Menü Ünye Kent Gazetesi
AHMET DERYA VARİLCİ

AHMET DERYA VARİLCİ

Tarih: 29.12.2021 08:44

Türkiye Cumhuriyeti ve Türkçülük Akımı

Facebook Twitter Linked-in

 

Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yol, bir anlamda Türklerin yeniden dogusudur. Günümüzden yüz yil önce yasananlar sadece emperyalist boyunduruga karsi bir kalkisma degil, kültürel anlamda bir ulusun da var olus biçimidir. Bu nedenle Osmanli’nin son dönemini ve ardindan yasanan Cumhuriyet devrimlerini ayni sürecin bir parçasi olarak görmek gerekir.

Bu tarihi dönemde yasananlarin hiç biri bir gecede olup bitmedi. “Harf devrimi” dâhil pek çok yeniligin kökeni II. Abdülhamit Dönemi’ne, hatta daha öncesine dayanir.

Türklük, Türklesme ve çagdaslasma da öyle…

Bu anlamda insanlarin bir gecede degisime zorlandigini savunmak, okur yazar olmaktan alikondugunu ileri sürmek, tarihsel gerçeklerle bagdasmaz.

Ilber Ortayli’nin deyimiyle söylersek; “cahillik”tir.

 

Türk Olmak

 

Anadolu, tarih öncesi dönemden baslayarak yüzlerce kavime yurt olmustur. Bugün sadece arkeolojik kazilardan elde edilen bulgular ve yazili belgeler bile bu cografyada etnik-kültürel zenginligin vardigi noktayi göstermeye yeter. Olayi yalnizca irksal temelde ele almak ve Türklük açisindan degerlendirmek, bizi içinde bulundugumuz sosyal yapidan soyutlar. Buna karsin, Halide Edip’in dedigi gibi Türk’ün atesle imtihanini yasadigi bir var olusu da anlamak gerekir.

Türk olmak, irksal bakis açisiyla fazla bir içerik tasimaz.

Türkçülük akiminin öncüleri de bu gerçegi görmüslerdir.

Akimin öncülerinden Yusuf Akçura “Türk”ü söyle tarif eder:

 

“‘Türkler’ dedigimiz zaman, etnografya, filolocya ve târih müntesiplerinin bazan “Türk-Tatar”, bazan “Türk-Tatar-Mogol” diye yâd ettikleri bir irktan gelme, âdetleri, dilleri birbirine pek yakin, târihî hayatlari birbirine karismis olan kavim ve kabîlelerin mecmû’unu [toplamini] murâd ediyoruz.”

(Yusuf Akçura, Türkçülügün Tarihi, Ötüken Yayinlari, 2016, s. 15 )

   

Yusuf Akçura  2 Aralik 1876’da Moskova’nin dogusundaki Ulyanovsk’ta (eski adiyla Simbir) dünyaya geldi. Kazan’a göç etmis Kirim Türkleri’nden aristokrat bir ailenin mensubu idi. 2 yasinda iken babasini kaybetti ve annesi ile birlikte yedi yasina gelmeden Istanbul’a göç ettiler. Kuleli Askeri Lisesi’nde ögrenim gördükten sonra 1895 yilinda Harbiye Mektebi’ne girdi. Okulun 2. sinifinda iken Türkçülük hareketlerine katilmaktan dolayi 45 gün ceza aldi. Erkân-i Harbiye sinifina ayrildiktan sonra askeri mahkeme tarafindan müebbet olarak Fizan’a sürgün edildi ve askerlikten uzaklastirildi. Oradan Fransa’ya kaçti. Paris’te üç yil Siyasal Bilgiler Okulu’nda okudu. Türkçülük fikirleri hayatinin bu döneminde olgunlasti.

1903 yilinda, Istanbul’a dönmesi yasak oldugu için amcasinin yanina Kazan’a gitti ve dört yil kaldi. Kazan’da yazdigi “Üç Tarzi Siyaset” isimli dizi makalesi 1904’te Misir’da yayimlandi. Türkçülük akiminin manifestosu olarak kabul edilen bu 32 sayfalik makalesinde Akçura, Osmanli Imparatorlugu’nun tekrar eski gücüne kavusabilmesi için devletin resmî olarak benimseyebilecegi muhtemel üç ana düsünceyi (Osmanlicilik, Islamcilik, Türkçülük) tetkik etti. Gaspirali Ismail Bey, Alimerdan Bey, Abdürresit Kadi Ibrahimof gibi Türkçülerle birlikte 1905’te “Rusya Müslümanlari Ittifaki” adinda bir parti kurdu. II. Mesrutiyet’in ilani sonrasi Akçura Rusya’daki islerini tasfiye edip 1908 Ekim’inde Istanbul’a geldi.

Istanbul’da Darülfünun’da ve Mülkiye Mektebi’nde tarih dersleri verdi. Bütün israrlara ragmen Ittihat ve Terakki Partisi’ne girmedi. 25 Aralik 1908’de Istanbul’da, Ahmet Mithat, Emrullah Efendi, Necip Asim, Bursali Fuat Raif, Feylesof Riza Teyfik ve Ahmet Ferit (Tek) ile birlikte Türk Dernegi’nin kuruculari arasinda yer aldi. Bu dernegin kapatilmasindan sonra, 18 Agustos 1911’de Türk Yurdu Dernegi kuruldu. Mehmet Emin (Yurdakul), Ahmet Hikmet, Agaoglu Ahmet, Hüseyinzade Ali Bey, Doktor Akil Muhtar Bey ile birlikte Yusuf Akçura da kurucular arasinda yer aldi ve dernegin yayin organi olan Türk Yurdu dergisini 17 yil boyunca idare etti. Ayrica 1912’de faaliyete baslayan Türk Ocagi’nin kurulusunda da aktif rol aldi.

1919’da Ahmet Ferit (Tek) Bey’in kurdugu siyâsî bir parti olan Milli Türk Firkasi’na katildi. Ayni yilin sonunda Ingilizler tarafindan tutuklandi. 1920’de hapisten çikinca Milli Mücadele’ye katilmak üzere Anadolu’ya geçti. Hariciye Vekâleti’nde (Disisleri Bakanligi) Genel Müdür olarak görev yapti. 1923 yilinda Istanbul mebusu seçilerek meclise girdi. 1925 yilinda Ankara Hukuk Mektebi’nde siyâsî tarih dersleri vermeye basladi. 1931 yilinda Türk Tarih Kurumu’nun kurulusunda görevlendirildi ve ertesi yil kurumun basina getirildi. 1. Türk Tarih Kongresi’ni yönetti. 1933 Üniversite Reformu’ndan sonra Istanbul Üniversitesi’nde Siyâsî Tarih profesörü oldu.

Yusuf Akçura, Kars milletvekili iken 11 Mart 1935’te geçirdigi kalp krizi sonucunda Istanbul’da vefat etti; Edirnekapi Sehitligi’ne defnedildi.

Yusuf Akçura’nin “Türkçülügün Tarihi” adli kitabinin “Giris” yazisindan yararlanarak. Kisaca yazdigimiz yasam öyküsünden de anlasilacagi üzere, Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yol “Altaylardan Tuna'ya” masaliyla insa edilmemis, yeni bir ulus yaratma bilinciyle hareket edilmistir.

 

Yusuf Akçura ve Ulus Kavrami

 

Akçura’nin “ulus” kavrami bu bilinci daha net biçimde ortaya koyar, andigimiz eserinde konuya açiklik getirmektedir.

 

““Millet” nedir? Se’niyette [gerçek hayatta] milletler mevcut olmasina ragmen, milletin tarifi o kadar kolay degildir. Milletlerin se’niyette tesekkülüne oldugu gibi, nazariyatta tarifine de siyâsî menfaatlerin müdahale ve te’sîri olmustur. Bugün “millet”in tam ilmî diyebilecegimiz bir tarifini bulup gösteremeyiz; “millet”in birkaç türlü tarifi vardir: Ta’azzî [organize olma] halinde bulunan her millet mevcut serâite [sartlara] ve istihdâf olunan [hedeflenen] gayeye göre, “millet”i tarif etmistir; mesela Almanlar ve Islavlar irk ve lisani (yani târihî mecburiyeti), Fransizlar arzu ve irâdeyi (yani ferdî hürriyeti), Italyanlar arazi ve lisani (yani cografî ve târihî mecburiyeti), milletin tekevvün ve idâmesinde [olusmasinda ve devam etmesinde] en esasli âmil [etken] olarak almislardir. Imkân dâiresinde sey’î (objektif) kalmak arzusuyla biz, milleti söyle tarif etmek istiyoruz:

“Millet, irk ve lisanin esâsen birliginden dolayi ictimâî vicdâninda [toplumsal vicdaninda] vahdet hâsil olmus [birlik meydana gelmis] bir cemiyet-i beseriyyedir [insan toplulugudur].” (Age. s. 16)

 

Döneme damgasini vuran diger önemli isim Ziya Gökalp’tir.

 

 

(Devam Edecek; haftaya: Türkçülük Akimi ve Ziya Gökalp)


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —