…Bütçelerin yaklaşık bir milyon dolarına faturalanmış her savaş pilotu, ülkesinin pahalıya mal olmuş bir barış silâhıydı. Elinde taşıdığı yaklaşık yüz milyon dolarlık savaş makinesini, en etkin ustalıkla yönetebilmeye programlıydı.
Gezegenin savaş gökleri; çoğunlukla kendine sığmayanlar astronomisi, biyografisinden taşanlar diyarıydı. Her an yüzlerce gök öykü, binlerce kahramanı tarafından o adreslerde yaşanır, o adreslere kayıtlanır dururdu. Bazı öyküler ise acısını mezar eyler, yeryüzüne savrulurdu…
Pilotaj ağırlığı her babayiğidin harcı olmayan savaş Uçkunları; dünyalarının delibozuk enerjisiyle nerede ne yapacağı belli olmayan, uçuk küheylanları andırırlardı. Yeteneksiz bileklere dizginleri gevşemez, pimpirikli yüreklere pabuç bırakmazlardı. Ancak özel oldukları hissini kendilerine verebilecek, sınır zorlayıcı yüreklere saygılılardı.
Durmuş motorla, mecburi inişi yakalama güzergâhının ana kilit noktaları olası ki Yzb. Öztürk’e, karşı rüzgârlar yüzünden vefasız davranmışlardı. Meydana olan epey uzaklık, rüzgârlarla taraf olmuş, ait olması gereken yükseklikleri löp löp kemirmiş yutmuştu.
Mecburi inişlerde, görece referans noktalarından ‘Alçak’ ve ‘Yüksek Kilit’ler için yitirdiği irtifa şansını, ‘İki Yedi Sıfır’ noktasını yakalayarak kazanmayı düşündü… Karşı rüzgârla kapıştığı zorlu satrançta, rüzgârın elinden aldıklarına karşılık, direk ‘İki Yedi Sıfır’ noktasına yöneldi. Pisti tutturma olasılığına, hiç değilse buradan yakasına direk yapışarak elde edebilmeliydi. Nerdeyse başaracak hatta başarmış gibiydi…
Beyşehir’in uzak yükseklerinde kopmuş Azrail fırtınası, gök diyarın diğer öyküleriyle benzeşti. Hızla kendini bitirmeye koşturuyordu. Hayatın temposu yükselmişti. Yeryüzü hızla yaklaşıyordu. Savaş uçuklarında karar irtifası on bin fit; son çare son sayfaydı... Ya içinde olduğunuz kadavrayı terk etme ya da onla yeryüzüne devamdı.
Göklerde anayasa, “Ne söylerse, kitap söyler” olsa da hayat, Yzb. Öztürk’ü kitapta olmayana zorluyordu. O güne dek bilinmedik, yaşanmadık sulara açılacaktı. Bazen hayat kitaplarda olmuyordu. Hele de öyküsünde kaybedecek bir şeyi kalmayanların yöneldikleri acil çıkış kapısı, selamet veya felaket olabiliyordu. Kaldı ki, bazen çıkmaza sarılmak da hayata dairdi. Karşısındakini ikna etme yöntemlerini deneyen insanların, serinkanlılığı içindeydi Yzb. Öztürk. Kuşkuyla da olsa denemeye koyuldu.
Savaş uçuklarının öyküsü bol göklerinde, Azrail’i de kayıp giden zamanı da bazen görürdünüz. İnsanın mutlu demlerinden, süpersonik bir süratle alıp başını giden zaman, çökkün mutsuz anların, sarsak mendeburuydu… Az önce Ground (Yer) pozisyonuna aldığı [1]Airstarter’in yapacaklarına, dizliğindeki acil durum el kitabından, tekrar göz gezdirdi. Eksik yoktu. Yoktu ama onca zaman geçmesine rağmen, bu yatalak peki neden hâlâ suspustu…
Hayatın pervasız süreölçeri, o her fotoğraf karesindeki gibi varıp durmuştu sanki... İnsangillerin, o geniş anlarında jet hızıyla akıp giden zamanı; her niçinse bazı bazı anların, sümsük bir tembeliydi. Kıstırdığı anların, kasıntılı kasanı!..
Sefer Öztürk Yüzbaşı; Konya uçuş kulesinin, telsizden Arama Kurtarma helikopterine kalkış talimatı verdiğini parazitli olsa da duymuştu. Ki o anda, gök yaratığın komalık gövdesinde nihayet derunî kıpırdamalar, duyumlu titreşimler başlamıştı… Göstergesinin egzoz hararet ibresi, önce aşırı bir hararete hareketlendi. Yangına doğru koşturdu.
Karasız bir ikilemle oralarda azcık çırpındı, azcık titreşti. Sonrasında geri dönerek, normal değerini belirleyip dinginleşmeyi seçti. Peş peşe koyulduğu sarsıntılar sonrası illetli motor; yüzde 87 devir civarı nihayet uysallaşmış, yaptığına pişmanmış gibi efendisine köpekleşip, tüm gösterge ibreleri istikrar bulmuştu.
Yzb. Öztürk gaz kolu ile hiç oynamadan, tersten de olsa pisti karşılamış ve artık inişteydi… İnmeyi garantileyince de gaz kolunu rölantiye çekti ve kaza kırımsız indi. O esnada Helikopter Pilotları, Bnb. Sisalan ve Yzb. Yeğin; nöbetçi Arama Kurtarma ekibiyle birlikte, olası bir kurtarma görevi için çoktan gök atlastaki yerlerini almışlardı. Ambargo sabıkalı metal aygırın tepesinde, alıcı kuşlar misali dönüp duruyorlardı.
Pilot, her dara düştüğünde olduğu gibi gene belli ki tüm Üs, pilotuyla birlikte ülkenin milyonlarca dolarını kurtarmaya seferber olmuşlardı. Beyşehir gölü üzerinde, öykü başlar başlamaz, uçuş kulesinin telsizden haber verdikleri Üs ve Harekât komutanları, Uçuş Emniyet toplantısını terk ederek acilen pist başına koşturmuşlardı.
Usta pilotları sayesinde, kazasız belasız atlattıkları felaket için sevinç çığlıklarıyla kucaklaşmışlardı. Üs Komutanı Hv. Plt. Tuğgeneral İhsan Bakırezen; namı diğer Bakır paşa ya da Bakır ağa; Yzb. Öztürk’e, “Aferin lan” diyerek takdir ve övgülerini belirtmişti.
Hakikatte, ambargolu motorlarla arası, ne vakit iyi olmuştu ki Öztürk Yüzbaşının! Yıllar sonra Bandırma’da, 83 devirle sabit kalmayı inat etmiş bir F-104G uçuğunu, yine sağ salim indirmişti. Sonrasında Hava Kuvvetler Komutanlığı’nın, üstün başarıyı simgeleyen “şerit rozet” ödülüyle ödüllendirilmişti.
Hatırasından taşmış öykünün, Konya-Beyşehir semalarımdan, şu an bulunduğu Urfa-Harran semalarına Yzb. Serhan, oksijen maskeli ağzının, iri bir tebessümüyle döndü.
Ergani’nin uzun boylu, asık surat heybetiyle görünen Bakır ağa generali, korkutsa da görenini; yakinen tanıdığınızda, askeri bir sertliğin, şahsındaki disipline ordugâhına varır, yıllara katılaşmış bir karargâhın, saygın ocağına ulaşırdınız. Ve dahası, insan yürek bir mertliğin katmanlı merhameti, dobra dobra asaletiyle rastlaşırdınız.
Doğu Hava Sahasını koruyan, 2.Taktik Hava Kuvvet Komutanlığı Komutan yardımcılığına, geçen yıl Tümgeneral olarak atanmıştı. Hava Kuvvetleri Komutanlığınca gönderilmiş emektar uçuş dosyası, Pars Filo uçucu mevcuduna dâhil edilmişti.
Bu sebeple F-100 uçak tipindeki İntibak uçuşlarını, Pars filo öğretmenlerinden, Yzb. R. Serhan’la yapmışlardı. Hatta daha geçen hafta, ikili bir uçak kolu olarak Mardin radarına eğitim amaçlı yaptıkları habersiz Hava Taarruzu, ortalığı epey karıştırmıştı. Yzb. R. Serhan’ın, Bakırezen Generalle edebiyat katmanlı uçuş anıları, gökler tarihinin unutulmaz söylenceleri arasındaydı…
Not; Rıdvan Aydın’ın “YÜREĞİME SİYAH ÇELENK BIRAKTIM” adlı, roman dosyasından devam edecek…
Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti, asil Türkiye Cumhuriyetinin temel kolonlarını inşa eden, 18 Mart Çanakkale Zaferimiz kutlu olsun. Kurucu Ulu Önderimiz, Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte tüm silah arkadaşları, şehit ve gazilerimizin, ruhları şad mekânları cennet olsun.
Gerek hukuksal yargı gerekse devlet sisteminin; partizanlaşarak mezhepleşen siyaset bezirgânlarıyla işgale uğramadığı… Kıblesi para yandaşlıklar zenginleştirilirken, kuşaktan kuşağa yüksek enflasyon, derin yoksullukla dalaştırılan dürüst yurttaşları, adeta yaşayan ölüler haline getiren şirketleşmiş siyasetin, artık at koşturamadığı…
Kurum ve kuruluşları, rantsal çıkarlarına maden ocağı kılıp, kula kul partizanlıklara kök salmış demirbaş siyaset dinozorlarının, artık sülale boyu dallanıp budaklanamadığı…
Çağ dışı seçme-seçilme yasasıyla özellikle kameralar önünde; bilimsel akıl, hakşinas vicdan ve milletçi geçinen siyaset ahlakının, mevki makam kaparak artık kamu vicdanını kanatmadığı…
Lider listesiyle sözde milletin vekili seçilenlerin; hakikatte, el pençe divan eyledikleri liderlerine, artık vekillik yapmadıkları, bir Türkiye umuduyla…
[1] Havada durmuş motoru acil çalıştırma ünitesi.