebeple kulunu günde bes kez huzuruna bekler ki, kul yanlis is yapmasin. Haramlara girmesin. Insanlara sikinti vermesin. Evinde, caddesinde sokaginda insanlarin huzurunu kaçirmasin.
Eskiler aksam erken saatlerde yatar ve güne erken baslardi. Her gün vaktin bir bölümünde, özellikle ögle vakitlerinde bir müddet kaylüle/uyku yaparak dinlenirlerdi. On bes yirmi dakika bir tefekküre dalar, günahlarini, yanlislarini, kirdigi kalpleri, üzdügü gönülleri, yâda daha iyi bir kul nasil olabilirim diye düsünür, eksikliklerini gözden geçirirlerdi. Yâda gecenin bir vaktinde kalkar bir miktar ibadet eder, Peygamberimizin bize ögrettigi ve yaptigi gibi, Evrad-i Ezkar ve tefekkürle her gece bunu tekrar ederlerdi. Camilerde uzun yillar devam eden huzur dersleri ise ayrica huzurda kalmanin, Allah ile irtibatta olmanin ilmi ve somut hali idi.
Bu sekilde yapmakla, yirmi dört saat devamli huzurda kalmayi yanlis ve hatayi en aza indirmeyi, yenilenmeyi hedeflemisti böyle hayat yasayanlar.
Iste iç huzur akil sahibi, en serefli varlik olan insan için önemli bir nimettir. Bunun ne manaya geldigini bilenler bunu yasayarak bir hayat kurmuslardir. Huzurda kalma, namazla zirveye ulastiginda bir baska tezahür etmistir inananlarin ruh dünyalarina gönül dünyalarina.
Bugünkü hayati, yasam serüvenimizi birlikte gözden geçirelim. Ne evimizdeki televizyonlar, ne cebimizdeki telefonlar, cadde ve sokagimizdaki patirti-gürültüler ne alis veris merkezlerindeki devamli çalan müzikler bize huzur vermek yerine, adeta “Ey filan kisi beni dinle. Benimle konus. Bana bak. Benimle ilgilen. Saatlerini günlerini aylarini yillarini benimle geçir. Bana bagimli ol. Ben ne dersem onu yap. Düsünme, tefekkür etme” gibi bizi baska bir dünyaya yönlendirmektedir. Siz daha fazlasini söyleyin. Hangisi insani daha huzurlu ve daha mutlu etmektedir?
Huzurdan uzak olan, unutur ve unutulur. Huzurdan nasip sahibi olamamak dünyamizin da, ahiretimizin de felaketi olur. Bütün mesele her seyin sahibi Allah’i tefekkürle, tesekkürle, hamd ile ve namazla anmaktir. Hep huzurda kalmaktir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’i anmakla huzur bulur.(Rad 28)
Sizleri Allah’a emanet ediyor, bir baska yazimizda bulusmak üzere diyorum.