Menü Ünye Kent Gazetesi
MİSAFİR KALEM

MİSAFİR KALEM

Tarih: 09.06.2021 18:29

İrfan Yıldız BEŞLİOĞLU/ÇEVRE SAVAŞIMI NEDEN SONUÇSUZ KALIYOR?

Facebook Twitter Linked-in

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarina sahiptir.” (Anayasa Md. 35)

“Herkes, mesru vasita ve yollardan faydalanmak suretiyle yargi mercileri önünde davaci veya davali olarak iddia ve savunma hakki ile adil yargilanma hakkina sahiptir.” (Anayasa mad 36)

“Kiyilar, Devletin hüküm ve tasarrufu altindadir.

 Deniz, göl ve akarsu kiyilariyla, deniz ve göllerin kiyilarini çevreleyen sahil seritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yarari gözetilir.”(Anayasa md.43)

“Devlet, topragin verimli olarak isletilmesini korumak ve gelistirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksiz veya yeter topragi bulunmayan çiftçilikle ugrasan köylüye toprak saglamak amaciyla gerekli tedbirleri alir. (Anayasa md. 44)

“Devlet, tarim arazileri ile çayir ve meralarin amaç disi kullanilmasini ve tahribini önlemek, tarimsal üretim planlamasi ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artirmak maksadiyla,  tarim ve hayvancilikla ugrasanlarin isletme araç ve gereçlerinin ve diger girdilerinin saglanmasini kolaylastirir.”(Anayasa madde 45)

 “Herkes, saglikli ve dengeli bir çevrede yasama hakkina sahiptir.

  Çevreyi gelistirmek, çevre sagligini korumak ve çevre kirlenmesi önlemek devletin ve vatandaslarin ödevidir. “ (Anayasasi madde 56)

“Bu Kanunun amaci, bütün canlilarin ortak varligi olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve

sürdürülebilir kalkinma ilkeleri dogrultusunda korunmasini saglamaktir.”(Çevre Kanunu madde 1)

Çevre: Canlilarin yasamlari boyunca iliskilerini sürdürdükleri ve karsilikli olarak

etkilesim içinde bulunduklari biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortami,

Çevre korunmasi: Çevresel degerlerin ve ekolojik dengenin tahribini, bozulmasini ve yok

olmasini önlemeye, mevcut bozulmalari gidermeye, çevreyi iyilestirmeye ve gelistirmeye, çevre

kirliligini önlemeye yönelik çalismalarin bütününü,

Çevre kirliligi: Çevrede meydana gelen ve canlilarin sagligini, çevresel degerleri ve ekolojik dengeyi bozabilecek her türlü olumsuz etkiyi,

Sürdürülebilir çevre: Gelecek kusaklarin ihtiyaç duyacagi kaynaklarin varligini ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kusaklarin çevresini olusturan tüm çevresel

degerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fizikî vb.) islahi, korunmasi ve gelistirilmesi sürecini,

Sürdürülebilir kalkinma: Bugünkü ve gelecek kusaklarin, saglikli bir çevrede yasamasini…” (Çevre Kanunu mad.2)

“Bu Kanunun amaci; topragin korunmasi, gelistirilmesi, tarim arazilerinin

siniflandirilmasi, asgari tarimsal arazi ve yeter gelirli tarimsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi

ve bölünmelerinin önlenmesi, tarimsal arazi ve yeter gelirli tarimsal arazilerin çevre öncelikli

sürdürülebilir kalkinma ilkesine uygun olarak planli kullanimini saglayacak usul ve esaslari

belirlemektir. (Toprak Koruma ve Arazi Kullanimi Kanunu mad.1)

“Bu Kanun; arazi ve toprak kaynaklarinin bilimsel esaslara uygun olarak siniflandirilmasi,

tarimsal arazi ve yeter gelirli tarimsal arazilerin asgari büyüklüklerinin belirlenmesi ve

bölünmelerinin önlenmesi, arazi kullanim planlarinin hazirlanmasi, koruma ve gelistirme

sürecinde toplumsal, ekonomik ve çevresel boyutlarinin katilimci yöntemlerle degerlendirilmesi,

amaç disi ve yanlis kullanimlarin önlenmesi, korumayi saglayacak yöntemlerin olusturulmasi ile

görev, yetki ve sorumluluklara iliskin usul ve esaslari kapsar.” (Toprak Koruma ve Arazi Kullanimi Kanunu mad.2)

“ Yeralti sulari umumi sular meyaninda olup Devletin hüküm ve tasarrufu altindadir. Bu sularin her türlü arastirilmasi, kullanilmasi, korunmasi ve tescili bu kanun hükümlerine tabidir.”(Yeralti Sulari Hk. K.md.1)

Yeralti suyu: Yeraltindaki durgun veya hareket halinde olan bütün sulardir.

Yer alti suyu deposu: Bünyesinde yeralti suyu bulunan tabakalardir ki, bu tabakalarin her hangi bir noktasindan su çekildiginde, bütün su kütlesine tesir edilmis olur.”  (Yeralti Sulari Hk. K.md.2)

Konunun içerik, önem ve yasamsalligini ortaya koymak adina; yukarida Anayasal ve yasal birkaç dayanak saydiktan sonra, uygulamaya, sitemkârca ve esefle deginelim.

Kardesler! Dostlar!

Çevre, kuru söz degil, yasam ya da ölüm sorunudur. Insanlarin ve özellikle de, ilgili yerlerde yasayanlarin -çogunlugunun- bu konulara duyarsizligi ve ilgisizligini anlamak olasi degil! Ilgili yöre insanlarinin ya parayla/çikarla akli çekiniyor ya da (erki elinde bulunduranlarca) siyasal/yönetimsel ve kolluksal baski kurularak, sindiriliyor. Bu durumda, siyasal partilere, sivil toplum kuruluslarina (odalara, derneklere, vakiflara, kent konseylerine, ..vb.) ve özellikle basina/medyaya çok büyük görev düsüyor.

Ne yazik ki, isminde çevre sözcügü bulunan kimi olusumlarin, ‘sari sendikalarin’ negatif yapisi benzeri, ‘sari çevre dernekleri’ de söz konusu olabiliyor. Siyasal erki ve yönetim aygitini elinde bulunduranlar çevre’ye sahip çikmayinca, onlarin yönlendirmesindeki yerel yönetimler de konuya deger vermeyip tersine çevre talancilarini korur bir yaklasima girince... Bu çevre savasimlari güçsüz ve etkisiz kaliyor... Ilk basta gösterilen güçlü ve coskulu tepkiler, yildirma ve sindirme yöntemleriyle kiriliyor. Açikçasi, sonuçta, anamalcilarin/anaparacilarin dedigi oluyor. Yerel ve Genel Yönetimlere yapilan basvurulara duyarsiz kalininca ve yargisal yollardan da bir türlü olumlu sonuç alinamayinca (ne yazik ki, genel olarak, yönetsel yargi, bu islerde, yürütmeyi durdurma karari vermiyor -verse de uygulayacak yer/kat/görevli bulmak, büyük yetenek ve yetkinlik istiyor- ; yargilama uzun sürüyor, sonuçta olumlu karar (genellikle) çikmiyor; çiksa da, 1 ay içinde uygulanmasi gereken Idare Mahkemesi kararlarini, ilgili Idare birimleri, Anayasaya ve yasalara aykiri davranarak, uygulamiyor; diger yandan, karara karsi yasal basvuru yollari içinde, süreç uzuyor; sonunda, eger varsa olumlu karar kesinlesse de, o zaman içinde hersey bitmis oluyor... O zaman, duyarli ve ilgili yurttaslarin hakli çevre savasimi, söylem düzeyinde kalmis oluyor. Eylem düzeyinde olanlarsa, siyasal genel/yerel yönetim ve buyrugundaki görevlilerce, özellikle kolluk gücüyle, çok kati ve acimasiz biçimde kiriliyor, bastiriliyor. Eylemciler hakkinda sorusturmalar yapiliyor, tutuklamalar yapiliyor, davalar açiliyor, yargi kararlariyla, mahkûmiyetler veriliyor. Özetle, çevre savasimi ve direnci için, (muktedirlerce ve siyasal erk tarafindan) yurttaslara birakilan mücadele alani oldukça dar, mücadele enstrümanlari çok kisitli,

Mücadele yollari dikenli, dalli budakli, çakirdikeni ve çakmak tasiyla dolu ve bedeli agir... Buna karsin, bu denli güçlük ve engeller olsa da; birtakim özverili, duyarli, kararli ve yararli insanlar, yüreklice ve yigitçe, diyebiliriz ki kahramanca, dogaya ve çevreye (insana ve topluma; ekolojik dengeye), -Anayasal ve yasal- yasama ve yasam hakkina sahip çikmaya devam ediyor. Söylemek gerekir ki, gerekli yasalar var ama uygulamak mevkiindeki olan görevli ve yetkililerde -uygulama için istek- irade yok. Siyasal erki ve yönetim yetkisini elinde bulunduranlar, kamu aygitina hükmedenler, ilgili birim ve kademelere, ‘çevreye ve çevrecilere sahip çikin’ yönünde bir olumlu telkinde bulunmuyor, tersine, söz ve uygulamalariyla, aksini salik veriyorlar. Oysa ülkenin ve kamu yönetiminin en birinci önceligi, ekolojik dengeyi, dogal/saglikli/yasanabilir ortam ve kosullari korumak olmalidir. Insan ve yasam, ger türlü ekonomik degerden, her türlü kâr ve ranttan çok ama çok çok degerlidir; insan ve yasam, rantla/kârla mukayese kabul etmez. Demek oluyor ki, siyasal ve yönetimsel erke egemen olanlarin (yani siyasal iktidarlarin) yegleyisi (tercihi) olmayinca, çevre/doga için savasim olanak ve yollari çok çetin/girift ve çileli oluyor. Iste sorun budur. Ama inaniyor ve düsünüyorum ki; insan, toplum, doga, dogal çevre, yasam yani ekolojik denge, yani iyilik ve erdem kazanacaktir! Saygiyla...

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —