AK Parti, geçtiğimiz dönemde belediye başkanlarıyla ilgili olarak beklenmedik bir iş yaptı.
Denildi ki;
“Bazı belediye başkanlarında “metal yorgunluğu” var. Görevden alıyoruz.”
Bunun üzerine tuttular seçime kalmış birkaç ay başta İstanbul ve Ankara olmak üzere belediye başkanlarını istifa ettirdiler.
Metal yorgunluğu nedir?
Kişide ya da kişinin icraatlarında nasıl ortaya çıkar?
Bu yorgunluğu ne belirler, kim ölçer?
Bütün bunlar hiç sorulmadan, soruşturulmadan “Ben istedim, oldu” mantığı gerçekleşti bütün bu istifalar.
Bu süreçte, yine başka yollarla da bazı belediye başkanları görevlerinden edildi.
Örneğin Ordu Büyükşehir Belediyesi Kurucu Başkanı Enver Yılmaz… İstifa ettirildi.
Enver Yılmaz’ın istifası “metal yorgunluğu” kapsamında ifade edilmedi.
Daha doğrusu hiçbir şey ifade edilmedi. Hiçbir açıklama yapılmadı.
Sn. Yılmaz çağrıldı Ankara’ya AK Parti Genel Merkezi’ne, istifa et denildi.
Sorgusuz sualsiz istifa ettirildi.
Bir başka örnek Ünye Belediye Başkanı Ahmet Çamyar…
Görevden uzaklaştırıldı.
Gerekçe olarak ta şöyle denildi;
“Yapılan denetlemelerde icraatlarında yolsuzluk ve usulsüzlük tespit edildi. Bakanlık tarafından hakkında soruşturma açıldı. O yüzden görevden el çektirildi.”
Ben gazeteci reflekslerimle işin başından sonuna kadar süreci yakından takip ettim.
Enver Yılmaz, ne yaptı da görevden alındı? diye, AK Parti Genel Merkezi dahil, bir çok kimseye sordum.
Alabildiğim yarım yamalak cevap; “Disiplinsizlik yapıyordu. Yaptıklarıyla partiye zararlı oluyordu.” sözleri oldu.
Ne yapmış? Hangi disiplinsizliği yapmış? Partiye nasıl zarar vermiş? Bu soruların cevabı ise havada kaldı.
Üstelik varsa bir disiplinsizlik, partinin disiplin kurulu var. Konu orada görüşülür, karar orada verilirdi. Bu da olmadı.
Ahmet Çamyar’a gelince; onun ki hukuki bir süreçti. Hakkında birkaç dava açıldı. Çok sürmedi açılan bütün davalardan beraat etti.
Dava sonunda anlaşıldı ki, Ahmet Çamyar için usulsüzlük ve yolsuzluk suçlamaları görevden el çektirmek için bahane olarak kullanılmış.
Gelelim işin asıl boyutuna…
Benim takip ettiğim süreç içinde en çok dikkatimi çeken şu oldu…
AK Parti 2004 sonrası süreçte partili belediye başkanlarını bir iki olay hariç ne istifa ettirdi, ne görevden el çektirdi.
Yine bu son dönemde de böyle doldu. AK Partili belediye başkanlarından hiç birine “istifa et” denmedi, görevden alınmadı.
İyi de, niye önceki dönemde AK Parti böyle bir yola başvurdu?
Tek izahı var. Bu yolun siyasi olarak kendi kazanç hanelerine olumlu katkı yapacağı hesabından hareket ettiler.
Ama ne oldu?
Hiç te umdukları gibi olmadı. İstanbul ve Ankara’da hezimet yaşandı.
Ordu’da ne oldu?
Disiplinsizliğin sebebi gösterilen Enver Yılmaz’dan sonra disiplinsizlik ortadan kalktı mı?
Çok daha fazlası oldu. Büyükşehir Belediyesi içinde bile milletvekili, bürokrat kavgası yaşandı, yumruklar konuştu.
Demek ki AK Parti geçen dönem yanlış yaptı.
Zaten doğru yaptığını görseydi, bu dönemde de devam ederdi “istifa ettirme” yol ve yöntemine.
AK Parti bırakalım parti olarak kendine yanlış yapmayı, geçen dönem çok büyük haksızlıklar yaptı.
Bir Belediye Başkanı nasıl gelir o göreve?
Seçime girer, kazanır, öyle gelir.
Yani işin içinde millet iradesi vardır.
AK Parti, millet iradesini yok saydı, milletin seçtiğini görevden aldı, millete haksızlık yaptı.
Bir de ne yaptı?
Belediye başkanlığı, aynı zamanda kazanılmış kişisel bir haktır.
Bu hakkı yok saydı, kişilerin kazanılmış haklarını ortadan kaldırdı.
Süreci baştan sona yakından takip eden bir gazeteci olarak işin sonunda geldiğim nokta ve vardığım kanaat bundan ibaret.
Orta yerde büyük haksızlıklar yaşandı…
Yaptığı haksızlıklar nedeniyle AK Parti, iradesini hiçe saydığı milletten özür dilemeli.
Bunun için de, milletin seçtiği belediye başkanlarına yaptığının haksızlık olduğunu kabul etmeli…
Geçen dönemde hangi belediye başkanına haksızlık yapıldıysa hakları iade edilmeli.
Bir insanla toplum nezdinde, yakın çevresi, ailesi, çoluk çocuğunun nezdinde, hiç hak etmediği halde, sırf siyasi hesaplar yüzünden itibarıyla bu kadar vahşice oynanamaz, oynanmamalı.
Haftaya kadar kalın sağlıcakla…