Yil 1991’di.
Uzun bir aradan sonra yeniden Ankara’daydim.
Simdi aramizda olmayan, sonsuzluga ugurladigimiz sevgili Nurver kardesim ve esi Vedat’la birlikte Ankara sokaklarinda dolasiyoruz.
Daha çok tarihi yerlere ugruyoruz.
Ankara Kalesi’nde mola veriyoruz.
ANAP dönemi, ses düzencisi Zengel, Kale’den bir konak kiralayip asevine dönüstürmüs. Otantik Anadolu yemekleri servis ediyor. Konak müze gibi, yer yer Özalllarin atribüleri (simgesel esya, ikon, resim yahut heykel) konagin odalarina serpistirilmis.
Zengel Pasa Konagi adini verdigi bu konak, Zengel’in ardindan (iki dönem sonra) mirasçilarinin elinden geri alinacakti.
Baska paydaslar türemisti anlasilan.
****
Neyse konak öyküsünü burada sonlandiralim.
Oturup bir seyler yedikten sonra oradan ayriliyoruz.
Asil anlatmak istedigimiz mekana dogru ilerliyoruz.
Kale’nin etegindeki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne giriyoruz.
Istanbul Arkeoloji Müzesi gibi ülkemizin en önemli müzelerinden birindeyiz.
Genis bir zaman diliminde müzeyi geziyoruz.
Eserler geldikleri yerlere göre tasnif edilmis, simdiki gibi kronolojiye göre düzenlenmemis.
Haliyle Orta Karadeniz Bölümü’nde daha dikkatliyiz.
O da ne?
Ünye’den gümüs bir tas…
Kimmer’lere ait bu eser MÖ. 6. Yüzyila tarihlenmis.
Üzerindeki fil figürleri biraz da Dogu esintisi tasiyor.
O nedenle Kimmer-Med stili diye nitelendiriliyor.
Ünye yerlesiminde üretilmemisse bile, buradan geçenlerin yahut konaklayanlarin bir buluntusu.
****
Bu güzel ziyaretin ardindan müzeden çikiyoruz.
Giriste bir meyve agaci önünde sohbet ederken, agacin yesil meyvesi dikkatimizi çekiyor.
“Bu nedir?” demeye kalmadan Nurver meyveyi kopariyor.
Tam yanimizdan müzeye gitmekte olan biri cevapliyor sorumuzu.
“Bu yaban elmasi” diyor.
“Koparmasaydiniz olgunlasip tatli bir meyveye dönüsecekti,” diyecek oluyor.
Nurver’in karni burnunda, Gülce’ye hamile…
Durumu görüp, “koparmasaydiniz” kismini es geçiyor.
Meyveyle ve müzeyle ilgili bilgiler aktariyor.
Müze’de önemli bir görevde oldugunu anliyoruz.
Tesekkür edip ayriliyoruz.
****
Ankara’ya yolum düstügünde çogunlukla Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne ugrarim.
Son dönemde çevre restorasyon ve sokak iyilestirmeleriyle tarihi bir dokuya kavustu.
Koç Müzesi’nin de açilisiyla Ankara’nin bu yöresi “gezilesi” yerler arasina girdi.
Ve ben Anadolu Medeniyetleri Müzesine her gidisimde Ünye’den getirilen Kimmer Tasini arar dururum, bulamam.
Görevlilere sorarim, nerede diye?
“Depodadir, dönüsümlü sergileniyor!” cevabini alirim.
(Kimmer Tasini müzede bulamadim ama yillar sonra 19 Mayis Üniversitesi’nin Arkeoloji merdivenlerini arsinlarken, Akurgal’in Anadolu Uygarliklari kitabinda buldum. Ekrem Akurgal’in kitabinda tam sayfa; Levha 59. Sayfa 570. Ünye Gümüs tas, sekil, 239, Kimmer-Med stili-Akurgal, Antike Kunst 10, 1967- Anadolu Medeniyetleri Müzesi.)
Bir iki üç derken, hiç mi denk gelmez bana bu dönüsümlü sergileme…
Son gidisimde “Beni esas görevliyle görüstürün!” dedim.
Kararliyim, Kimmer Tasi’nin akibetini ögrenecegim.
Usak Müzesindeki Kroisos’un (Karun diye bilinir) Deniz Ati Brosu gibi iç edilmesin!
Ne yazik ki beni “esas” görevliyle bulusturamadilar.
Toplantiymis, üst katta uluslararasi bir konferanstaymis.
Içeriye sadece davetliler aliniyormus.
Araya Pandemi girince Müze ziyaretlerimiz simdilik ertelendi.
Ama bilin ki Anadolu Medeniyetleri Müzesi görevlileri…
Ünye’den alip müzenizde sergilediginiz ve yillardir teshir stantlarinizda bulamadigim Kimmer Tasi’nin takipçisiyim.
Onu bir yerlerden bulup çikaracaksiniz ortaya!