Menü Ünye Kent Gazetesi
İSMAİL CANBULAT

İSMAİL CANBULAT

Tarih: 13.01.2021 17:15

Olmuş Bir Masal: “Tarık’ın Hazinesi”

Facebook Twitter Linked-in

Bir zamanlar, uçsuz bucaksiz sehrin sokaklarinda, iki tutamakli, iki minik tekerlekli, içine kocaman naylon bir çuval oturtulmus, demirden, masalsi arabalar varmis...

Sehrin, olmayan ‘geri dönüsüm bilincini’ tedavi eden, ekonomiyi ve çevreyi ayakta tutan en degerli çabanin, en çevreci, en alt halkasinin muhtesem zamazingolari yani...

Ve o acayip vasitayla sokaklarda her gün gördügümüz adamlardan biri: Tarik.

Yolun çogunlukla tam ortasindan giden, hiç de saygi göstermedigimiz, arabamizin tamponu ve aynalariyla çarpacakmisçasina yanlarindan geçtigimiz, hatta çarptigimiz, sokaklarin gizemli, agir isçilerinden biri o...

Ama haberlerde sik sik gördügümüz; Bu meslegi paravan olarak kullanip, demir bahçe kapilarini, koltuk sandalye ne varsa o “çuvalin” içine saklayip çalan hirsiz tayfasindan degil. Her meslegin hirsizi, ugursuzu olur. Tarik onlardan degildir. O tipler de Tarik’i namuslu oldugu için sevmezler zaten...

Tarik, kara-kuru, çelimsiz, orta boyludur. Esmer yüzünün arasindan parlayiveren bakimli, bembeyaz dislere sahiptir.

Her daim, eskinin turuncu süngerli “Walkman” kulakligiyla dinledigi müzikle ve gözlerine kadar çekili beyaz kasketiyle isini yapan, omuzlari ve boynu hafif düsük, kendi halinde, her daim düsünceli bir gençtir.

Eski-püskü ama temiz kiyafetleri, yeni terlemis biyiklari, çenesinde, çizilmis gibi duran seyrek sakallari ve hüzünlü, sabit gülüsüyle sehrin sokaklarini karis karis tarar.

Yanina yaklastiginizda üstü-basi çöp degil, her zaman lavanta kolonyasi kokar. Hiçbir kiyafete para vermedigi gibi kolonyaya da para vermemistir. Asil olay, “nerede” “neyi” bulacagini bilmektir zaten; Tipki tekstil ve hazir giyim atölyelerinin ve ‘zengin evlerinin’ çöplerinden, kendisine bütün yil yetecek bir kiyafet dolabi olusturdugu gibi... Estetik zevki de ‘deyme modacilara’ tas çikarir haa!

Yürüyüsü, yolda gidisi, arabayi tasiyis tarzi digerlerinden farklidir. Görseniz, Tarik’i çöple degil, sanatla ugrasiyor sanirsiniz.

Sokakta dogmus, yasamis, hizlica pismis ve çifte kavrulmustur.

Isini de iyi yapar; Tek basina bir “çöp ayristirma tesisi”, bir “geri dönüsüm makinasi”dir bu “faydali çöp toplayici” adam.

Tarik, topladiklarini önce, yalniz yasadigi evine getirir. Peynir tenekeleriyle kaplanmis barakanin genis arka bahçesinde onlari cinslerine göre ayirir, haftada bir de “kamyuncuya” yükler…

Tarik, ‘dünyadaki asil Cennetin’, ‘insan kalbi’ oldugunu, ama ihmal edilirse çöplüge dönüsecegini düsünür... “Çöpçünün çöp felsefesi...”

Evlerden elden aldigi ya da çöpte buldugu kitap, dergi, gaste, basili her ne var ise ‘okumus’, bir sokak filozofu olmustur Tarik... Bilgisiyle arkadaslarina havasini da atar! Onun sözlerinden bunalan ve onu hiç bir zaman anlamayan diger “toplayicilar”; 

   - Len baksaniza Tariiik pirefesör olmus! Yürrüüü çakma pirefesüüür!          A be sen burlarda harcanirsin! Git ünverstede hoca ol, siska Tariiik, ehi ehii!

Bunlari takacak adam degildir Tarik. Daha kesfedilecek çok dünya vardir…

Minik ve önemsiz bir objeden, bir esyadan kendine dünyalar kurar, topladigi esyalarin hikâyelerini hayâl eder, o hikâyelerin içine girip orada yasar bazen...

Ama hep o büyük, gerçek aski aramaktadir Tarik, “ayaatinin askini!”

Gel zamaan git zamaan, günler ayni sekilde akip giderken...

Tarik bir gün, Üsküdar-Imrahor’da, yarisi çökmüs, çok eski ahsap bir köskün yikintilari arasinda, bugüne kadarki en farkli hazineyi kesfetti:

Kirik bir gramofon, envai çesit antika sapkalar, kiyafetler, kocaman günes gözlükleri, pipolar...

Normalde terkedilmis evlerde bu kadar kisisel esya bulunmaz, eski sahipler evi terk ederken bu kadar esya birakmazlar.

Tarik, “bu evdekilerin hikâyesi neydi acaba” diye düsündü, “köskün sahipleri, geçmislerinden nefret mi ediyorlardi?”

Baskasinin çöpü, digerinin hazinesidir derler. Tarik için büyük bir hazine ve yeni hikâyeler demekti bunlar...

Aksam olunca heyecanla kostu kendi “teneke kösküne...”

Hemen arka bahçeye geçip, Gramofonu çalistirdi, arsivindeki tas plaklardan birini koydu: Münir Nurettin Selçuk’tan “Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktir”

Her bir kösk esyasini, onlar sanki birer insanmis, hepsi ayri birer karaktermis gibi özenle oturttu karsisindaki yirtik koltuklara; Sapkalari, kiyafetleri, pipolari ve uzuun uzuun bakti onlara...

Sonra, esyalardan gelen seslere kulak kesildi bir zaman sonra... Esyalar fisildasiyor muydu ne!? Ne anlatiyorlardi acaba? Gürültü artti artti... Müzigi bile bastirdi!

Tarik o kargasanin arasina dalip sapkalardan birini basina takti, fisiltilar kesildi, Gramofon durdu.

O sirada, eski köskten aldiklari arasinda, minik bir fotograf albümü takildi gözüne. Onun en sevdigi sey, aile albümlerine bakmakti. Onun ne ailesi, ne de bir ‘aile albümü’ vardi çünkü.

Bir ates yakti tenekede, koltuguna keyifle yaslandi, albümü açti.

Ilk resimde çok güzel bir ‘pirenses’ vardi!

Askin adeta fotografta tab olmus sûretiydi resimdeki güzel kiz!

Resimdeki kiz Tarik’a gülümseyiverdi!

Tarik aski bulmustu...

...

Onlar ermis muradinaa, biz çikalim kerevetinee...

Gökten üç “murad elmasi” düstü bu masal için;

Biri anlatanin, biri dinleyenlerin, biri de “Tariklarin” basinaa...


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —