Menü Ünye Kent Gazetesi
AHMET DERYA VARİLCİ

AHMET DERYA VARİLCİ

Tarih: 11.03.2026 09:00

Karadeniz Arkeolojisi – Osmanlı Dönemi - I

Facebook Twitter Linked-in

Karadeniz’de Doğu Roma (Bizans) yerleşimini ele alırken, ağırlıklı olarak Osmanlı Dönemine, özel olarak Osmanlı’nın son yıllarındaki Ortodoks Rum varlığına değindik. Bizans Arkeolojisi’ni irdelerken, bir yandan da Osmanlı Arkeolojisi’ne girmiş olduk. 

 

Osmanlı Arkeolojisi

 

Osmanlı arkeolojisi, başlangıçta öne çıkan, arkeoloji alanında benimsenen bir uzmanlık alanı değildir. 19. yüzyıldan itibaren bilimsel bir disiplin olarak arkeoloji önce Yunan ve Roma gibi klasik uygarlıkları, daha sonra da Mısır ve Mezopotamya gibi protohistorik uygarlıkları ortaya çıkarmasıyla başlayan süreç giderek çeşitlenmiştir. 

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren arkeoloji, insanın dünya üzerinde görülmeye başlamasından itibaren, onun dünya üzerinde ortaya koymuş olduğu bütün maddi kültür öğelerini araştıran bir disipline dönüşmüştür.

Böylece gerek zaman aralığının uzaması, gerekse çalışma alanın da genişlemesi doğal olarak bu disiplinin de araştırdığı konular itibarıyla çeşitlenmesine yol açmıştır. Günümüzde bile Türkiye’de tek bir arkeoloji disipliniyle bütün dönemleri ve uygarlıkları incelemek mümkün olmadığından, üniversitelerde klasik arkeolojiyle başlayan disiplin zamanla prehistorya, protohistorya ve önasya arkeolojisi gibi değişik branşlara ayrılmış durumdadır.

Osmanlı kalıntıları ise başlangıçta önemsenmeyen, kazılarda “moloz yığını” işlemi gören arkeolojik çalışmalara engel bir katmandı.

1990’lı yıllara geldiğimizde Paleolitik çağdan Selçuklu ve Bizans dönemi sonlarına pek çok arkeolojik araştırma Türkiye’de yapılmaya başlandı. Türk tarihçiliğinin pusulası ve tarihçilerimizin “kutbu” olarak anılan Prof. Dr. Halil İnalcık arşiv belgeleriyle yetinmeyip sahaya indi. Sanat Tarihçilerinin de katkısıyla arkeolojide multidisipliner, “çok branşlı” bir bilim dalı olarak Osmanlı arkeolojisi doğdu.[1]

Osmanlı arkeolojisi ilk olarak Yunanistan’da, Balkanlarda ve Ortadoğu’da, Yunan ve Roma kazıları sırasında rastlanan Osmanlı kalıntılarının değerlendirilmesiyle ortaya çıktı. Zaman içerisinde çeşitlendi, örneğin Saraçhane kazılarında İstanbul’un Roma ve Bizans dönemleri kalıntıların dışında Osmanlı İstanbul’una ait çeşitli buluntular da ortaya çıktı ve bunlar değerlendirilerek yayınlandı. 

Karadeniz’den örnek vermek gerekirse, Yavuz Sultan Selim’in Sancak Beyliği’ni yaptığı, Kanuni Sultan Süleyman’ın doğduğu bir kent olan Trabzon’da günümüze kadar sağlam ulaşabilen pek çok tarihsel anıt Osmanlı arkeolojisi kapsamında ele alınmaktadır. 

Osmanlı Arkeolojisi konusunda Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Tarih Bölümünden, Prof. Dr. Reyhan Körpe’nin, Amerikalı Yazar - Arkeolog Uzi Baram ve Antropolog Lynda Carroll’un özel çabalarını anmak gerekiyor. 

 

Tarih Araştırmalarında Yeni Bir Metot: Osmanlı Arkeolojisi

 

Prof. Dr. Reyhan Körpe ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Osmanlı Arkeolojisi konusuna özel olarak eğilmiştir. 10-13 Nisan 2017 tarihinde Ankara’da, Uluslararası Prof. Dr. Halil İnalcık Tarih ve Tarihçilik Sempozyumu’nda “Osmanlı Araştırmalarında Yeni Bir Yöntem Olarak Osmanlı Arkeolojisi” konulu bir tebliğ sunulmuştur.

Tebliğ Osmanlı araştırmalarının yeterince kullanmadığı bir alan olan arkeoloji sahasına eğiliyor ve yeni bir disiplin olan Osmanlı arkeolojisini tanıtmayı hedefliyordu. Bilim ve Sanat Vakfı Türkiye Araştırmaları Merkezi bu tebliği vesilesiyle Tez-Makale sunumlarının Kasım ayı konuğu olarak Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Reyhan Körpe’yi misafir etti. Bu sayede hem Sayın Körpe bir tebliğ süresinden daha geniş bir zaman diliminde konuyu sunma imkânını elde etti hem de katılımcılar bu yeni akademik disiplin üzerine birinci ağızdan bilgi sahibi olma ve konuyu müzakere imkânı buldular.[2]

Sempozyumda ele alınan Osmanlı arkeolojisi, 2014 yılında akademik alana taşındı. 

Türkiye’de ilk defa Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Osmanlı Arkeolojisi Anabilim Dalı kuruldu. Programın isim babası ise kendi araştırmalarında saha çalışmalarına önem veren ve ilk kez bu yönde çalışmalar yapılması gerektiğini dillendiren merhum Halil İnalcık’tı. Körpe’nin verdiği bilgilere göre bu program hâlihazırda yüksek lisans ve doktora seviyesinde şu anki mevcut öğrencileriyle eğitime devam ediyor ve ilk mezunlarını vermiş durumda.

Arkeoloji disiplini içine en son katılan çalışma alanlarından biri olan Osmanlı Arkeolojisi terimi diğer arkeoloji dallarında olduğu gibi dönemsel ve coğrafi olarak sınırlanmış durumdadır. Osmanlı arkeolojisi dönem olarak Osmanlı Devleti’nin kurulduğu 1299’dan, devletin sona erdiği 1922 yılına kadar yaklaşık 600 yıldan fazla süren bir zaman aralığını, coğrafi olarak ise imparatorluğun Asya, Avrupa ve Afrika’da hüküm sürdüğü toprakları kapsar.[3]

 

Halil İnalcık ve Osmanlı Arkeolojisi

 

Türkiye’de ve dünyada sosyal bilimler camiasının mümtaz ismi, Türk tarihçiliğinin pusulası ve tarihçilerimizin “kutbu” olarak anılan Prof. Dr. Halil İnalcık, Türkiye’de Osmanlı arkeolojisinin önemini kavrayan ve bu konuda bilimsel çevrelerin harekete geçmesini sağlayan öncü isimdir. İnalcık, özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemi üzerine yaptığı çalışmalarda yazılı kaynakların yetersizliğini tespit etmiş ve bu boşluğun doldurulması için arazi çalışmalarının (yüzey araştırmaları ve kazılar) yapılması gerektiğini savunmuştur.

Bu amaçla araziye inen İnalcık, Osmanlı’nın kuruluş sürecini anlamak amacıyla Anadolu’nun kuzeybatısında on yıldan fazla süren saha araştırmaları gerçekleştirmiştir.

Bu süreçte erken Osmanlı ve Bizans kaynaklarını rehber edinerek, metinlerde adı geçen yerleşim yerlerini bizzat yerinde incelemiş ve olayların geçtiği yolları takip ederek tarihi verileri fiziki kanıtlarla doğrulamıştır.

Yaptığı bu yüzey araştırmaları sayesinde, Osman Gazi’nin 27 Temmuz 1302’de Bizans’a karşı kazandığı Bapheus (Koyunhisar) Savaşı’nın gerçek yerini tespit ederek, bu savaşın Osmanlı Devleti’nin asıl kuruluşu olduğunu bilimsel olarak ortaya koymuştur.

 

İnalcık ve Bapheus (Koyunhisar) Savaşı

 

Bapheus (Koyunhisar) Savaşı'nın yerinin tespiti, Osmanlı tarih yazımında devrim niteliğinde bir değişim yarattığı için büyük öneme sahiptir. Bu önemin temel nedenleri şunlardır:

Özetle, Bapheus Savaşı'nın yerinin tespiti, Osmanlı Devleti'nin doğuşuna dair efsanevi anlatıları somut tarihi verilere dönüştürmüş ve kuruluş sürecine dair bilgilerin büyük bir bölümünün aydınlatılmasını sağlamıştır.

 

Devam edecek: Osmanlı Dönemi - II  

 

Kaynaklar:

 

Körpe, Reyhan. 2010, Tarih Araştırmalarında Yeni Bir Metot: Osmanlı Arkeolojisi, Uluslararası Prof. Dr. Halil İnalcık Tarih ve Tarihçilik Sempozyumu Bildiriler, II. Cilt, TTK. Yay. VIII. Dizi – Sayı: 32b

Körpe, Reyhan. 2022, Dünyada ve Türkiye’de Osmanlı Arkeolojisi çalışmaları ve Osmanlı Arkeolojisinin Geleceği, Çelebi Dergisi, Sayı 9, Sayfa 223-236 

Uluslararası Prof. Dr. Halil İnalcık Tarih ve Tarihçilik Sempozyumu Bildiriler, Cilt I – II, Türk Tarih Kurumu Yay. Ankara, 2022


 

[1] Körpe, 2010; 410

[2] Yusuf Ziya Altıntaş, “Tarih Araştırmalarında Yeni Bir Metot: Osmanlı Arkeolojisi” üzerine Değerlendirme.

[3] Körpe, 2022; 224


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —